Geç Kalmış Bir Giresun Yazısı - Fikrikadim

Geç Kalmış Bir Giresun Yazısı

İnsanın, kendi memleketini yazması daha bir zormuş. Bu yazıyı hazırlarken anladım. Giresunlu olmasam daha iyi anlatırdım eminim. “Memleketim böyle şirin, şöyle hoş…”  diye başlayan ve devam eden bir sürü taslak metin hazırladım. Fakat olmadı… Ben, kendimi yapmacık buldum. Böyle olmasının nedeni, memleketimi iyi anlatamama kaygısının yanında okuyucularımın, bir Giresunlu olarak yazımın geciktiğini düşünmesi… Olayın gerçek yüzüyse şu aslında: Fikrikadim sitesinde ağır aksak bir şeyler yazıyorum. Eş dost okuyor. Okuyucularım dediğim annemler, teyzemler, kuzenler… Anneme, Giresun yazısı yazacağımı söyledim. O da teyzeme söylemiş. Teyzem de “Tamam da Giresun yazısı için gecikmedi mi?” demiş. Çok basit gibi geliyor fakat bu söz beynimde yankılandı, yankılandı: Giresun, memleketim, geç kaldım, her şey güzel olmalı, eyvah!

Atatürk Meydanı / Giresun

Giresun’a geldiniz. “İlk önce, ne yapmalıyız?” derseniz, sahilde bulunan Atatürk Meydanı’nda çay ve Giresun’un susamsız simidini tadarak ilk adımı atabilirsiniz. Burası hem şehirle tanışmak hem yapacaklarınızı planlamanız için uygun bir yer. Şehri keşfetmek istiyorsanız en iyisi yürümektir. Giresun Kalesi, tarihi değerinden dolayı ilk ziyaret yeri olmalı bence. Ayrıca şehrin en tepesinde olduğu için diğer gideceğiniz yerleri kuşbakışı görmenizi sağlar. Fakat yolları bayağı yokuştur. Eğer hava sıcaksa yanınızda su bulundursanız iyi olur.

Gazi Caddesi / Giresun

Kaleye giderken, güzergâhımız şehrin en işlek ve en sevilen caddesi olan Gazi Caddesi’nden başlıyor. Giresun’da, şehirlisinden köylüsüne herkes, kendi imkânınca güzel giyinir. Çünkü moda, bu caddede takip edilir. İnsanlar, sadece alışveriş yapmayı değil; gezmeyi, dolaşmayı da severler burada. Ben, Gazi Caddesi ile Giresunlular arasında bir bağ olduğunu düşünürüm. Kaldırım ve dükkânların canlılığı, kıpırtısı benim de her zaman hoşuma gider. Yaşam enerjisi verir.

Giresun Kalesi’nden şehrin görünümü

Giresun Kalesi, müstesna bir yer… M.Ö.200’lerde Pontuslar tarafından yapılan kalenin; güneybatıdan kuzeydoğuya doğru uzanan surlarındaki geniş taşlar, Helenistik ve Roma mimarisinin kalıntıları. Burası Antik Çağ, Bizans ve Osmanlı’dan izler taşıyan çok katmanlı, tarihi bir mekân. Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra burada bir muhafız alayı bulundurulmuş. Kale etrafına, Türk ailelerin göç etmesi sağlanmış. Kalenin içine bir de cami yapılmış. Çok korunaklı olduğu için şehrin savunmasında, her dönem büyük bir rol oynamış. En son da İstiklal Mücadelesi’nde… Kalenin iç kısmında, eski kilise izlerine; kuzey tarafında mağaralara rastlanıyor. Güneybatı kısmının en tepe noktasında, Topal Osman’ın mezarı bulunuyor.

Kalenin içinden görüntüler

top
kale ici
kale ici2
 

Giresun Kalesi sadece tarihiyle değil, doğal yeşillikleri ve manzarasıyla da eşsiz. Kalede gezerken hangi tarafa bakacağınızı şaşırırsınız. Çocukluğumdan beri gelirim fakat güzelliğine doyamam. Yüzyıllık ağaçları, patika yolları, martıları, yere düşmüş sarı yapraklarıyla hiç kendinden bıktırmaz. Gözler bir taraftan cezbeden manzaralara kayar. Doğudan Gedikkaya Tepesi, ilginç boşluğuyla dikkat çeker. Güneyde, şehir manzarası ayaklarının altındadır. Kuzeyden ise Giresun Adası selam çakar. Çocukken, sahil boyu arabada giderken, Giresun Adası’na bakar; adanın, bizi takip ettiğini düşünürdüm. O da bizimle hareket ediyor gibi gelirdi. Gözlerimi kapar “Acaba yine gelecek mi?” diye içimden geçirir, açtığımda ise hep karşımda olurdu. Kaleden baktığımda “Bak, yine buradayım!” diyor.

Giresun Adası ile ilgili pek çok efsaneden bahsedilir. Şehrin doğusundaki Gedikkaya Tepesi’nin ortasındaki ilginç boşluğun, buradan kopan parçanın adayı oluşturduğuna dair. Sözü gelmişken Gedikkayadaki boşluk halk arasında ağız boşluğuna benzetilir. ‘Gedikkaya ağzını açmış’ diye bir tabir kullanılır.

Ada hakkında, Kral Mithridates ile ilgili efsaneyse şöyle anlatılır: Kralın kızı, fakir çobanı sever. Babası bu durumdan hiç hoşlanmaz. Kızını adaya hapseder ve çobanı öldürür. Kızı bu acıya dayanamaz, kendini kuleye asarak intihar eder. Her şey bununla bitmez. Kral, bu olaylardan sonra amansız hastalığa yakalanır. Adada inzivaya çekilir. Fakat o kadar acı çekiyordur ki bağırışları tüm şehirde duyulur. Halk, onun aşıkların ahını aldığı için bu hale geldiğini düşünmektedir.

Bir başka efsane; Herkül ve arkadaşlarının, kutsal gördükleri altın post için burada canavar kuşlarla savaşmasıdır. Amazon kadınlarının da bu adayı yine kutsal saydıkları için ölümüne korudukları anlatılır. Hz Yusuf’un heykelinin kaçırıldığı ve saklandığı adadır. Heykeli ele geçirmek pahasına savaşlar yapılmıştır. Yani adanın böyle küçük olmasına ve sakince durmasına aldanmamak lazım. Ne efsanelere sahne olmuş, neler neler yaşamış. Eh, şimdi de dinlenmesi hakkı olsa gerek.

Kapu Camî -1593 / Giresun

Kalenin denize bakan kuzey tarafından indiğinizde, tarihi Millet Bahçesi’nde soluklanıp çay içebilirsiniz. Sonra gezimiz bahçenin karşısında olan Kapu Camî (1593) ile devam edebilir. Kapu ismi, kalenin girişine yakın olmasından dolayı verilmiş. Kutsal mekânlardan bir diğeri ise caminin hemen üst bitişiğinde yer alan Seyyid Vakkas Türbesi. Fatih zamanında yaşadığı düşünülen Seyyid Vakkas Hazretleri, Giresun’da savaşırken şehit düşmüş ve türbesi yapılmış. İnsanlar, bu zâta çok saygı duyarlar ve gelip geçerken dua ederler. Türbenin sokağından, caddeye çıktığınızda yıllanmış çınarlara rastlarsınız. Burası Çınarlar Mevkî olarak adlandırılır. Bu caddede yürümek, türbedeki mistik havanın devamı gibi gelir insana… Sonbahar gelince sarı yapraklar yerleri süslerken; bu koca çınarların altında, acele etmeden, havayı içine çekerek yürümek, ayrı bir keyif verir.

Giresun Çocuk Kütüphanesi

Karnınız acıktıysa Çınarlar Mevkî’nde, sokak arası eski lokantaları tavsiye ederim. Giresun pidesi veya dönerini tadabilirsiniz. Çınarlar’ın ana caddesi Fevzi Paşa’dan aşağıya inerken, sağ tarafında Çocuk Kütüphanesi olarak kullanılan Katolik kilisesi beyaz rengi ve mimarisiyle dikkat çeker. 18.yüzyılın sonlarında yapılan bu kilisenin üçgen çatılı ön yüzündeki kapı ve pencere süslemeleri şirindir. Ayrıca çocuk kütüphanesi olarak değerlendirilmesi ilginç ve hoş gelir bana.

Zeytinlik Mahallesi’nden görünümler

zeytinlik3
zeytinlik
zeytinlik2

Zeytinlik Mahallesi, kalenin güneydoğusunda kalan tarihi bir doku. Buradaki evler koruma altında. 19.yüzyılda Avrupa ile yapılan ticaret sırasında, oradan gelen malzemelerle yapılmış. Özellikle Marsilya kiremitlerinin yapı malzemesi olarak kullanılması diğer şehirlerdeki türlerinden ayırt edici. Buradaki evlerin bir özelliği de birbirlerinin ışığını engellememesi. Zarif evlerin dar ve labirenti andıran yolları; sizi geçen yüzyıllara alır, götürür…

Giresun Müzesi

Zeytinlik’ten sahile indiğinizde son güzergâh yerimiz Giresun Müzesi… Tarihi 18.yüzyıla dayanan Ortodokslar’ın Gogora Kilisesi… Müzede ilk çağlara ait arkeolojik eserler sergilenir. Özellikle zengin sikke çeşitliliği görürsünüz. Giresun, eskiçağlardan bu yana bir liman şehri ve deniz ticaretinin aktif olduğu bir yer. Bunların yanında müzede yakınçağa ait Giresundaki sosyal yaşamı yansıtan kıyafetler ve ev eşyaları bulunur.

Giresun Yöresi’ne özgü bazı yemekleri ve lezzetleri, elimden geldiğince sıraladım:

Pancar Çorbası

Tarlalarda yetişen ve en çok yemeği yapılan sebze: kara lahana… Burada ‘pancar’ denir.  Sulu ve soğanlı yemeği olan ‘pancar çorbası’ aslında çorba gibi tamamen sulu kıvamda değildir. Pancardan ayrıca sarma ve pancar diblesi yapılır. Pancar diblesi, pancarın çok ince doğranıp; yarma (mısırın elde öğütülmüş hali), bulgur ve bol soğanla tamamen susuz olarak pişirilmesidir. Kendi buharında pişer. Bahsettiğim yemekleri herkes iyi tutturamaz. Eğer iyi yapılmamışsa tatmak hele ki bu damağa alışık olmayanlar için hoş olmayabilir.

Yeşil Fasulye Diblesi

Yeşil fasulye de yemek kültürünün vazgeçilmezi. Fasulye, bilinen sulu yemeğinin yanında farklı şekillerde değerlendirilir. Turşusu koyulup, daha sonra bol soğanla kavrulur. Köy fırınlarında (hala kullanılır) kurutup kışın yemek için hazırlanır. Fasulyenin de tıpkı pancarınki gibi diblesi yapılır. Çok ince doğranıp, bol soğan ve bulgurla susuz olarak, kendi buharında pişirilir.

Kiraz Tuzlusu

Kirazın, Giresun’dan dünyaya yayıldığına dair rivayetler mevcut. Hatta Giresun isminin, bu meyveden geldiği söylenir. Romalı komutan Lucullus şehre geldiğinde ikram edilen kirazı çok sever. Bunların fidanlarından Roma’ya götürür ve buradan dünyaya yayılır. Her ne kadar kirazın bu topraklardan doğmuş olduğu dillendirilse de günümüzde yaygın şekilde yetişmez. Ama hiçbir yerde tadamayacağınız, çok özgün bir yemeği yapılır. Evet, yanlış duymadınız! Kirazlar çekirdeği çıkarılarak, bir bidona kalın tuzlarla doldurup kapatılır. Buna ‘kiraz tuzlusu’ denir. Sonrası mı? Birkaç ay bekletildikten sonra yemek için hazır hale gelir. Bol soğan ve yağda kavrularak yemeği yapılır. Tadı mı? Harika, kesinlikle denemelisiniz! Kirazın anavatanı gerçekten Giresun… Çünkü kirazı böyle bir yemeğe dönüştürmek ve bu yemeğin de leziz olması ancak anavatanında mümkün olabilir.

Taflan Ağacı

Taflan ağacının yemişleri yöremize mahsustur. Kara yemiş, laz kirazı olarak da bilinir. Yaprakları düz, koyu yeşil ve hoş kokuludur. Estetik bir görünümü vardır. Meyvesi ise siyah renkli ve acımsı bir tattadır. Yediğinizde ağzınızı siyaha boyar. Çocukken tadı acı olsa da ağzımızı boyadığı için hoşumuza gider, yerdik. İyi ki de yemişiz çünkü şeker hastalığından, anemiye birçok hastalığa faydası var. Ayrıca taflanın da aynen kiraz gibi tuzlusu yapılır ve yine kiraz gibi bol soğanla kavrulup yenir. Valla, hemşehrilerim işin püf noktasını bulmuş. Acı olsun, tatlı olsun; ne olursa tuzlayıp sonra da bol soğanla kavurunca her şey güzel oluyor.

Sürun Yemeği

Yufka açma kültürü, Giresunlular için önemli. Birkaç komşu bir araya gelerek, imece usulü  yufka açarlar. Kimi hamur yapar, kimi yufkayı açar, kimi de ateşte kurutur. Ha, bir de sohbetin belini kırarlar. Yufkalar ramazandan ve fındık hasatından önce erzak amaçlı açılır. Kurutulan ince yufkalar daha sonra ıslatılarak, yayvan tavalara yerleştirilir. Arasına peynir, kıyma vs konulup kızartılarak börek yapılır. Yufkanın sevdiğim bir yemeği de ‘sürun’. Yufkalar, yumuşak haldeyken rulo şeklinde sarılır. Bütün rulolar tepsiye yerleştirilir. Üstüne, sarımsaklı ve tereyağlı yoğurt dökülür. Tek kelimeyle enfes!

Sırgan Yemeği

Isırgan bitkisinden yapılan yemeğe ‘sırgan yemeği’ denir. Yapılması bayağı zahmetli. Isırganlar, iyice yıkanır. Elleri yaktığı için bu işlem kolay değildir. Haşlandıktan sonra unla muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırılarak pişirilir. Daha sonra yağ ve sarımsak eklenir. Yeşil rengiyle ilginç bir görüntü sunar. Isırganın bağışık sistemini güçlendirici olmak üzere sayısız faydalarını saymaya gerek yok.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.