AH! O, YEMEN’DİR : Esersiz “Medeniyet”e Doğru / Servet Kızılay

AH! O, YEMEN’DİR : Esersiz “Medeniyet”e Doğru

Servet Kızılay

Şahitliğini yaptığımız şu yakın dönem, yıkımların dönemi oldu. İlkin; kısmen yıkılmış olan Afganistan’ın büyük yıkımı ve eserlerinin talanı tamamlandı. Sonra; Irak’tan geriye kalanlar önemli ölçüde bitirildi. Dünyanın en büyük Prehistorya Müzesi, Bağdat’tan çalınıp değişik ülkelere (İsrail, İngiltere, ABD, Fransa, Canada ve diğerleri…) götürüldü. Ardından Libya’nın Fas, Afro-Arap sentez mirası, kendine gelemeyecek şekilde imha edildi ve nihayet Suriye’de hem taşınır hem de taşınamaz eserlerin yağmalanışına seyirci kaldık. Henüz adamakıllı bir envanter yok elimizde: Ne(ler) Çalındı? Nerelere götürüldü? Elimizde avucumuzda kalan şey ne? Taşınmaz eserlerin kaçta kaçı yıkıldı, Ne kadarı ayakta kaldı, maddi hasar ne kadar?  Taşınır eserlerin kaçta kaçı plastik sanatlara ait, kaçta kaçı yazma eserleri kapsıyor? Vb…yüzlerce teknik analiz ve dokümantasyon listelerinden mahrumuz.

İnsanların hoşlarına gitsin diye yahut insanlara sözde “yüksek toplumsal bir bilinç” kazandırsın diye, medeniyetten bahsedenler var ve bunların medeniyet diye anlattığı şeyler, oldukça fazla kabul görmekte. Lakin bu anlatılan şeylerin ne geçerli ne de tutarlı bir tarafı mevcut. Kendisini ayakta tutabilecek hiçbir formel şartı karşılamamakta. Kısacası, hemen hemen hepsi “esersiz bir medeniyet”ten dem vurmakta, ismine de “İslâm Medeniyeti” demekte bir sakınca görmemekte.

“İslâm eserleri” olarak bugün bilinen bütün eserler; bir kültürün maddi verileri, manevi incelikleri, ifade tarzları şeklinde sonuçta dışarıya çıkan, üretilen eserlerdir. Nasıl ki bir evin formu mimarının zihninde ise bütün bu eserleri de ortaya çıkaran da Müslümanların zihni-ruhudur. Yani insan, eseri meydana getirmiştir. Oysa ki durum şimdilerde başkadır. İnsan ve eser arasındaki süreç, tersine dönmüştür. Artık eserlerin “Müslümanları” kurduğunu, inşa ettiğini söylemek gerekir. Zira seküler süreçler içinde İslâm – Müslümanlık adına eserlerden başka geriye bir şey kalmamakta ya da giderek silikleşmektedir. Öte yandan insanı ve medeniyeti kuracak eserler hızla yok edilmektedir. Yani en önemli ayırıcı ve tanımlayıcı unsur olan şey de elimizden kayıp gitmektedir.

Suriye’nin ve Irak’ın İslâm medeniyetinin sadece maddi eserleriyle değil, onu medeniyete dönüştüren mirasın da (Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf, Felsefe gibi dalların) en önemli merkezleri olduğunu bu açıdan ‘bel kemiği’ olduğunu defalarca dile getirdik ve yazdık. Oraların yıkılması halinde çok severek kullanılan o medeniyetten söz etmenin zor hatta imkansız olacağını vurguladık. Böylelikle bu yıkımların kültürel hafızayı silerek sekülerizme son derece elverişli bir zemin hazırlayacağını, onu yaygınlaştıracağını ve hızlandıracağını, ifade ettik. Henüz bunları tartışmaya mecalimiz kalmamışken Suudi Arabistan’ın Yemen’deki ikibin küsür yıllık ünik eserleri bombaladığını işittik. Fakir Yemen’i ayağa kaldırmak için bir tuğla koymayanların, onu yıkmak için adeta koşturmaları oldukça ürkütücüdür. Aynı Suudi Arabistan’ın milyarlarca dolar harcayarak çoğu Batı’dan olmak üzere eserler getirtip yapay Louvre Müzesi kurması da traji-komiktir. Bu durum medeniyeti inşa edecek insanın da anlayışın da kalmadığının dolaylı ilanıdır. Medeniyet kuran eserlerden müzeler kuran eserlere dönmektir sözkonusu olan.

Yemen yıkılarak halledildikten sonra başka en önemli yer Mısır’a sıra geliyor gibidir. Şu anda bile oradaki muazzam eserler bakımsız, harabe, viraneye dönüşmüş yıkılmayı beklemektedir. Daha yakın bir zamanda devlet başkanı Hüsnü Mübarek’i devirme bahanesiyle Kahire Müzesine saldırı yapılmış, oradaki eşi benzeri olmayan bazı eserler çalınmış, neyse ki çalınan eserlerin çoğuna ulaşılabilmişti. Lakin yarın geriye dönüşü olmayan kayıplar bizleri beklemektedir. İpin ucu yine hızla ellerimizden kaçacaktır.  Gerçek anlamda siyaseti bir araca çevirmedikçe kalan eserlerin yıkılmasını engellemek zorlaşmaktadır. İktidar söylemleri altında devletlerin gösterdiği refleks, adeta eserleri yıkan bir balyoz darbesi gibi çalışmaktadır. Diğer kültürel-sosyal-iktisadi meseleleri çözemeyen yürürlükteki siyasal tarzlar; sadece iktidar kurmayı, egemenlik sağlamayı, güvenlik politikaları üzerinden kitleleri manipüle edip kendine bağlamayı yeterli saymaktadır. Sorunlar büyüdükçe bir yandan eserlerin üzerine devrilmeye başlamıştır. Yıkımlar, kendini haklı kılacak “haklı” gerekçeler içinde alabildiğince meşrulaşmıştır.

Bu konulardaki yazılarımızın kısa ve kaba özetini vererek, genel bir değerlendirmeye ulaşalım:

  • Her türlü Eser; edilgen olmaktan çıkmıştır. Onlar Formdur.
  • İslâm Eserleri, Ulus devletlerin tekelinden çıkarılmalıdır. Onların hakiki sahibi siyaset değil Müslümanlardır.
  • Siyaset “İslâm Medeniyet” havzasına ait tüm eserleri korumak, onarmak için sadece bir aracı olmalıdır. Eserler, siyaseti aşan bir noktaya taşınmalıdır. Siyaset bu konularda asıl konumu olan alet hükmünde değerlendirilmelidir.
  • LAHEY ve UNESCO Protokolü tartışmaya açılmalıdır
  • Hasar Envanterleri oluşturulmalıdır
  • Sadece Tarihi Eserler değil, kültürel oluşumun parçası ve hafızası sayılan eserler de kapsam içine dahil edilmelidir (şehirlerin yıkılması onların dokuya uygun rekonstrüksiyonları)
  • İslâm coğrafyasındaki tüm eserler, evrensellik genişlemesi içinde ele alınmalı. Dönemsel olarak İslâm öncesi tüm eserler, onun ayrılmaz koparılmaz bir parçasıdır.
  • İslâm Eserleri Mahkemeleri kurulmalıdır. Bu mahkeme uzmanlarla çalışıp eserlere yönelik hür türlü tahribata karşı maddi ve manevi yaptırımı olan kararlar vermelidir.
  • Coğrafyadaki Ülkeler kendi aralarında tazminat yaptırımı olan kararlarla Mimari hafızayı koruma talepleri oluşturmalıdır.
  • Bölge ülkelerinden hangi devlet ve hangi gerekçe ile olursa olsun her türlü eserde oluşacak olan kayıp-zarar-yıkım vb durumlar yaptırımı olan Tazminat ile karşılanmalıdır (şayet yıkılan bir taşınmaz mimari eserse ayrıca onarımı zorunlu olarak o devlete ait olacaktır)
  • Öncelikle coğrafyadaki Uzmanların biraraya geldikleri çözüm odaklı ve uzun soluklu  Çalıştaylar yapılmalıdır. Eserleri korumaya, yeniden inşa etmeye, geliştirmeye, yönelik vb için bölge ülkelerinin uzmanlarından alınan her görüş,  düşünce, öneri, titizlikle değerlendirilmelidir. Buradan çıkan sonuç bildirgeleri bir nota gibi dikkate alınmalıdır.
  • Özellikle coğrafyanın Mimari hafızasını korumak amacıyla Hükümet-İktidar AK Parti diğer Hükümetlerle İvedi olarak çok ciddi ortak Mimari Çalıştayı yapılmalıdır. Bu mesele işin içinde çok geniş alanları ve disiplinleri içine alacak şekilde beslenmelidir. Mimarinin felsefesi öne çıkarmaya ve inşâsına yönelik pratik adımları içermelidir.

Şimdilerde tehlikenin sınırında olan Mısır için acil tedbir son madde kapsamında ele alınmalıdır.

Eserler üzerinden siyasetin iktidarına saldırmak, onu bir araç ve alet konumuna indirgemek, tabii ki çok hoş karşılanmayan hatta destek görmeyecek bir durum. Lakin  halen bu çok naif görünen şeyler konusunda; ümidimi, beklentimi, hislerimi, bile bile sürdürmek istiyor  ve naifliği üstlenmeyi kabul ediyorum.

BUNLARDA VAR

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.