Siyasi dinamikler nereden nereye? – Fikrikadim

Siyasi dinamikler nereden nereye?

Ali Bayramoğlu

Ali Bayramoğlu

Ali Bayramoğlu’nun yazısı: Siyasi dinamikler nereden nereye?

Kasım 2015-Kasım 2016 arası dört temel siyasi gelişme oldu. Bunlar; Kürt meselesinin geldiği aşamanın siyasi dengeleri, sistemi ve ittifakları derinden etkilemesi; Türkiye’nin Ortadoğu politikalarının ülkenin siyasi dinamiklerine yansıması; başkanlık tartışmaları ve 15 Temmuz darbe girişimi.

Toplum: Muhafazakâr dalga

Perde şüphe yok ki, 1 Kasım genel seçimleriyle açıldı. Seçim sonuçları muhafazakâr toplumsal dalganın yeniden kabarmasına ve ülke siyasetine yeniden ağırlık koymasına tanıklık etti. Gerçekten de bu seçimlerin önemi, 5 ay önce yapılan ve 2002’den bu yana ilk kez AK Parti’ye tek başına iktidar olma imkânı vermeyen Haziran seçim sonuçlarına oranla kuvvetli bir geri dönüşe işaret etmesinden kaynaklanıyordu. AK Parti kaybettiği yaklaşık yüzde 9’luk bir oy ya da seçmeni Kasım başında geri kazanıyor, (çözüm süreci, 17-25 Aralık yolsuzluk dosyaları, iktidarda şahsileşme eğilimi gibi sorunlar üzerinden) yaşadığı yıpranmanın, siyasi istikrar ve bu siyasi partinin muhafazakâr kesim için ifade ettikleri yanında daha az önemli, daha az belirleyici olduğu ortaya çıkıyordu. Muhafazakâr doku, bu çerçevede, AK Parti kadar, onun üzerinden genişleyen alanına, elde ettiği hak ve imkânlara sahip çıktı ve yerleşik hâle gelmeye başlayan siyasal bir sosyoloji bir kez daha teyit edildi.

Kutuplaşmış toplumlarda sosyoloji tek başına belirleyici olmaz. Siyaset, iktidar mücadeleleri, temsil-meşruiyet-yönetim mekanizmaları en az sosyolojik doku kadar öne çıkar. Kasım 2015-Kasım 2016 arası bu durumun açık tanığıdır. Bu zaman kesitini şekillendiren dört temel siyasi gelişmeden söz edebiliriz.

15-temmuz_tbmm_aa-arsiv_0

Kürt meselesi: Otoriter dalga

Bunların ilki Kürt meselesinin geldiği aşamanın siyasi dengeleri, sistemi ve ittifakları derinden etkilemesidir.

Devletin PKK’nın yayılma iddiasını yıl sonuna doğru kırmakla, hendek savaşını açık olarak kazanmakla birlikte, bunu ağır tahribatları göze alarak ve bu bedeli ödeyerek yapabildiğini bunlara eklemek gerekir.


 

PKK’nin Temmuz 2015’te başlattığı şehir savaşları, özerklik ilanları, hendek çatışmaları, Kasım seçimleri sırasında kısa kesinti yaşadıktan hemen sonra, tekrar ve daha şiddetli olarak alevlendi. Bu, PKK’nın Güneydoğu’ya yönelik egemenlik savaşıydı. Devlet tarafından varoluşsal bir mesele olarak algılandı ve bunun risklerini ve derinliğini taşıyan güvelik hamleleriyle, tedbirlerle karşılık buldu.

Ancak bu tepki, 2016 yılı içinde adım adım konjonktürel tedbirlerin ötesine geçti. Siyasi rejimin ana tonlarını ve siyasi dinamikleri etkilemeye yüz tuttu. Sistem, Kürt meselesinden başlayan ancak tüm özgürlükler düzenini etkileyen geri dönüşler yaşamaya, diğer bir ifadeyle siyasi, demokratik ve hukuki alandaki daralmalar yapısal özellikler göstermeye başladı.

