Küflenmişliğe bir karşılık olarak; Nihilizm – Fikrikadim

Küflenmişliğe bir karşılık olarak; Nihilizm

Muhammed Metin Emin

Muhammed Metin Emin

Batıda 1. Ve 2. Dünya savaşlarından sonra insanlar müthiş bir umutsuzluğa düştüler. Savaştan ve kaostan yorulan insan arayış içerisine girdi; çünkü şiddetin tarihinde miras olarak geriye yine şiddet kalıyordu. Batı toplumsal anlamda bunun farkına varmış ve mecburi bir güven ortamı oluşturma çabasına girmişti. Bu kaos ortamından bunalan insanlar temelde Sosyalizme bir umut olarak sarıldı. Nihayetinde onu lekeleyip yerine kırıntılarını bıraktı.  Nihilizm’i, Sosyalizm ve  Hristiyanlık Kültürü ekseninde değerlendirmek zannediyorum ki en doğrusu olacaktır. 

2.Dünya Savaşından sonra Ateist, Agnostik, Deist, Marksist, Nihilist, Varoluşçuluk ve Seküler Hümanizm gibi görüşler yaygınlaştı bu da dini reformun ve rönesansın doğal bir sonucu olarak Hristiyan kültürünü şekillendirdi. Mevcut Hristiyanlık anlayışı bu duruma müsaitti de. Ana öğretileri ”Sana tokat atana diğer yanağını uzat” ‘‘Tanrı sevgidir” ”Düşmanınızı sevin” ”Sezar’ın hakkı Sezara, Tanrı’nın hakkı Tanrıyadır” gibi uzak doğu dinlerinin mistisizmine paralel ölçüde ve dünya zevklerinden kendini mahrum eden çileci(asketizm) Sofist bir dini anlayışa sahiptir. Batı özellikle Endüstri devrimi ve onun ardından gelen Kapitalist sermaye biriktirme modeliyle zamanla  refahı ve lüksü arttırmış, sonucunda zevk merkezli bir bohem hayatını oluşturmuştur. Maddede boğulan Batı insanı ruhi bir kaosa sürüklendi. Bir anlam arayışına çıkan insanlık sığınak olarak Nihilizm’i seçmiştir. Son kartre  Nihilizm ötesi diyebileceğimiz varoluşçuluk da aynı zamanda bir sığınaktır. Yalnız burada Nietzsche’nin Nihilizm’i biraz daha farklı ve üsttür çünkü ona göre Nihilizm aşılabilecek bir olgudur. Nitekim Nietzsche üstinsan’la Nihilizm’i aşmış, felsefenin amacı felsefeyi bitirmek olduğu gibi felsefesini bitirmiştir.

Biraz kronolojik ve bütünlük açısından Nihilizm’i ele alacaksak Yunan filozofu gorgias’ın üç önermesine dayandırılır. “Hiçbir şey yoktur”. “Bir şey olsaydı da bilemezdik”. “Bilseydik de başkalarına bildiremezdik”.  İlk olarak Turgenyev’in babalar ve oğullar kitabında yer almıştır, buradaki karakter Bozorov bir nihilisttir. Daha sonra Schopenhauer, Nietzsche, J.P. Sartre, A.Camus, H.Spencer, her ne kadar kendisini Nihilist olarak görmese de E.M.Cioran Nihilist akımın öncülüğünü yapmışlardır hepsinin de Nihilizm anlayışı bir birinden farklıydı burada konu itibariyle Nietzsche’nin Nihilizm’ine bakacağız.

Nietzsche insanın bir doğasının olmadığını söyler yerleşik düzene karşı çıkar ve her türlü siyasal, mezhepsel, dinsel otoriteyi reddeder. İnsan doğası gereği anarşist olduğunu ve iktidarın diğer insanlar üzerinde güç oluşturma çabası olduğunu, bunun ilkel ve bağnaz bir tutum olduğunu savunur. Bunu daha çok yukarıda da bahsettiğimiz Hristiyan Düşüncesine ve Egemenliğine karşı söyler çünkü Batı’da Tanrı kavramı yozlaşmış ve adına sömürülen bir şey halini almıştı. Bugünkü Ortadoğu durumu da benzer şekildedir. “Tanrı öldü onu öldüren biziz” derken Nietzsche’nin vurgulamak istediği de nitekim budur. Bu anlamda Nihilizm belki de binlerce yıllık bir süreçtir ve kaosta olan insanın bunu “üstinsan” modeliyle aşacağını söyler çünkü kaosta olan insan acıya ve ümitsizliğe hapsolmuştur. Nietzsche üstinsan modeliyle buna karşı çıkmıştır. İnsan haliyle duruma göre kötümser olabilir ama karamsar olmamalıdır şeklinde bir duruş kazandırır Nihilizm’e ve bu Nihilizm’i aşma çabasıdır. Nihilizm’i aşmayı insanın ilkin kendini bulmasında olduğunu söyler bu tutum özellikle iki asırdır Batı’da ve genelde tüm dünyada Edebiyat, Felsefe, Sanat gibi alanlarda işlenilen bir konudur. Tasavvuftaki Seyr-i Suluk kavramıyla da bağdaştırabiliriz kısmen; hatta Nietzsche’nin “üstinsan”ını Tasavvuftaki “İnsan-ı Kamil” mertebesiyle de…

Kendini yitiren insan arayış içerisine girer kendine yabancılaşan inançsızlaşır. Yabancılaşma ya da başkalaşma yalnızlığı, yalnızlık inançsızlığı(genel anlamda), inançsızlık da iletişimsizliği doğurur. 

Yabancılaşma teorisi Marx’ın geliştirdiği bir teoridir. Marx daha çok kapitalist sistemde işçinin yabancılaşması, emeğin üretken gücü ile işçinin kendi ürettiği nesneler üzerindeki kontrolünün yokluğu arasındaki dengesizliğiyle açıklar bu teoriyi. Her ne kadar bu tanımı kapitalist üretim süreçleriyle işçi sınıfı arasındaki ilişki üzerine kurmuş olsa da bu kuramın ilk kurucularından olan Hegel “kişinin kendi doğasına yabancılaşması” olarak ortaya attı ve nitekim Hegel’e göre Tarih ilmi de böyle başladı. Sonralarda Althusser geldi “epistemolojik kopuş” olarak daha da geliştirdi vs. 

Îsmet Özel yabancılaşmayı iki şekilde ele alıyor 1. Başkalaşma (Amerikalı değilim olmayacağım) 2. İnanan insanin hakikate yabancılaşmış bir çağı, çağın dayatmalarını, onun akıl düzenini, ekonomik ve toplumsal işleyişinin  yabancısı olduğunu vurgular  ve  İnanan insanların “çaĝdışılık, gericilik” gibi sıfatlarla anılmasının da bir suclama değil aksine bir iltifat olduğunu söyler.  Rimbaud’un ” ben bir başkasıdır” sözü bu doğrultadır. Albert Camus yabancılaşmanın ölmekle aynı manada olduğunu vurgulamıştır “yabancı” adlı romanında. Ya da Franz Kafka’nın “Dönüşüm” adlı romanı bu konu için bilinmesi gerekenlerdendir. Türkçemizin süt dişi Yunus Emre, “Kendini bilen Rabbini bilir” derken bu duruma işaret etmiştir.
Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt”ün Önsöz’ünde “İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa, karanlığında yok olacaktır” demiştir. 

Nietzsche’nin felsefesi diğer Batı Felsefeleriyle bir savaş halindedir.  Batı Felsefesi hikmetten uzaktır bunun sebebi Sokrates’ten bu yana Felsefenin Şiire olan düşmanlığındandır. Sokrates hikmetin Şiirde değil Felsefede olduğunu savunmuştur ama kendi Felsefesinin metaforlarını da şiirsel bir şekilde örerek aslında kendisiyle ne kadar da çeliştiğini göstermiştir. 20.yy Filozoflarından Heidegger “dil, varlığın evidir” diyerek hikmetin Felsefede değil Şiirde olduğunun üzerinde dikkatle durmuştur. Nietzsche Filozof olduğu kadar çok iyi de bir Şairdir. Onun gözünde Tanrı en yüce estetik uzamanıdır ve tinselliğini buradan alır. Şiire olan sevdası Doğudan gelmesi ya da kendisini Batıya ait hissetmemesinden gelir. İlk şiiri Mezopotamya ile başlattığı gibi Felsefeyi de buradan, Zerdüşt’le başlatır. Doğuya olan ilgisi Islam’la da tanıştırır ve ilgilenir Tahrif edilmiş Hristiyanlık ve diğer Hint dinleri salt bir mistisizm vaadeder. Acı çekmeyi kutsar ve kuru bir teslimiyet ister. Fakat Islamiyet böyle değildir, hayata karışır, insanların bulunduğu toplumun dizaynında en ufak problemle ilgilenir ve hüküm verir. Nietzsche bu durumun farkına varır İslamiyet’in Hristiyanlıkla aslında alay ettiğini görür ve inanmasa da (muallaktır) üstünlüğünü kabul eder. Şu sözlerle de ifade eder hayretini: Eğer islâm, Hıristiyanlığı küçük ve hakir görüyorsa, böyle görmekte bin kez haklıdır; çünkü İslâm, insanı yüceltir ama putlaştırmaz’

Son olarak Nihilizm bir süreçtir dünyaya yarım bir şekilde gelen insanın kendisini bulmasıyla tamamlanacağını söyler. Sanıldığı gibi acıyı ve çileyi kutsamaz aksine bundan kurtulmasını öğütler Nietzsche’nin üstinsanı dünyaya bir karşılık verendir.
Kendisinin de söylediği gibi: çaresizseniz, Çare sizsiniz.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun