Sosyal Darvinizm / Süleyman Seyfi Öğün - Fikrikadim

Sosyal Darvinizm / Süleyman Seyfi Öğün

Süleyman Seyfi Öğun

Türkiye’nin uzun zamanlara sârî ve artık çok ağırlaştığı belli olan bir  maarif meselesi olduğunu herkes biliyor. Maariften şikâyet etmeyen hemen hemen kimse yok. Bu şikâyet kervânına  bâzen bizzat Millî Eğitim Bakanları da dâhil oluyor.

“Maarif meselemizin en başta gelen sebebi ortada bir  eğitim felsefesi yok”, diyeceğim. Ama bunun da yanlış anlaşılacağından eminim. Eğitim felsefesi denildiği zaman, işin içine siyâsal mülâhazalar giriyor. Yâni eğitim felsefesi ile siyâset felsefesi fenâ hâlde birbirine karıştırılıyor. Vallahi bu memleket sağcısından solcusuna her türlü Maarif Vekili gördü. Eğer ortada bir eğitim faciası yaşanıyorsa, sağcısı ve solcusuyla cümlesi bu fâciaya ortaktır. Aydınlanmacı, solcu yetiştirmeyi eğitim başarısı sayan bir kafa ile dinî bütün, imanlı, muhafazakâr nesiller yetiştirmeyi şiâr edinmiş bir kafanın arasında ciddîye alınabilecek herhangi bir fark olduğunu sanmıyorum. Aydınlanmanın, çağdaşlaşmanın düsturlarını ezbere saymak veyâ dinî akideleri şaşmadan sıralamak  iyi bir doktor veyâ mühendis olmaya karine teşkil etmiyor. Meseleyi biraz daha odağa alalım: Aydınlanmanın mümini olmak insanı başarılı bir felsefeci; İlâhiyat Fakültesi mezunu olmak da insanı başarılı bir ilâhiyatçı yapmaya yetmiyor. Felsefeciler arasında, felsefeden haberi olmayan; ama Aydınlanmacı olmayı felsefeci olmak için yeterli sayan; böylelikle de vasıfsızlıklarını örtmeye çalışan çok sayıda insan tanıdım. Benzer olarak, vasıf ve görüşlerinden emin olduğum çok az sayıdaki ilâhiyatçı dostum da, İlâhiyat alanındaki vasıfsızlığın İslâmî söylemlerle örtüldüğüne işâret etmişlerdir.

Anlaşılıyor ki, Türkiye’de tutarlı ve kalıcı bir  eğitim felsefesi geliştirebilmek için yapılabilecek en hayırlı ilk iş; eğitim dünyâmız üzerindeki  siyâset felsefesinin kolonizasyonunu bertaraf etmekle başlayacak. (Burada “eğitim felsefesi” tâbirini en ciddî; “siyâset felsefesi” ifâdesini en pejoratif çağrışımları üzerinden kullandığımı söylemeliyim). Bunun da kısa vadede ne kadar mümkün olabileceğini bilemiyorum.

Eğitim felsefesizliğinin en dramatik boyutlarından birisini elyevm tecrübe ediyoruz. Ama bunun bile idrâkinden uzağız. Biliyorsunuz; yakın zamanlarda şu mâhut “Darvincilik” tartışması hortladı veyâ hortlatıldı. Darwin’in tezleri biyoloji müfredâtında yer alacak mı, almayacak mı? Bakanlık, muhtemelen kopacak fırtınaya mânî olmak için nihâyet bir çâre olarak bu teoriyi felsefe derslerine monte etti. Bunun manâlı olmadığını düşünüyorum. Hattâ tam tersine etkisinin beklenenden farklı olacağını tahmin ediyorum. Çünkü Darwin  bir fiozof değil ; biyologtu.  Tezleri felsefî değil, “bilimseldir” ve bu hâliyle asla “inanca” bir etkisi olamaz. Çünkü inanç, bilimsel bir delillendirmeye gerek duymaz. Yâni daha çok bilimsel kanıt üzerinden daha fazla inanmak kâbil olamayacağı gibi; daha az kanıt üzerinden inancın sarsılması diye bir şey olmaz. Çünkü bilimsel dünyâ, elbette ki değerli olmakla berâber sınırlıdır. K.Popper’in çok yerinde belirttiği gibi “yanlışlanabilirlik ”üzerine kuruludur. Hâlbuki inanç yanlışlanabilirlik üzerine kurulmaz. Ya inanır; yâ inanmazsınız. İnandığımıza kanıt arıyorsak; hele hele bugün kanıt değeri taşıyan; ama yarın muhtemelen taşımayabilecek olan bilimsel kanıtlar arıyorsak; en doğrusu inancınızı içimizde tartışmalıyızdır. Daha fazla kanıt üzerinden daha fazla şey bildiğimizi düşünebiliriz. Ama daha fazla şey bilmek daha fazla inanmak manâsına gelmez.

Darwin’in tezlerine felsefî bir kimlik vermek, bu konudaki tartışmaları yatıştırmaz; tam tersine arttırır. Çünkü bilim ile din arasında bizâtihî hiçbir sorun olmaz. Kavga bir tür “bilim felsefesi” ile inançlar arasındadır.Bilim ve  inancın değil; ama  felsefe ile dinlerin sicilleri , her zaman olmasa bile pek çok defâlar kavgalıdır.

Nihâyet, bir biyolojik tez olarak Darwin’i yanlışlayan çok sayıda alternatif biyolojik teori de mevcût. Darwin’i biyologların tartışmasına bırakmak ; felsefîleştirmemek , dinselleştirmemek daha doğru değil mi?

Ama daha beterini söylemek zorundayım. Darwin’in tezlerinin biyoloji dışı tartışmaları teolojik-felsefî kulvarlarda saç saça, baş başa yapılırken; işin sosyolojisi ıskalanıyor. Sosyal Darvinizm bütün ağırlığı ile üzerimize çöküyor. Rekâbet, liderlik ideolojisi “çağdaşlık” yarışına giren üniversitelerin mottosu oluyor. “Rekâbet et; meydan oku; ez, geç; güçlü ol ve ayakta kal”…… Alın size Sosyal Darvinizm..En banâl ; en konvansiyonel hâliyle….Biz bol köpüklü felsefî ve teolojik tartışmalar yaparken, olan oluyor gâliba…

Kaynak Site: YeniŞafak

Bu yazı takriben 37 görüntülendi.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.