Beynimiz istemediği için neredeyse kesin olarak gerçekliği yaşamıyoruz – Fikrikadim

Beynimiz istemediği için neredeyse kesin olarak gerçekliği yaşamıyoruz

Her bilişsel yanılgının bir sebebi var – öncelikli olarak beynimize zaman ve enerji kazandırmak.

Belli bir türdeki her düşüncenin alenen bir yanılgı olduğu hissine kapılıp adını ya da detaylarını hatırlayamadığımda Vikipedi’nin bilişsel sapmalar listesine referans vererek yıllarımı geçirdim. Bu sayfadaki bilgileri yıllar içinde defalarca özümsemeye çalıştıysam da çok azı zihnimde yer etti.

workplace-1616459_960_720

Ben de daha derin şekilde öğrenmeye çalışmaya ve bu listeyi daha basit ve açık bir yapıyla yeniden düzenlemeye karar verdim. Bu yanılgılara, çözmeye çalıştıkları probleme göre bakarsanız, neden var olduklarını, nasıl faydalı olduklarını ve karşılığında neyden ödün verdiğimizi (ve bunun sebep olduğu zihinsel yanlışlıkları) anlamak kolaylaşıyor.

Sapmaların bize yardımcı olduğu dört sorun: Aşırı bilgi yüklemesi, anlam yetersizliği, hızlı davranma ihtiyacı ve neyin sonra hatırlanması gerektiğinin nasıl bilineceği.

Sorun 1: Çok fazla bilgi

Dünyada çok fazla bilgi var; neredeyse tamamını filtreleyip atmaktan başka bir seçeneğimiz yok. Beynimiz, sonra gerekli olma ihtimali en yüksek olan bilgi parçalarını aradan seçmek için birkaç basit taktik kullanıyor.

  • Belleğimize zaten işlenmiş ya da sıkça tekrarlanan şeyleri fark ediyoruz. Bu basit kuralla beynimiz, yakın zamanda belleğimize yüklenmiş şeylerle alakalı olan girdileri fark etmeye daha yatkın.
  • Acayip/komik/görsel olarak çarpıcı/insansı şeyler, sıradan olanlara göre daha çok göze batıyor. Beynimiz, sıra dışı ya da şaşırtıcı olan şeyleri önem sırasında öne almaya meyilli. Ek olarak, alışılagelmiş ya da beklenen bilgileri de atlamaya yatkınız.
  • Bir şey değiştiğinde fark ediyoruz. Ve genel olarak yeni değerin önemini, tek başına karşımıza çıktığındaki gibi değil de değişimin yönüne (olumlu ya da olumsuz) göre tartıyoruz. Bu, iki benzer şeyi karşılaştırdığımızda da geçerli.
  • Var olan inançlarımızı destekleyen detaylara kapılıyoruz. Bu ciddi olanlardan. Sonuç olarak: kendi inancımıza ters düşen şeyleri göz ardı etme eğilimindeyiz.
  • Başkalarının kusurlarını, kendimizinkilerden daha kolay fark ediyoruz. Evet, bütün bu yazıyı diğer insanların nasıl kusurlu düşündüğü ile alay eden bir liste olarak görmeden önce, sizin de bu yanılgılardan payınızı aldığınızı görmelisiniz.

Sorun 2: Anlam yetersizliği

Dünya oldukça karmaşık ve biz sadece ufacık bir kesitini görüyoruz – ama hayatta kalmak için bundan bir anlam çıkarmamız gerekiyor. Hafifletilmiş bilgi akımı geldiğinde noktaları birleştirip, boşlukları zaten bildiğimizi düşündüğümüz şeylerle dolduruyoruz ve zihnimizdeki dünya modelini güncelliyoruz.

  • Yetersiz bilgiden bile öyküler ve örüntüler çıkarıyoruz. Dünyadaki bilgiden ufacık bir kesitimiz olduğu ve zaten diğer hemen her şeyi de filtrelediğimizden, tüm hikâyeyi görme lüksümüz olmuyor. Bu şekilde beyin, zihnimizde bütünlük hissetmek için dünyayı yeniden kurguluyor.
  • Kalıplar, genellemeler ve geçmiş tecrübelerden yola çıkarak, yeni bir durumla karşılaştığımızda kalan bilgi boşluklarını dolduruyoruz. Ne zaman oldukça aşina olduğumuz bir durumla alakalı belirli bir şeyden kısmi bilgi girdisi olsa, beynimiz boşlukları iyi tahminlerle ya da diğer güvenilir kaynaklardan aldıklarımızla doldurmada hiç zorluk çekmiyor. Ve sonrasında rahatlıkla hangi kısımların gerçek, hangilerinin eklenti olduğunu unutuyoruz.
  • Tanıdık ya da hoşumuza giden şeyleri, tanıdık olmayan ya da hoşumuza gitmeyen şeylerden daha iyi hatırlıyoruz. Yukarıdaki gibi, ama bahsi geçen şeyin kalitesi ve değeri hakkında eklenen kısımlara genelde hazırda olan varsayımlarımız da dahil oluyor.
  • Olasılık ve sayıları sadeleştirerek düşünmeyi kolaylaştırıyoruz. Bilinçaltımızın matematiği çok kötü ve herhangi bir bilgi eksikliği durumunda bir şeyin olma ihtimali ile alakalı her şeyi yanlış yapıyor.
  • Başkalarının ne düşündüğünü bildiğimizi sanıyoruz. Bu bazı durumlarda diğerlerinin de bizim bildiklerimizi bildiklerini sandığımız anlamına geliyor; diğer durumlarda ise onların bizi, bizim kendimizi düşündüğümüz kadar düşündüğünü zannediyoruz. Durum aslında karşıdakilerin zihnini kendi zihnimiz üzerinden (ya da bazen kendi zihnimizden çok daha basit şekilde) modellememizden ibaret.
  • Şu anki zihniyet ve ön kabullerimizi geçmiş ve geleceğe yansıtıyoruz. Bir şeylerin ne kadar hızlı ya da yavaş gerçekleştiği ya da değiştiğini pek iyi hayal edemememizle birleşince daha da büyüyen bir yanılgı.

Sorun 3: Hızlı davranma ihtiyacı

Zaman ve bilgi bakımından kısıtlıyız, fakat bunun bizi aksatmasına izin veremeyiz. Belirsiz durumlarda hızlı harekete geçme yetimiz olmasaydı tür olarak çoktan tarihe karışmıştık. Her yeni bilgi parçasıyla, elimizden gelen en iyi şekilde duruma etki yetimizi ölçmeli, bunu kararlarımıza uygulamalı, geleceği canlandırıp sonrasında ne olabileceğini öngörmeliyiz ve aksi takdirde yeni önsezimizle davranmalıyız.

  • Harekete geçmek için bir fark yaratabilme becerimize dair özgüvenimiz ve yaptığımız işin önemli olduğuna inancımız olmalı. Gerçekte, bu özgüven çoğunlukla aşırı güven olarak sınıflandırılabilecekse de bu olmadan hiç harekete geçemeyebiliriz.
  • Odaklanabilmek için yakın ve önümüzdeki ilişkilendirilebilir olanı, uzun vadede ve uzakta olana tercih ederiz. Şu anda olan şeylere gelecektekilerden daha çok değer veririz ve belirli insanların hikâyelerini anonim bireyler ya da gruplardan daha ilişkilendirilebilir buluruz.
  • Bir işi halledebilmek için, zaman ve enerji yatırımı yapmış bulunduğumuz şeyleri tamamlamaya daha istekli oluruz. Newton’un birinci hareket yasasının davranışsal ekonomist versiyonu: hareket eden cisim hareketini sürdürür. Bu, pes etmek için ne kadar çok sebeple karşılaşsak da işlerimizi bitirmemizi sağlar.
  • Hatalardan ve geri dönülemez kararların sonuçlarından kaçınmak için, gruptaki statü ve özerkliğimizi korumaya yöneliriz. Seçmek zorunda kaldığımızda, en az riskli görünen ya da mevcut durumu koruyan seçeneği tercih ederiz. Tanıdık şeytan yabancı olandan iyidir.
  • Daha basit görünen ya da bütün bilgi içeren seçeneği, karmaşık ve belirsiz olana tercih ederiz. Önemli ve karmaşık olan şey sonunda zaman ve enerjinin daha iyi kullanımı olacak olsa da, çabuk ve kolay olanı önemli ve karmaşık olana tercih ederiz.

Sorun 4: Neyi hatırlamalıyız?

Evrende çok fazla bilgi var. Sadece gelecekte işe yarayacağı kesin olanları tutmayı karşılayabiliriz. Sürekli olarak neyi hatırlamaya çalışacağımız ve neyi unutacağımız üzerine kumar oynamak ve bir şeyleri feda etmek zorundayız. Örneğin, genellemeleri çok özel olanlara tercih ederiz, çünkü daha az yer kaplıyorlar. Çok fazla sadeleştirilemez detay olduğunda, aralarından bir kaç göze çarpanı seçer ve gerisini atarız. Burada kaydettiğimiz şey, aşırı bilgi yüklemesi ile alakalı (sorun 1) filtrelerimize bilgi sağlama ihtimali en çok olanlar ve sorun 2’de eksik bilgiyi tamamlamak için bahsedilen süreçte akla gelenler. Her şey kendi sistemini destekleme üzerine kurulu.

  • Bilgiden sonra bazı anılarda düzeltme ve takviye yaparız. Bu süreçte, anılar güçlenebilir, fakat çeşitli detaylar da yanlışlıkla yer değiştirebilir. Bazen bir anıya hatayla daha önce orada olmayan detaylar ekleyebiliriz.
  • Genellemeler yapmak için çok özel şeyleri çıkartırız. Bunu ihtiyaçtan yapıyoruz, ama örtülü çağrışımlar, kalıplar ve önyargılar tüm bilişsel yanılgılarımızdan en can alıcı kötü sonuçları doğuyor.
  • Olay ve listeleri temel bileşenlerine indirgiyoruz. Tüm olay ve listeleri genele indirgemek zor. Onun yerine, tümü temsil edecek bir kaç madde seçiyoruz.
  • Nasıl tecrübe edildiğine göre, anıları farklı şekilde saklıyoruz. Beynimiz sadece o sırada önem arz eden şeyleri depolar, ama bu karar bilginin önemiyle pek ilgisi olmayan başka olaylardan (o sırada başka ne olduğu, bilginin nasıl sunulduğu, o bilginin gerektiğinde kolayca bulunup bulunamayacağı vs.) etkilenebilir.

Harika, bütün bunları nasıl aklımda tutacağım?

Tutmak zorunda değiliz. Ama beynimizin son birkaç milyon yıldır üstesinden gelmek için evrildiği bu dört büyük problemi hatırlayarak başlayabiliriz:

  1. Aşırı bilgi yüklemesi pek hoş değil, biz de okkalı bir filtreden geçiriyoruz.
  2. Anlam eksikliği kafa karıştırıcı, biz de boşlukları dolduruyoruz.
  3. Şansımızı kaybetmemek için hızlı davranmak zorundayız, biz de anlamadan yargıda bulunuyoruz.
  4. İşler kolaylaşmak bilmiyor, biz de önemli şeyleri hatırlamaya çalışıyoruz.

Aşırı bilgi yüklemesi içinde boğulmamak için beynimiz inanılmaz miktarda bilgiyi gözden geçirip filtrelemek ve hızla, hatta çaba sarf etmeden aralarında nelerin gerçekten önemli olduğuna karar verip onları seçmek zorunda.

Dikkatimize takılan bilgi parçalarından anlam çıkarabilmek için boşlukları doldurmak ve hepsini var olan zihinsel taslaklara oturtmamız gerek. Aynı anda, bunların hepsinin kısmen istikrarlı ve mümkün olduğunca hatasız şekilde yapıldığından da emin olunmalı.

Hızlı davranabilmek için beynimiz hayatta kalma şansımızı, güvenliğimizi ya da başarımızı etkileyecek anlık kararlar vermek, ve bunları yapabileceğimize dair özgüven hissetmek zorunda. Ve bütün bunları olabildiğince verimli şekilde yapabilmek için, beynimiz yeni bilgilerin en önemli ve kullanışlı olanlarını hatırlamak ve diğer sistemleri, onlar da zamanla adapte olup gelişebilsin diye bilgilendirmek, fakat bundan fazlasını da hatırlamamak zorunda.

Kulağa oldukça kullanışlı geliyor! Peki olumsuz tarafı ne?

Bu dört probleme ek olarak, sorunlara çözümlerimizin kendi içindeki sorunlarının dört gerçeğini de hatırlamakta fayda var:

  1. Her şeyi görmüyoruz. Filtreleyip attığımız bilgilerden bazıları aslında kullanışlı ve önemli.
  2. Anlam arayışımız yüzünden yanılsamalar icat edebiliyoruz. Ön kabullerimizle doldurduğumuz detaylar hayal edip aslında olmayan hikâyeler ve anlamlar oluşturabiliyoruz.
  3. Çabuk verilen kararlar ciddi şekilde hatalı olabiliyor. Verdiğimiz bazı hızlı tepkiler ve vardığımız kararlar adaletsiz, bencilce ve verimsiz.
  4. Belleğimiz hataları destekleyebiliyor. Sonrası için hatırladığımız bazı şeyler yukarıda bahsi geçen sistemleri daha da taraflı ve düşünce sürecimize zararlı hale getiriyor.

Bu dört sorunu ve onların yol açtığı dört sonucu aklımızda tutarak, yanılgılarımızın farkına daha sık varabiliriz. Bu sayfayı arada bir ziyaret edip bilgileri tazeledikçe tekrarlanan bilgilerin daha çok hatırlanması ilkesini kullanarak yanılgılarımızı kontrol altında tutabiliriz.

Yapabileceğimiz hiçbir şey bu dört sorunu (zihnimizin muhasebe gücünü ve bellek kapasitesini evreninki ile eşdeğer olacak şekilde genişletmenin bir yolunu bulana kadar) ortadan kaldırmayacak, ama sürekli taraflı olduğumuzun kabul edersek –ve gelişme imkânımızın olduğuna inanırsak- zihnimiz bizi destekleyici deliller bulur ve sonunda kendimizi daha iyi anlayabiliriz.

Yazar: Buster Benson
Çeviren: Saba Başkır
Kaynak: Quartz

Türkçe: Dusunbil

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun