Teknik olarak “AŞK” – Fikrikadim

Teknik olarak “AŞK”

Servet Kızılay

Viktor Şklovski’nin “Teknik Olarak Sanat” adlı makalesi, yayımlandığı ilk günden beri büyük bir hayranlık uyandırdı ve oldukça farklı bir ufuk açtı. Sanat’’ın biçimsel yapısını gözler önüne seren bu çalışma, aynı zamanda bir o kadar eleştirilerin hedefi oldu: Öyle ya! Sanat gibi insanın varoluşuna özgü olan şey, nasıl olur da ameliyat masasına yatırılıp kadavraya dönüştürülebilinirdi ki?! Şüphesiz V.Şklovski, Sanatı kadavraya çevirmek amacıyla bunu yapmamıştı fakat sanatın biçimsel yapısını diğerlerinden ayırmak ve göstermek için bazı şeyleri iyice kışkırtmıştı. Öte yandan bu “kadavra işlemi”ni içselleştirmiş bir halde savunuyordu. Muarızlarının ona haklı olarak saldırdığı yer buradaydı: Acıyı tanımlamak ile acı çekmek arasında bir fark olmalıydı. Lakin acıyla arasına bir mesafe giren kişi ne yapmalıydı? İnsanın varoluşuna yani insan olmasına ve insan kalmasına yardım ve yataklık eden şeylerin; insandan uzağa gitmesi, insandan uzaklaşması, karşısında durum o denli basit kalmıyordu.

Şimdilerde Aşk, Sanat gibi içinde mi yoksa dışında mı olacağımız bir hal ya da şey olarak yaralarımızı derinleştirmeye, anlam dünyamızı kurcalamaya fakat bizleri fazla heyecan-helecanlandırmadan önümüzde duruyor. Bu açıdan bakıldığında; Sanatın kaderine benzer bir kaderi paylaşmışa benziyor. Başka açıdan bakıldığında ise;  her ikisinin sadece “İradî mesele” ile ele alınması ve böylece çözülmek istenmesi, tam-kesin bir yol değilmiş gibi görünüyor. Demek ki işin içinde iradenin olduğu fakat iradenin kendi başına çözemediği bir durum söz konusu.

Kuvvetli bir rivayete göre; Aşk’ın kökeni “IŞK”tan gelir. Yani insanı nura kavuşturan, perdelerini kaldıran, alemi ve herşeyi farklı bir gözle-idrakle görmesini sağlayan bir lütuf, olduğu söylenir. Ondayken çokluk, Bir’dir; Bir ise çok(luk)tur. Onu taşıyan kişi, kendisinde olan fakat kendisiyle olmayan (kendinden geçen-sekerât) bir hal üzerinde dönüp durur. Yani ne çemberin içindedir, ne de dışında. Tıpkı Ahmed Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi; “ne zamanın içinde ne de büsbütün dışında, yekpare bir anın orta yerinde”. Ancak hangi Aşk’ın bizleri Işk’a kavuşturduğu söylenebilinir ki? Bizler “Aşık-Olmak”la bir “olma-ona dönüşmek” fiilini kısmen dahi olsa gerçekleştirme imkanına ne denli sahibiz?! İçinde yaşadığımız sosyal kültürel ortam, ha de buna “anlam dünyası” diyelim, ne ölçüde buna müsaade edecek? Demek ki; en büyük ve önemli sorun, Aşk’ın kendiliğine (tezahürlerine değil) dokunacak bir kuvvede bulunmayışmış. Teknik olarak “Aşk” bizlerde; ruhsal olmaktan daha ziyade bedensel ve nesnesel karşılık bulmakta. Semantik açıdan “sahip olmanın” ne ‘vuslat’ ne de ‘kavuşmayla’ bir alakasının kalmadığı da söylenebilir. Madem Aşk ile araya giren o olmayı engelleyen şeyler var, o halde mümkün bir şekilde sorunu bu yönden formüle etmek gerekir. Aksi halde sadece eski tanımlarla ve tanımlamalarla yetinmek durumundayız. Günümüzde Aşk, bir kadında kalan, onda toplanan, onu aşıp ne aleme ne de varlığa yönelen bir şeye dönüşmüşken işler çok kolay görünmüyor. Buna ‘normal-dışının şiddeti’ de diyebiliriz. Kısacası; Aşk’ta  Olmak yerine Almak geçmiştir. Peki bu almak ve tersten eşdeğeri satmak içinde kalmışken, Aşk’ı nasıl anlayacağız ve anlamlandıracağız? Bırakın insan denilen varlığı, kozmolojide Dünya denilen gezegenin bile kaybolduğu (kaybedildiği) bir zeminde-zamanda Aşk nerden, ne ile kendini gösterecek ya da bulacak? Bu türlü sorunlar, herşeyi suretler üzerinden okuyan, değişenleri, farklılığı tavşanı kovalayan bir tazı gibi kovalayanlar bakımından zor bile değildir, olsa olsa sadece anlamsızdır.

Aşk hakkında söylenen şeyler, doğaları gereği eksiktir. Lakin onun biçimsel yönünün insanlığı hiç olmadığı kadar zorladığını, çelik kalıplara sokmaya çalıştığını ve bundan da vazgeçmeyeceğini söylemek gerekir. ‘Aşk’ın tezahürlerini konuşabiliriz fakat kendisini konuşamayız’ diyen kadim görüşün aynı şeyleri konuşmadığını ya da farklı yerden konuştuğunu görmek ise, bizleri her zaman şaşırtacaktır.

Aşk, tezahürleri bakımından farklı tanımlamalar ve betimlemeler alabilir. Zaten bütün Edebiyat –literatür, teknik olarak “Aşk”ı gösterme gayretindedir. Bu temsil, Aşk hakkında dolaylama şeklinde kendisini ifade eder fakat bu dolaylama bile Aşkı Olmak değil almak şeklinde anlayan bizler için artık tahammül edilmez bir örtüye ve anlaşılmaz bir hale bürünmüş karşımızdadır.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun