Duvarlar Çekilirken -2-

Duvarlar Çekilirken -2-

Servet Kızılay

Aynı başlık altındaki ilk yazı yazdığımızda Suriye’ye toplamda 911 kmlik olan sınır duvarların henüz üç yüz kilometrelik bir kısmı çekilmişti. Sınır duvarları; 2 metre genişliğinde, 3 metre yüksekliğinde, her biri 7 ton beton kalıplarından oluşan, projesini TOKİ aracılığıyla yürütülen bir nitelik taşıyordu. Biz her ne olursa olsun o duvarların meşru olmadığını, gerekçesiyle birlikte dile getirmeye çalışmıştık. Lakin buna ilave edileceği Cumhurbaşkanı tarafından yakınlarda ilan edildi: Suriye’ye 911 km’lik bittikten sonra aynı duvarların devamı Irak ve İran sınırına da yapılacağı duyuruldu. Yani Suriye (sınırı) bu konsepte ilk etabı oluşturuyordu.

 

Duvarların gittikçe uzaması, bir meşruiyet içerisinde yükseldi. Yani kimseyi rahatsız etmedi. Bilakis terör ve kaçakçılık gerekçesiyle gerekli görüldü. Oysa devlet, PKK -yani güvenlik nedenini- terörün belini kırdığını, teröristlerin inlerine (mağaralara) kadar girdiğini, onların lojistik desteğini bitirdiğini, iddia etmişti. Kaçakçılık  -yani ekonomik neden- ise işin en saçma yanıydı: Çay, tütün, şeker, yeni olarak bazı elektronik cihazların kaçakçılığının devleti ekonomik olarak sarsabileceği ne ekonomik verilerle ne de akıl ve vicdanla örtüşmüyordu. Petrol kaçakçılığı, zaten gizli yapılabilen bir şey değildi. Belirli geçiş yerlerinden ve yollardan, belirli araçlarla geçilmesi mümkün olan, hem de devletin haberi olmadan yapılamayan işlerdendi.

 

Referandumda Kürt bölgelerindeki oyların mevcut iktidarı kurtarması bir yana, sınır boyunca duvarlar çekilerek buna karşılık vermek ciddi bir siyasal paradoksu ve açmazı gösteriyordu. Halbuki Cumhuriyet İdeolojisi boyunca Kürtlere verilen siyasal refleksler, AK Partinin bir umut olmasını sağlamıştı. Cumhuriyet İdeolojisinin Ulus modeli içinde Onlar, şair Ahmed Arif’in “Otuz üç kurşun” şiirinde söylediği gibi, kendi akrabalarıyla bayramda dahi kucaklaşmak için demir tel örgülerin ardında devletin iznini beklemek zorundaydılar. Demir perdeleri kaldıracak denilen adı “islamcı” çıkmış bir iktidarın duvarlar inşa etmesi, işin ne denli tuhaflaştığını gözler önüne serdi. Geçirimli olan teller yerini geçirimsiz duvarlara bıraktı, hem de daha yükselerek ve daha da (kilometrelerce) uzayarak.

Duvarlara yaklaştıkça birçok farklı gösterge (sosyo-kültürel,siyasal) alanlarını okumak mümkün. Lakin öncelikle şunu belirtmek gerek: İslam coğrafyasındaki bütün ülkeler, meseleleri siyasal yoldan çözemiyor. Sadece idare ediyor; bu idare etmeyi, şiddet ve içerde (iç kamuoyunda) hamasi nutuklarla, kahramanlar üretip alkışlamakla gerçekleştiriyor ve bunu yeterli sayıyor. Meseleleri siyasal olarak çözebilecek yolları da kaybetmiş haldeler; derin siyasal düşünüş-kavrayıştan, bir ahlaktan, izandan yoksunluk, çözüm imkanlarını iyiden iyiye uzaklaştırıyor. Bu coğrafyaların kepazelik içinde olmasını açıklayan teoriler, akademisyeninden sokaktakine kadar tek bir elden çıkmış gibi  yekparelik gösterir vaziyette. Bu tür “meşhur” görüşler, gece gündüz işittiğimiz “Dış güçler”dir. Bizleri parçalamak için dişlerini bilemiş bekleyen Kolonyalist oluşumlardır. Evet! Gerçekten de aynı güçler (ABD) Irak’ta bir buçuk milyon insanı hepimizin gözleri önünde katletti. Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de daima onlar vardı. Demek ki; bu meşhur anlatının fiili bir hakikati var fakat bu sadece madalyonun bir yüzüdür kalan yüzü ise farklıdır. Birçok sosyal-kültürel siyasal problemlerle teşekkül eden bir nitelik taşımaktadır. İslam coğrafyasındaki ülkelerin sorunu çözemeyişlerinin ardında neo-makyavelizm ve neo-pragmatizmin ürettiği problemlerin de olduğunu ilave etmemiz gerekir.

Kendi sınırlarını kilometrelerce duvar çekerek koruyabileceğini düşünmek, aslında içinde yaşadığımız coğrafyanın tipik siyasal reflekslerinin bir parçasıdır. Onu orijinal kılan taraf-şayet varsa- kendi devletinizin bunu yapmış olmasıdır. Her devlet kendi siyasal reflekslerinin bilgesidir fakat bu bilgelikler nedense çoğu zaman bir işe yaramaz. Çözüm üretemeyenler, içerde alkış alabilecek siyasal söylemler üreterek meseleleri hallettiklerini düşünmeye devam ediyor: “Duvarların ABD’nin Meksika’ya çektiği gibi bir şeye benzediği, bunlara karşı çıkanların Kürtçülük yaptığı yani şovenist olduğu, bu gibilerin ülkenin Batısında değil gidip o duvarların dibinde yaşaması gerektiği”vb… birçok hikmetli açıklama, özellikle iktidar tabanın (halkın) kullandığı argüman haline getirildi. Öte yandan duvarların “kurulacak olan bir Kürt devletini engelleyeceği” görüşü, adı “islamcı” çıkmış bir iktidara havale edilmesi, devlet(lu) projesi olarak okunabilir. Devletin(lu-nun) herkesi kendi sopasıyla dövmesi yani kim iktidarda ise savunduğunun tam tersi siyasal icraatlar yapmaya yönlendirilmesi, bilinen şeylerdendir. Yani bizim gibi ülkelerde iktidarın bedelini pahalı ödetilmesi alışıla gelen bir durumdur.   

Bir Yunan düşünür varlıktaki bozuluşun, ayrılığın, parçalanmanın nedeni Nefrettir, der. Duvarlar, tarih boyunca dışarıda bırakmak için örüldü. İşin başka tuhaf tarafı, Osmanlı ile İran birçok savaş yapmalarına rağmen Kasr-ı Şirin’den beri doğal dağları, siyasal sınır tayin edip, akıllarına bir duvar örmek gelmediğidir. Bu, AK Parti iktidarına nasip olacak gibi. Coğrafyaya sınırları eritip, müzikte, mimaride, sanatta, edebiyatta vb… bir ufuk (modern siyasete bile örnek olabilecek modelle) açması beklenen müslümanların böylesi galiz işler yapması, asri siyasetin yegane kabul edilmesini de örtük ve sürekli olarak onaylar.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.