Roma Tarihi Sohbetleri - Fikrikadim

Roma Tarihi Sohbetleri

İstanbul Üniversitesi tarih bölümünde, mezuniyet yılımızda Roma Tarihi dersleri aldık. Bölümden birkaç arkadaşımla bu dersten bize neler kaldığını, Roma Tarihi okumanın bizi nasıl etkilediğini, o dönemin tarihine nasıl bakmamız gerektiğini ve günümüze etkilerini konuştuk. İyi okumalar…

Roma İmparatorluğu yükseliş dönemi; patlayan volkanlarla ilgili resim / Kingdom-busting volcanoes linked to the rise of the Roman Empire

-Roma ile ilgili yıl boyunca çeşitli konularda araştırmalar yaptın. En çok dikkatini çeken konu hangisiydi?

Ayşe: En çok dikkatimi çeken konular, Roma’nın günlük yaşamı ve İmparator Hadrianus’un hayatı oldu. Roma’da günlük yaşamın, günümüze çok benzediğini gördüm ve bu çok ilgi çekiciydi. Kadınların kullandığı makyaj malzemelerinden tutun da yedikleri yemeğe kadar hepsi çok ilginçti. Örnek verecek olursam Roma’da ‘ornatriks’ denilen kuaförler vardı. Buralarda dönemin modasına göre saç yapılır ve peruk kullanılırdı. Kına ve papatya suyu ile saçlar boyanırdı. Makyaj malzemesi olarak yüz pudralarını, beyaz kurşun gibi zararlı maddelerden elde ederlerdi. Allık ve ruj için ise kırmızı aşı boyasından ve şarap çökeltisinden yararlanırlardı. Yemeklere gelince çok fazla çeşit vardı. Şarap ve zeytin yağı tüketimi yaygındı. Bal, onlar için ilaç gibi önemliydi. Yemeklerinde zıt tatları biraraya getirmeyi seviyorlardı. Akşam ziyafetleri de oldukça görkemliydi.

Ayşe / İstanbul Tarih

İmparator Hadrianus’un hayatı da diğer imparatorlardan farklı olarak devleti barışçıl bir politika ile yönetmesi ve topraklarını tanıyıp geliştirmek adına geziler düzenlemesi sebebi ile dikkatimi çekmişti. Yunan kültürüne duyduğu hayranlık onun günlük hayatına da yansımış ve yönetim şeklini etkilemişti. Bu da onu, benim gözümde farklı kıldı.

Naz / İstanbul Tarih

Naz: ‘Anadolu’da Roma Hakimiyeti’ ve ‘Pompeii Antik Kenti’ oldu. Yaşadığımız coğrafyanın Roma İmparatorluğu için bu kadar önemli olması dikkatimi çekti. Bu coğrafyada yapılan savaşlar, çıkartılan isyanlar; devletin bir anlamda kaderini belirledi. Pompeii Antik Kenti ise antik kentlere özel bir ilgim olduğu için dikkatimi çekti. Kentlerde yaşayan insanların yaşam tarzları, giyinişleri, konutları her zaman benim için ilgi çekici olmuştur. Pompeii ise yaşadığı felaket bakımından, diğer antik kentlerden bir bakıma ayrılır.

Helin: Dikkatimi en çok çeken konu, istisnasız Pompeii Antik Kenti oldu. İnternette Pompeii yazdığınızda karşınıza “Lut kavimiydi, helak oldular!” gibi safsatalardan başka pek bir şey çıkmaması oldukça üzücü. Zira bu doğal afet, günümüze tarih adına muazzam kalıntılar bıraktı. M.S. 79 yılında Vezüv Yanardağı’nın patlaması üzerine yaşanan bu felakette volkandan çıkan küller, şehrin üzerini kilometrelerce bir kül tabakasıyla kaplamış; bu küller patlamadan sonra dahi üç gün boyunca kar gibi kentin üzerine yağmaya devam etmişti ve bu sayede herşey o anki konumunda kalıp korunabilmişti. Seçim afişlerinden tutun da duvar yazılarına kadar. Hatta aynı patlamadan etkilenen Herculaneum Antik Kenti’nde üzerinde “Quintus Granius Verus’un kölesi Celer (yaptı)” yazan kömürleşmiş bir ekmek bulunmuştur. Volkanik dağın eteklerinde kurulması sebebiyle verimli topraklara sahip olması, bu kenti Romalılar için bir cazibe merkezi haline getirse de sonunu getiren de yine aynı volkanik dağ olmuştur.

Hatice: Caesar dönemi diyebilirim. Caesar’ın; Roma’nın başına geçmesi, iktidarı boyunca yaşananlar ve suikaste uğrayıp devrilmesi… Bütün süreçler fazlasıyla entrika dolu.  Askeri ve siyasi özelliklerinin yanında, aşk hayatı ve yakın çevresiyle olan ibretlik ilişkileriyle de ilgi çekiyor. Üzerinde çok şey yazılan ve en bilinen tarihi karakterlerden. Aslında tam olarak iktidarlığı M.Ö. 49- 44 arası 5 yıl kadar çok da uzun olmayan bir süre. Tabi ondan önceki siyasi ve askeri başarıları, onu güçlendirip Roma’nın başına geçmesini sağlıyor. İlk başta ittifak ettiği Pompeius ile ters düşüp onu öldürmesi, kendini yaşam boyu diktatör seçtiği yıl aralarında Brutus’un da olduğu yakınları tarafından öldürülmesi… Bir bakıma halk yararına kararlar alarak halkçı bir politika izliyor, bir bakıma fazlasıyla ego sahibi… Özellikle siyasetçilerin yakından okuyup değerlendirmesi gereken bir şahsiyet.

Roma’nın kültürel ve siyasal anlamda dünya tarihine etkileri önemli. Kendi öğrendiklerinden yola çıktığında Roma’nın karakterize özelliklerini nasıl değerlendirirsin?

Ayşe: Roma çok görkemli, büyük, köklü, güçlü bir imparatorluk gibi görünse de işin içine girince çok da görkemli olmadığını gördüm. Örneğin zengin ve fakir arasında çok fazla uçurum olduğunu, Roma’da yaşamanın çok da güvenli olmadığını öğrendim. Eğer o zamanlarda yaşasaydık her an kim vurduya gidebilirdik.

Naz: Roma’nın dünya siyasi ve kültürel tarihine yaptığı katkılar gözardı edilemez. Bugünkü medeniyetin oluşmasında  çok büyük katkıları olan bir devlettir. Patricii-pleb mücadeleleri sırasında oluşturulan ’12 Levha Kanunları’ Roma Hukuku’nun oluşmasına katkı sağlamıştır. Günümüzdeki çoğu devletin kullandığı hukuk kurallarının atası, o dönemdeki kanunlardır. Bunun dışında edebiyat, sanat, spor alanlarında da Roma; çağından çok ileride bir konumdadır. Ancak bütün bunların yanında emperyalist bir imparatorluktur. Kendi amaçları uğruna topraklarını genişletmiş ve fethettiği toprakları sömürmüştür. Bu bölgelerde yaşayan insanları yurtlarından koparıp köleleştirmiştir. Bu yüzden Roma İmparatorluğu, bir medeniyet beşiği mi yoksa sömürgeci emperyalist bir imparatorluk mu karar vermek zordur. Bana göre bu iki durum Roma’nın en önemli karakterize özelliklerindendir.

Helin / İstanbul Tarih 

Helin: Roma’da sömürü düzeni hakimdi. Emeği üreten işçi-köle, bu emeği sömüren ise hakim zümreydi. Roma halkı ve egemen sınıf arasında uçurumlar vardı. Romalılar, arpa ile karnını doyurmaya çalışırken; zengin senatörler, dünyanın öbür ucundan getirdikleri flamingoları, verdikleri ziyafetlerde misafirlerine ikram ediyordu. Roma’yı ayakta tutan da bu sömürü politikasıydı. Kölelik sistemi romanın temeliydi. Yani Roma’yı tek bir kelimeyle özetleyecek olursam bu ‘diktatörlük’ olurdu. Dünya tarihinde bu kadar etkili olmasının sebebi de şüphesiz emperyalist politikasıydı.

Hatice: Roma’nın cumhuriyet dönemi bence en karakterize özelliği… Meclislerin oluşması, devleti yönetme yetkilerinin farklı organlara dağıtılması bu dönemde gerçekleşiyor. Günümüzdeki cumhuriyetin ilk adımlarını orada görebiliyoruz. Örneğin muhalefet yapan ilk meclis halkın oluşturduğu ‘Concilium Plebis’ ki plebler zaten hakları daha kısıtlı esnaf ve işçilerden oluşan halk. Yani bizim gibi insanlar… Bu meclis haklarını savunmak için zamanla örgütleniyor ve gözardı edilemez bir güç haline geliyorlar. Soyluların oluşturduğu meclise ve baştaki consule karşı haklarını savunuyorlar. Zaten cumhuriyet Roma’da öyle bugünkü sözlük anlamıyla demokratik ve özgür düşüncelerle gelmiş değil. Roma’da önde gelen asil ailelerin çıkarları gereği, devletin yönetimini tek bir aileye veya kişiye bırakmama isteğinden doğuyor. Yani soylu ve güçlü aileler, sırayla devleti yönetiyorlar. Bu istek ve gereklilik, tavandan tabana kadar yayılıyor. Pleblerin kendi meclisini kurmasını ve bir bakıma söz sahibi olmasını böyle değerlendirmek lazım.

Anadolu’da günümüze kadar gelen Roma etkileri var mı?

Ayşe: Mutlaka vardır. Dünyanın en geniş sınırlarına sahip ikinci imparatorluğu olmuş ve uzun zaman Anadolu’da hüküm sürmüştür. Kültüründen tut, mimari yapılara kadar etkilemiştir. Birçok kent, Roma imparatorları tarafından kurulmuştur. Dini inanışların yansımasını da görmek mümkündür. Kültürel açıdan bakarsak Roma’da hamam kültürü önemli yer tutar. Bu durum, Osmanlı döneminde de günümüzde de önemlidir.

Naz: Anadolu’da günümüze kadar gelen en önemli Roma etkisi antik kentlerdir. Bu antik kentlerin bazıları Roma Dönemi’nde kurulmuştur, bazıları ise daha önceki dönemlerde kurulmuş olup Roma Dönemi’nde geliştirilmiştir. Anadolu coğrafyası için bu kentler ve bu kentlerden çıkartılan antik eserler, paha biçilemez birer hazinedir. O zamanlar yapılan antik yolların bir kısmı hala kullanılmaktadır. Açıkçası, sözlü kültürünün ve geleneklerinin günümüze ulaştığını pek sanmıyorum. Çünkü Roma ve Bizans imparatorluklarından sonra bölgeye gelen müslüman Türkler, sonraki dönemlerde bölgenin kültürel açıdan farklı bir şekilde gelişmesini sağladı. Tek tanrılı bir inanç olan Hristiyanlığı benimseyen Bizans’dan günümüze pek çok sözlü kültür öğesi kalmış olabilir. Ancak çoğunluğu paganizme inanan Roma İmparatorluğu’ndan günümüze elle tutulur pek birşey kalmamıştır.

Helin: Mimariden tutun da devlet yönetimine kadar Roma, birçok alanda diğer medeniyetlere etki etmiştir. Spesifik bir örnek verecek olursak aklıma ilk gelen Roma’da yaygınlaşan ‘ınsula’ adı verilen çok katlı yaşam alanları, günümüz apartmanlarının temelini oluşturmuştur. Yani Roma şehir mimarisi, Anadolu’yu etkilemiştir, diyebiliriz. Roma’da önemli bir sosyalleşme alanı olan hamamlar da Roma Dönemi’nde, Anadolu’da yaygınlaşmıştır. Yine ‘latrina’ adı verilen umumi Roma tuvaletleri de Anadolu şehirlerine eklenen önemli yapı formlarından biridir. Bu latrinaların güzel bir örneğini günümüzde Efes Antik Kenti’nde görebilirsiniz. Roma yalnızca Anadolu medeniyetlerini etkilemekle kalmamış, aynı zamanda birçok alanda onlardan etkilenmiştir de. Örneğin Anadolu’daki Kybele inanışı Roma’da Magna Mater olarak hayat bulmuştur.

Hatice / İstanbul Tarih

Hatice: Bu topraklarda daha önce yaşamış medeniyetlerin mutlaka etkisi vardır. Bu direkt Roma’nın etkileri günümüze kadar gelmiştir, anlamına gelmez. Kültürler birbiri ardına sentez oluşturur ve güncel olan da vuku bulur. Roma’nın Anadolusu nasıldı derseniz; bence fazlasıyla aksiyonluydu, bazı dönemler hariç. Sürekli değişen sınırlar ve hakimiyet yerleri… Yerel krallıklarla, ittifaklar ve anlaşmazlıklar… Roma, ilk önceleri Anadolu’da Akdeniz’de güvenliği sağlamak için faaliyetler yapıyor. Hakim oldukları yerlerde varis bırakıyorlar. Yani pek buralarda gözü yok gibi. Roma’nın bu topraklarda şehircilik ve altyapı faaliyetlerini en iyi yansıttığı dönemler Augustus ve en çok Hadrianus Dönemi…  Ticaret yollarının güvenli şekilde birbirine bağlandığı, su kemerlerinin, köprülerin, tapınak ve tiyatroların yapıldığı dönemler.  Edirne, Hadrianus’un kendi adıyla kurduğu bir şehir örneğin…

Roma okumalarında,  kendi tarihimizle özellikle Osmanlı tarihi ile bağdaştırdığın durumlar oldu mu?

Ayşe: Çok fazla benzerlik vardır. Devlet kurumlarından tutun kölelik kurumlarına kadar… Fakat işleyiş ve dönem koşulları, göz önünde bulundurulmalıdır. Roma’daki ‘provincia’ denilen eyaletleri, Osmanlı’daki sancaklara benzetebiliriz.

Naz: İki devletin de birçok milleti bünyesinde barındırması ve birer imparatorluk olmasıdır. Roma nasıl toprakları genişledikten sonra kontrol etmekte zorlanacağı bölgelerde vassal krallıklar oluşturduysa Osmanlı Devleti de iç işlerinde bağımsız ancak dış işlerinde Osmanlı’ya bağlı devletlerin varlığını korumuştur. Her iki imparatorluk da bu vassal devletlerin başına kendi seçtikleri yöneticileri atamıştır. Kültürel açıdan; iki imparatorluk da dünya medeniyetine pek çok katkı yapıp, medeniyeti geliştirmiştir.

Helin: Ben en çok eyalet sistemlerini benzetiyorum. Roma fethettiği yerleri ‘provincia’ yani eyalet sistemine göre düzenlemiştir. Bu eyaletleri Osmanlı’da olduğu gibi vergiye bağlamıştır. Eyaletleri, Roma’da umumi valiler yönetirken, Osmanlı’da beylerbeyi yönetirdi. Roma eyaletlerinin mali işlerine ‘quaestor’, Osmanlı’da ise ‘defterdar’ bakmaktaydı. Eyalet sisteminin yanı sıra yayılmacı, emperyal politikalarını da bağdaştırıyorum. Aynı zamanda kölelik sistemi, Antik Roma’da olduğu gibi Osmanlı sosyo-ekonomik yaşantısının da temelini oluşturuyordu.

Hatice: Osmanlı zaten Roma’ya uzak değil. Amerika’nın, Osmanlı’ya uzak olmaması gibi. Güçlü medeniyetlerin daha öncekileri model almaması imkansız. Bu durum özgünlüğe aykırı mı? İbn-i Haldun devletleri, insanlara benzetiyor. İnsan olarak nasıl ki taklit ederek ve etkilenerek kendi karakterimizi oluşturuyorsak, devletler de böyledir. Roma’nın fethettiği yerlerde otoritesini kabul ettirmek ve kalıcı olmak için mimariden yararlanması, Osmanlı’nın da uyguladığı bir politikaydı. Roma yine hakim olduğu toplumların yerel inançlarına karışmamıştı. Osmanlı da keza öyleydi.

Roma’da yaşayan bir özgür bir vatandaş olsaydın, en çok ne yapmak isterdin? Nerede ve hangi döneminde yaşamak isterdin?

Ayşe: İmparator Hadrianus Dönemi’nde, onun gezi ekibinden olmak isterdim. Çünkü o ekipte her anlamda kendini geliştiren insanların olduğunu düşünüyorum.

Naz: Roma’da özgür bir vatandaş olsaydım, Ephesus veya  Alexandria’da yaşayıp, ticaretle uğraşmak isterdim. Hem bu iki kentin Roma zamanındaki durumlarını merak ettiğim hem de bu liman kentlerinin deniz ticaretinde etkili olduğunu düşündüğüm için. İmparator Hadrianus Dönemi’nde yaşamak isterdim. Çünkü Hadrianus, diğer imparatorlara kıyasla çok daha barışçıl ve özgürlükçü bir imparatordur.

Helin: Caesar Dönemi’nde bir senatör olup -çok öngörülebilir bir şey olmasına rağmen- Caesar’ın başına gelecek bu suikastı bilerek mi Campus Marius’taki senatus toplantısına gittiğini öğrenmek isterdim. Sanırım bunu öğrenemeyeceğiz…

Hatice: Augustus Dönemi’nde yaşamak isterdim. 41 yıllık uzunca bir barış dönemi olduğu için. Her ne kadar cumhuriyet döneminin sonu olsa da Roma’nın, fırtınalar sonrası yaralarını sarmaya çalıştığı ve dinginleştiği bir dönem. Tabi böyle bir hal almasında Augustus’un da etkisi var. Kesinlikle Roma’da yaşamak ve ünlü bir tiyatrocu olarak büyük sahnelerde oynamak isterdim.

Roma tarihi okumak sana neler kattı? Tarih anlayışında değişimlere neden oldu mu? Tarihe meraklı gençler için Roma tarihi okuması bir gereklilik mi yoksa ilgi duyanlara mı tavsiye edersin?

Ayşe: Roma tarihi başlı başına çok ilgi çekici bir konu. Birçok devlet yapısını anlamamı sağladı. Günümüz siyaseti ve politikalarının temellerinin neye dayandığını öğrendim. Ben herkesin az da olsa Roma’ya dair bir fikrinin olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun, hukuk olsun siyaset olsun her anlamda kişileri geliştireceğine ve ufuk açıcı olacağına inanıyorum. Her okuyanın, Roma’ya gitmek ve görmek isteyeceğini düşünüyorum.

Naz: Sadece Roma tarihi değil, genel olarak Eskiçağ tarihi okumak bana birçok şey kattı. Bunlardan en önemlisi; kişileri ve devletleri, belli kalıplara sokmadan onları olduğu gibi kabul etmek. Mesela Roma’yı herkes medeniyetin kurucusu, günümüzdeki birçok kurumun başlangıcı kabul eder. Ancak kimse, onun emperyalist bir sömürü sistemi olduğunu görmez. Görse bile bu özelliği pek dillendirilmez. Roma tarihi okumak benim bu sistemi daha açık bir şekilde görmemi sağladı. Tarih okuyan kişilerin Roma tarihi okuması, benim açımdan bir gerekliliktir. Çünkü dünya tarihinin nasıl oluştuğunu, nasıl şekillendiğini anlamak bu dersin asıl konusu ise Roma tarihi,  bu konunun temel taşlarından biridir.

Helin:  Roma tarihi bana gerçek anlamda “tarih” kattı. Tarih okumaya dört yıl dayandıysam, sebebi sensin Roma! Roma tarihi bir gereklilik mi? Elbette… Dünya tarihinde önemli bir yere sahip bu imparatorluğu anlamak büyük bir gerekliliktir. Ancak Türkiye’de çoğu tarihçi tarihin yalnız Osmanlı’dan ibaret olduğunu düşünüyor ve olabildiğince Antik Yunan ve Roma tarihinden kaçınıyor. Hatta işi abartıp Eskiçağ kürsüsünü kapattıracağını iddia eden akademisyenleri bile gördük.

Hatice: Zihnimdeki tarihi kronolojide büyük bir boşluğu doldurdu, diyebilirim. Anadolu tarihine baktığımızda; Hititler, Frigler gibi eski Anadolu uygarlıklarını az-çok biliyoruz. Sonra birden benim hafızam Bizans’a, oradan da hemen Selçuklu ve Osmanlılar’a geçiyordu. Yani M.Ö. 800’lerden M.S.400’lere kadar yaklaşık 1200 yıllık gibi koca bir zaman dilimini hiç sorgulamamışım. Bu açıdan boş kalmaması gereken zamanları doldurdu, diyebilirim.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.