Sivas'da Şubat Başkadır

Şubatta Sivas Başkadır

Geçtiğimiz Şubat ayında Sivas’taydım. Hep aklımda bu geziyle ilgili izlenimlerimi yazmak vardı. Sivas’ın kadim bir şehir olduğunu yakından görerek daha iyi idrak ettim. Tarihi meydan birbirinden değerli eserlerle dolu. Bir yanda Çifte Minare, Kale Cami, Şifaiye ve Buruciye Medresesi; diğer yanda Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi, Tarihi Hükümet Konağı ve Jandarma Binası… Her dönemden izlere aynı meydanda rastlamak istiyorsanız, Sivas’a mutlaka gelmelisiniz!

Şubat ayında Sivas’ı gezmek iyi bir fikir görünmüyor değil mi? Fakat hiç de öyle olmadı. Soğuk havada gezmekten ayrı bir keyif aldım doğrusu… (Bu arada gezerken keyifli olduğunu düşünmüyordum.) İlk önce şunu söylemeliyim: Şubat’ta Sivas başkadır! Sivaslılar bile kendi aralarında havanın soğukluğundan bahsediyorlardı. Kimileri ise çarşıda gezerken arada ısınmak için dükkanlara girdiğinden… Dışarı; eldiven, atkı ve şapkasız çıkmayın! Zaten bunu denerseniz soğuk hava, ellerinizi ve yüzünüzü yakıyor. Uzun zamandır eldivenlerimi büyük bir istekle takmamıştım. Atkımı yüzüme böyle sıkıca sardığımı hatırlamıyorum bile. Bu tür kıyafetler Sivas’da aksesuar niyetine kullanılmıyor anlayacağınız. İşlevsellik kazanıyorlar. Soğuk havanın ilk önce zorluklarını yaşasam da alıştıkça ruhen ve bedenen bana iyi geldiğini hissettim. Zaten zihin açıcı ve zindelik verici etkileri oluyormuş. Gerçekten de doğru. Bu yüzden kışın da Sivas’a gelmenizi şiddetle tavsiye ediyorum!

1271 yılında İlhanlı Veziri Cüveyni tarafından yapılan Sivas Çifte Minare – Fotoğraflar: Hatice İskenderi

1271 yılında İlhanlı Veziri Cüveyni tarafından yapılan Sivas Çifte Minare şehrin simgelerinden. Günümüze kadar sadece taç kapılı ön cephesi  ayakta kalabilmiş olan bu medresenin diğer mekanları maalesef yıkılmış. Bu haliyle bile tarihi meydanda etkileyici duruyor. En çok fotoğrafı çekilen yerlerin başında geliyor. Yakınlaştıkça taç kapısı ayrı bir görsel zevk veriyor. Taş işçiliğinin eseri olan estetik harikası taç kapı, bitkisel ve geometrik motiflerden oluşuyor. Mavi çinilerle ve turuncumsu tuğlaların renk uyumu da ayrı bir hoşluk katıyor minarelerine…

Sivas Çifte Minare Taç Kapısı-Sivas

Çifte minarenin hemen yanında ise Şifaiye Medresesi yer alıyor. I.İzzettin Keykavus -içerisinde türbesi bulunuyor- tarafından 1217’de  yapılan şifahanede, sağlık hizmeti ve tıp eğitimi veriliyordu. Motiflerle bezeli kapısından girildiğinde, içerisinde hediyelik eşyalar satan dükkanlarla dolu olduğunu görüyoruz. Burada çeşitli gümüşten ve bakırdan süs eşyalarını bulabilirsiniz. I.İzzettin Keykavus’un türbesini dükkanlara daldığımdan fark etmedim. Sonra türbenin ön yüzündeki çini süslerini fark edince gördüm ve biraz da mahcup oldum. İ.Keykavus,  yüzyıllar önce burayı yaptırırken dükkanlar arasında unutulacağını  tahmin etmiş olacak ki türbenin girişindeki çini olan kitabesinde Arapça olarak “Biz köşklerin genişliğinden, kabirlerin darlığına çıkarıldık. Ah! Malım beni kurtarmadı, saltanatım yok oldu.” yazılı olduğunu öğreniyorum. Avlunun ortasını tamamen çay bahçesi kapladığı için şifahane bütüncül olarak görülemiyor. Dükkan ve çay bahçeleriyle yaşatılan bu yapı bir zamanlar hastalara şifa dağıtıyordu. Bu koridorlar, bu duvarlar; kim bilir kaç hekimin yetişmesine, kaç hastanın iyileşmesine şahitlik etti. Oysa buraya girdiğimizde yapının asliyetinden uzaklaşıyoruz. Şifahane olduğunu hatırlatacak daha çok izler olması gerekmiyor mu? Hem oradaki esnafın ticaretini yapabileceği hem de yapının eski havasını yansıtacak düzenlemeler yapılabilir.

Şifaiye Medresesi-Sivas

Yine aynı meydanda Buruciye Medresesi’nin heybetli taç kapısı dikkat çekiyor. Selçuklular taç kapı mimarisine hayli önem vermiş. Yaklaşık 800 yıl önce bu eserlerin yapıldığını düşününce daha bir hayranlık uyandırıyor. Anadolu şehirlerinde Osmanlı’dan daha çok Selçuklular’ın ağırlığını görüyoruz. Her devlet, fethettiği yerlere hakimiyetini kurmak için  iz bırakmak ister. Anadolu’daki Selçuklu etkisini bu şekilde anlayabiliriz. Buruciye Medresesi; 1271 yılında III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde, Muzaffer Burucerdi tarafından yapılan ve uzun süre fizik, kimya, astronomi okutulan bir eğitim merkezi olmuş. Girişin sol yanında Muzaffer Burucerdi ve ailesinin türbesi  bulunuyor. Şifaiye Medresesi ile ilgili durum Buruciye içinde geçerli. Yalnız burası tamamen kaderine terkedilmiş. Yaz aylarında tarihi bir çay bahçesi olmak dışında bir işlevi yok gibi.

Buruciye Medresesi-Sivas

Bu meydanda Osmanlı’dan kalan tek yapı Kale Cami. III. Murad döneminde, 1580 yılında  Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından yaptırılan kare şeklinde, tek kubbeli ve mütevazi bir cami. Güzel bir ayrıntısı, sadakaların verildiği Sadaka Taşı ve kaybolan eşyaların konulduğu Yitik Taşı’nın olması. O zamanların sosyal ilişkilerini ortaya koyan taşlar bunlar.

Meydanın karşı tarafına geçtiğimizde yakın çağımıza ait eserlere rastlıyoruz. 1884 yılında yapılan Hükümet Konağı’nın; ilk iki katı kesme taş, üçüncü katı ahşaptan yapılmış. Yangın nedeniyle tahrip olmuş ve 2005 yılında restore edilip eski görünümüne getirilmiş. Jandarma Binasının yapımı ise 1908 yılına dayanıyor. Bina; köşede olan ana gövdesinden, iki yana uzayan duvarlarıyla meydanda yerini alıyor.

Mülki İdadi olarak 1892 yılında yapılan Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi, Atatürk’ün Sivas Kongresi’ni gerçekleştirdiği yer olması nedeniyle ayrı bir öneme sahip. İstiklal Savaşı’nın yönetimi, kısa bir süre burada gerçekleşmiş ve bu kısa dönemde Sivas başkentlik yapmış. Son yıllarda restore edilen bina, 1924-1982 yılları arasında Sivas Lisesi olarak hizmet vermiş, 1983’den itibaren müze halini almış. Dışında “Cumhuriyetin temelini burada attık.” yazısı dikkat çekiyor. İki taraflı merdiven girişi, pencereleri, lambaları, beyaz rengiyle bir kuğu zarifliğinde olan bu şık binanın ilk katında İstiklal Savaşı’nı ilk kez dünyaya duyuran İrade-i Milliye Gazetesi’ni yayımlayan baskı makinesi yer alıyor. Diğer odalarda, açık renkli levhalar üzerine Sivas Kongresi ve Milli Mücadele ile ilgili kronolojik ve tarihi bilgiler yazılı. Bazıları da resimlerle dolu… Bu levhalar tarihi müzeden daha çok modern bir sanat müzesinde gibi hissettiriyor insanı. O döneme ait tarihi resimler ilgi çekiyor fakat  yazılı alanlarda o kadar çok bilgiler verilmiş ki okumaya yetişemiyorsun. Bir süre sonra okumayı bıraktım zaten.

Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi-Sivas

Neyse ki ikinci katta “İyi ki de gelmişim!” dedirtecek  kongrenin yapıldığı toplantı salonu ve Atatürk’ün kaldığı oda var. Toplantı salonunda; duvar ve tavan, döneme ait süslemelerle bezeli. Şimdi Sivas Kongresi’nin yapıldığı zamanı zihnimde canlandırmaya çalışıyorum. Koyu kahverengi kürsüde Atatürk, zorlu bir mücadelenin başlangıcına çağrı yapıyordu. Uzun perdelerin fırfırlı kanatlarından güneş ışığı o gün bir başka vuruyordu.

Atatürk’ün kaldığı oda mütevazi ve şirin bir oda. Bu odanın hazırlanmasında belediye başkanının gelini Safiye Hanım’ın emeği geçmiş. Eşyaların çoğu onun hediyesi. Metal karyola, yuvarlak masa ve işlemeli örtüsü, kırmızı  desenli halı… Sarı renkli atlas yastığın üzerine eski harflerle “Cihanın canına mağrur olup incitme insanı. Süleyman-ı zaman olsan bırakırsın bu eyvanı.” yazılı olduğunu tanıtım levhasından öğrendim. Fiyonklar ve çiçek desenleriyle işlenmiş ipek yatak örtüsünü; genç bir kız, çeyizinden Atatürk’e hediye etmiş. Böyle güzel incelikleri öğrenince eşyalar daha da anlam kazanıyor gözümde. Atatürk burada yaklaşık 108 gün kalmış. Toplantılar ve diğer mesaileri dışında kendi başına kalabildiği odasında neler düşündü acaba? İşte bunun cevabı, bu eşyalara sinmiş.

Sivas Ulu Cami’ye, tarihi meydandan yürüyerek gidilebiliyor. Onarımlar sırasında bulunan bir kitabesine göre 1196’da II.Kılıç Arslan’ın oğlu Kutbettin Melih Şah zamanında yapılmış. Kimi bilim adamları Danişmendliler dönemine ait olduğunu iddia ediyorlar. Cami kubbesiz ve dikdörtgen bir çerçevede. Çatısı ilk önce ahşapmış. Sonraki onarımlarda beton üzerine ahşap görüntü verilmiş. Tuğladan yapılmış minaresi 1213’de sonradan eklenmiş. Ulu Cami denilince ihtişamlı bir yapı bekliyorsun. Kubbesinin olmayışını yadırgıyorsun. Alışkanlık işte… Kubbeyi gözler arıyor. Sonra bu dönemin camilerin ilk örneklerinden olduğunu düşündüğünde kubbesiz oluşu mantıklı geliyor. İçine girdiğiniz de taş kemerlerle kaplı olması ayrı bir deneyim yaşatıyor. Kesme taştan oluşan ayakların birbirine kemerlerle bağlı olmasının Selçuklu mimari özelliği olduğunu öğrendim. Kadınlara ayrılan bölüm, asıl ibadet alanından bir duvarla ayrılmış ve girişi de ayrı. Buradan caminin bütününü görmek imkansız. Ana girişten asıl kısma girince de kendi alanının dışına çıktığın için kuralları çiğnemiş gibi hissediyorsun. O yüzden rahatça gezemedim. Camilerin her alanına girmeye ve incelemeye kadın olarak hakkımız var. Bunu yaparken de kendimizi rahat hissetmeliyiz. Camiye ayrılan kadın alanı sanki kadınlarının rahatını sağlıyormuş gibi görünse de bence caminin bütününden kadınları soyutlayan bir uygulama.

Ulu Camii – Sivas

Şehrin en büyük ve işlek caddesi olan İnönü Bulvarı oldukça geniş ve ferah… Burada yürüyüş  keyifli. Çeşit çeşit dükkanlar, lokantalar, pastaneler; bulvarın her iki yanında sıralanmış. Soğuk olmasına rağmen kaldırımlar doluydu. Bir de yazının başında bir taktikten bahsetmiştim: Çok üşüdüğünde bir dükkana dalıveriyorsun.

Hem alışveriş hem nostalji yapmak istiyorsanız tarihi çarşıları ziyaret edebilirsiniz. Bunlardan biri Vakıf Subaşı Hanı, inşası 16. yüzyıla dayanan iki katlı Osmanlı yapısı. İlk katında her türlü baharat ve kuru gıda satan dükkanlar, üst katta ise inşaat ve emlakçı dükkanları bulunuyor. Avlunun ortasında ufak bir havuzu var.

19. yüzyıla ait Taşhan Çarşısı, şekil itibariyle Subaşı Çarşısı’na benziyor fakat taştan kemerleri, sütunları, sütunun üst tarafındaki süs detaylarıyla Subaşı’ndan ayrılıyor. Bu yönleriyle şirin ve farklı bulduğumu söylemeliyim. İki katlı çarşının alt katında dükkanlar -daha çok çanta-, üst katında çay ve kahve içilebilecek yerleri bulunuyor. Ortasındaki küçük havuzda güvercinler ev sahipliği yapıyorlar. Üst katta hava soğuk olduğundan kimsecikler yoktu. Yazın bu yerlerin şenlendiğini söylüyorlar.

Taşhan Çarşısı – Sivas

Baharatçılardan ve şarküteriden Sivas’a ait ürünler almak mümkün. Mis kokulu nanesini, altın sarısı balını, doğal kırmızılı pul biberini, el yapımı domates salçasını… Fiyatları da uygun. Yalnız tarihi yerlerdeki esnaf hariç diğer esnafın, müşteriye ilgisi olmadığını gördüm. Şehrin en işlek baharatçısında eleman yetersiz kalıyor. (Ortadan kaybolmuş da olabilirler, orası soru işareti.) Ne fiyat öğrenebiliyorsun ne işin hızlıca görülüyor. Çalışanlar bir de müşteriye “Al sen koy!” diye akıl veriyor. Üstüne bir de ödeme kuyruğu bekliyorsun. Nane ve pul biberlerin hatırına biçare alışverişe devam ediyorsun. Bir şarküteriye giriyorsun, esnaf yüzüne bakmıyor. Sanki üzerine para vermek zorunda kalacak gibi davranıyor. Bir mahalle bakkalında; birşeylerin yerini soruyorsun, cevap alamıyorsun. Bir de kendi farkındalığında değiller. Bakkala “Sivas esnafı ilgisiz!” diyorsun. ”Doğru söylüyorsun Abla. Biz de şimdi arkadaşla onu konuşuyorduk. Çok ilgisizler ya!”deyip kendi üzerine alınmıyor. “ Eee, siz de aynısını yaptınız!” diyorsun “Kusura bakma!” deyip mahcup oluyor. Sivaslı esnafın, İstanbul’da Mahmut Paşa esnafından ders alması lazım. Mahmut Paşa esnafı seni köşede gördüğü andan itibaren yaşına, cinsine veya katılabileceğin etkinliklere göre (düğün, nişan, sünnet) seçenekleri saymaya başlıyor. Dükkanına yaklaşınca etrafında pervane oluyor. Daha ağzından bir kelime çıkmadan fiyat listesini sayıyor hatta indirimini bile yapıyor. Bu ilgi de fazla bunaltıcı. İki tarafın da birbirlerinden öğrenmesi gereken şeyler var.

Tabi ki bu eleştirilerim insanları kırmak için değil. Naçizane olarak dışardan gördüğüm iyi niyetli eleştiriler. Sivas’ın kadim bir şehir olduğunu gezip gördüğümde daha iyi anladığımı yazının başında yazmıştım. Bunu gidebildiğim yerleri düşünerek yazdım. Zaman ve imkandan dolayı gidemediğim ve gönlümün kaldığı yerleri hesaba katmadım bile. En başta Gök Medrese olmak üzere (Restorasyondan dolayı tamamen kapalıydı. Sadece tek kelimeyle muhteşem taç kapısını ve maviş minarelerini demir parmaklıklar arasında görebildim.), Sivas Kalesi, Arkeoloji Müzesi, Divriği Ulu Cami, Aşık Veysel Müzesi, Sarissa Antik Kenti, Eğri Köprü, Kesik köprü, hamamlar, konaklar, kaplıcalar, daha neler neler…

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.