Nitekim son 1 yılda yaşanan, dokunulmazlıkların kaldırılması, kayyum uygulaması gibi keskin gelişmeler, siyasi alanda Kürt temsiline ilişkin bir daralma ya da bir siyasi alan daralması kadar, demokrasi açısından da bir alan daralmasını ifade etmektedir. Bu durum, yasal alandaki kimi sert hamleler, askeri otoriteye EMASYA benzeri yetkilerin verilmesi, iç güvenlik bölge ve harekâtlarında güvenlik güçlerinin hukuki sorumluluklarının azaltılması, savcı ve hâkimlerin kimi yetkilerini memurlara aktaran düzenlemelerle pekiştirilmiştir.

Bu dönemde uygulamalar bakımında da bir geri dönüş tablosu oluştuğu açıktır. Kürt hareketiyle ilişkili olduğu varsayılan, söz ve eylemin, davranışların yasaklanması ve cezalandırılması sert bir safhaya girdi. Akademisyenler bildirisine karşı verilen iktidar, idare ve yargı tepkisi, tepkiyi takip eden, KHK’lerle tüm Kürt hareketine değen gazete ve dergilerin kapatılması, onlara destek veren aydınlara yönelik soruşturmalar, Batı’nın kapılarını Doğu’ya kaparken, etki ve iklim bakımından Kürt meselesinin sınırlarını aşan otoriterleşme etkisi yaptı ve yapıyor.

Devletin PKK’nın yayılma iddiasını yıl sonuna doğru kırmakla, hendek savaşını açık olarak kazanmakla birlikte, bunu ağır tahribatları göze alarak ve bu bedeli ödeyerek yapabildiğini bunlara eklemek gerekir. İnsan hakları ihlalleri, ölen siviller, yıkılan şehirler önemli bir bilanço oluşturdu. Sonuç olarak, toplumun insan haklarına duyarlılığı açısından bir alan daralması yaşandığı muhakkaktır.

Siyasi dinamiklere ilişkin önemli bir sonuç da, entegrasyon zaaflarının ortaya çıkması ve siyasi çözüm beklentilerinin iyice azalmasıdır. Bu gelişmeler HDP’yi Türkiye partisi olmak iddiasından uzaklaştırırken, çözüm süreci benzeri kapılar iyice kapanmış, değişim beklentisi ya da unsuru, yerini tedbir ve asayiş unsuruna bırakmıştır. Bunun da önemli bir dinamik değişikliği olduğunu teslim etmek gerekir.

Ortadoğu: Devlet dalgası

İkinci gelişme, Kürt meselesinden tümüyle bağımsız olmamakla birlikte daha geniş bir alanı ve farklı sorunları da kuşatan Türkiye’nin Ortadoğu politikalarının ülkenin siyasi dinamiklerine yansımasıdır.

Son bir kaç yıldır, Kuzey Suriye faktörünün gerek Kürt meselesinde gerek Türkiye’nin bölge hassasiyetlerinde belirleyici yeri çıplak bir gerçek. PKK’nın son ayaklanma hamlesinin Kuzey Suriye modeli ve varlığıyla yakından ilişkili olduğu da muhakkak.

Bu durum, 2106 yılı içinde Türkiye’nin bölgeye yönelik askeri hamle arayışlarını kademeli olarak arttırmıştır. Rusya’yla yaşanan ve Türkiye’yi edilgin bir konuma iten kriz sonrası, Ankara bölge politikasında bir paradigma değişikliğini andıran hamleler yapmış, Kürt koridoru oluşumunu engellemek kadar, göçmen dalgasını durdurmak, PYD’nin uluslararası ittifaklardaki etkisini azaltmak, IŞİD’i geri püskürtmek amacıyla Suriye topraklarında askeri operasyonlara girişmiştir. Caydırıcı güç olmanın yanında fiili güç olma politikasını da devreye sokmuştur. En nihayet, Şii yayılmacılığı karşısında Musul’da dengeleyici güç olma ve hâmilik iddiası üzerinden güç tehdidini öne alan bir dil benimsemesini bu kritik geçişe eklemek gerekir.

15 Temmuz darbe girişimi sadece Türkiye’nin son yılına değil, siyasi ve toplumsal hayatına uzun süreli damga vuracak bir gelişme oldu.


 

Bu gelişmeler ülkede devlet merkezli bir siyaset algısının ve milliyetçi bir iklimin oluşmasına yol açan sonuçlar üretmiş, HDP dışındaki partilerin yakınlaşması, özellikle bölgedeki Kürt ilerleyişi karşısında milliyetçi bir şemsiyeyle iktidar bloğu oluşturmasına zemin hazırlamıştır.

Otoriter iklim yanında, devlet merkezli bir siyaset algısı ve milliyetçi bloklaşma, dış ve iç dinamiklerin kesiştiği noktadan üreyen önemli ve yeni unsurdur.

AKP: Başkanlık dalgası

Üçüncü gelişme, 2014’te başlayan 2015’te yoğunlaşan, 2016’da ise türlü kopmalara yol açan, AK Parti içinde ve etrafında hakim parti sorunları olarak yaşanan kritik gelişmelerdir. Bu gelişmeler temel olarak cumhurbaşkanın sistem içindeki yerine ve cumhurbaşkanlığı pratiğine endeksli olmuştur.

Öykü malum. Erdoğan sonrası AK Parti’nin ikinci genel başkanı ve başbakanı Davutoğlu, Kasım seçimlerinden başarıyla çıktı. Ancak bu durum, başbakan ile cumhurbaşkanı arasındaki, yönetim ilkeleri, iktidar paylaşımı, kimi konularda siyasi hassasiyet farkı gibi sorunları ortadan kaldırmadı, tersine arttırdı. 2016’nın ilk 5 ayı iç siyasette, PKK ayaklanması ve dış politik sorunlar haricinde, temel olarak Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki gerilimlerle, Erdoğan’ın bu istikamette siyaset yapmasıyla, bunların kamuoyuna yansımasıyla geçti.

Sorun aslında basitti: Davutoğlu anayasal yetkilere göre başbakanlık yapmak istiyor, cumhurbaşkanının siyasi perspektif veren lider bir konumda olmasını tercih ediyordu. Erdoğan ise, halk tarafından seçilmenin getirdiği meşruiyete işaret ederek, anayasayı yeni bir yoruma tâbi tutuyor, hem başkanlık yapmak hem AK Parti liderliğini sürdürmek istiyordu. Aradaki makas zamanla açıldı ve kriz derinleşti.  Erdoğan’ın AK Parti teşkilatına Davutoğlu’nu by-pass ederek  müdahalelerde bulunması, bir bakıma başbakanı istifaya zorlaması ipleri kopardı. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması sonrası ilk AK Parti evresini, kaotik paylaşım modelini bitirdi.

Açılan yeni evrede, seçilmiş cumhurbaşkanı olarak iktidar partisinin genel başkanını belirleyen, bakanlar kurulunu oluşturan, bürokrasi yönetimini tam olarak eline alan Erdoğan, hem devletin hem hükümetin hem iktidar partisinin tek ve açık patronu oluyordu.

Bu geçiş, ülkenin son bir yıl içinde en önemli siyasi dinamik değişikliğidir. Bu yeni tablo, lafzi itirazlara rağmen muhalefet partilerince de kabul gören ve toplum nezdinde sıradanlaşan bir yol izlemektedir.

Nitekim mevcut uygulama geçici evreden çok, Erdoğan’ın eğilimleri dikkate alınacak olursa, onun zorladığı, arzu ettiği, nevi şahsına münhasır bir yönetim modelini resmetmektedir. Bu model ise, kuvvetler ayrılığı düzeninden fiili kuvvetler birliğine doğru bir ilerleyişi, hatta geçişi imâ etmektedir. Hedefi, bir liderlik sistemi olarak tanımlamak gerekir. Yürütmenin doğrudan lider tarafından temsil edildiği, liderin çoğunluk ve hâkim parti üzerinden yasama organına hakim olduğu, yargının iktidarla ilişkilerinin yoğunlaştığı bu sistemde, bir başka özellik lider ile kamuoyu arasındaki kurumsal katmanların sayısının azalması, plebisiter demokrasinin yeni bir tarzının inşasıdır.

Darbe: Devlet ve demokrasi krizi

15 Temmuz darbe girişimi sadece Türkiye’nin son yılına değil, siyasi ve toplumsal hayatına uzun süreli damga vuracak bir gelişme oldu.

Son bir yılın serencamı, siyasi iklimin yerini güvenlikçi bir atmosfere bırakması olmuştur.


 

Bu girişimin üç ciddi siyasi etki ürettiği söylenebilir.

Birincisi; görülmemiş büyüklükte ve nitelikte bir devlet krizidir.

Generallerinin neredeyse yarısının darbe ya da FETÖ ilişkisi nedeniyle ordudan atıldığı, subay personelinin büyük bir kısmının kripto Fethullahçı olduğundan şüphelenildiği, bu anlamda çöken ve yeniden yapılanma ihtiyacı içinde olan Silahlı Kuvvetler duruma açık bir örnektir. Adliyede de, hâkim ve savcıların yaklaşık yüzde 40’ı aynı gerekçelerle meslekten uzaklaştırılmıştır. Eğitim kurumlarının hâli benzerdir.

İkinci etki, hukuk krizidir.

Fethullahçıların gerek devlet, sermaye yapısı, basın içindeki yeri ve gücünün gerektirdiği tasfiye hukuk sınırlarını zorlayacak kadar büyük çaplıdır. Ayrıca, bu kişilerin kendisini gizleme özelliği, idareyi bu tasfiyelerde kanıt kadar şüpheyle hareket etmeye itmektedir. Bu durum ise, tasfiyeler sırasında mağduriyetlere, haksızlıklara da yol açmaktadır. Sistem, yürütmesi, yasaması ve yargısıyla bu çapta bir tasfiye mekanizmasını doğrulayıp, işler hâle sokmaya çalıştıkça, onlar da bu eksik ve keyfi çalışmadan etkilenmekte, hukuk zeminindeki kayma artmaktadır.

Üçüncü etki; darbe sonrası ilân edilen olağanüstü hâl rejiminin kullanım biçimiyle ilgilidir. Siyasi iktidar bu rejimin kimi temel hak ve hürriyetleri devre dışı bırakan olanaklarını, Kürt politikasını yürütmek için de kullanmaktadır. Liberal muhalefet de bu furyadan nasibini almakta, 15 Temmuz sonrası önlemler demokrasiyi hedeflediği kadar demokrasiyi yaralayan bir istikamette seyretmektedir.

Her bir unsur aynı büyük dalgaya ya da iklime gönderme yapmakta, onun bir parçasını oluşturmaktadır. Bu büyük dalga, milliyetçi, otoriter, devletçi bir dalgadır ve siyasi dinamikleri kuşatan da odur.

Bir hususun daha altını çizmeden, siyasi dinamiklerde yaşanan değişiklik bahsini tamamlamış olmayız. Özellikle, Türkiye’nin Kürt meselesinin Ortadoğu ve Suriye’yle iç içe girmesi ya da bu bölgedeki Kürt ilerleyişinin yarattığı endişe, bölünme korkusu, tarihi milli sınırlar hassasiyeti AK Parti-MHP-CHP arasındaki tarihi bir iktidar bloğu oluşmasına zemin hazırlamıştır. Gülen tehdidi bu blok içinde AK Parti-MHP arasında bir yakınlaşmayı, iç ittifakı üretmiştir. Milliyetçi hassasiyetler, devlet merkezli siyaset algısı yeni ittifaklar çerçevesinde de karşımıza çıkmaktadır.

Son bir yılın serencamı, siyasi iklimin yerini güvenlikçi bir atmosfere bırakması olmuştur.

Kaynak Site: Aljazeera

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun