Fizikten mülhem bir tarih hikayesi – Fikrikadim

Fizikten mülhem bir tarih hikayesi

Süleyman Seyfi Öğün

Süleyman Seyfi Öğün

Fizik düşünce târihinin geldiği aşamada çelişkili bir durumun hüküm sürmekte olduğunu biliyoruz. Fizik biliminin ilgi alanı astral boyutlara doğru ilerlediğinde bulduklarımız; aynı ilginin maddenin küçük birimlerine; meselâ parçacıklar doğru ilerlediğinde bulduklarımızla uyuşumlu gözükmüyor. Bu uyuşumsuzluk, belki de ironik olacak; “dünyâ târihi” ile “evrenin fizik hareketi” arasında da tuhaf bir karşıtlık olarak zuhûr ediyor. Nasıl mı? söyleyelim; evrenin sürekli genişlediğini biliyoruz. Dünyânın târihi ise mâziden âtiye bir küçülmenin, daralmanın, târihi olarak çıkıyor karşımıza. Bunu, belki de elmalarla armutları karıştırmak gibi görenler olabilir. Ama nihâî tahlilde, dünyâ târihinin hareketlilikleri ile evrenin hareketi arasında derin bir çelişki olduğu tespitine, en azından biçimsel olarak kolay kolay kimse îtiraz edemez.

Dünyâyı küçültmek ve daraltmak, modern târihin bir niteliğidir. Coğrafî keşifler dünyâyı büyütmedi; tam aksine ufaladı. Coğrafya bilgimiz arttı ve sayısız ayrıntıya kavuştu. Zihnimizde yerküreyi köşe bucak ilişkilendirebiliyoruz. Ama fiiliyatta bedenlerimiz ve ruhlarımız sınırların dikenli tellerine çarpıyor. Takılıp kalıyoruz. Bizi sınırlara takan gerçekliğin ardında da, yine modern düşünce hissiyatların armağanı olan sayısız “takıntı” var.

Zenginleşen coğrafya bilgilerimizi tutarlı kılacak ve devralınan modernlik öncesi dünyâyı tasfiye etmeye anlamlı bir karine sunacak olan, modern düşüncenin çok sayıda metinde inceden inceye işlediği “evrensellik” olabilirdi. Ama öyle olmadı. Belki de başlangıçta evrensellik fikriyâtı, kültürel farklılıklardan arınıp, insan-doğası temelinde buluşmayı teklif ediyordu. Gelin görün ki, evrenselliğin girdileri zaman içinde çok başka bir hâle geldi. Anti-kültür bir tasarım olan evrensellik kültürelleşti. Bir “Avrupa-merkezci” standartlar manzumesine evrildi. O zaman anlaşıldı ki; bu formül yeni ve daha önceki formasyonlardan daha eşitsiz bir dünyâ iş bölümünün bir payandası olarak işlev görüyormuş.

Zaman içinde geleneksel dünyânın, varsa bile hayli gevşek ve geçirgen olan “sınırları” tasfiye edildi. Devlet ve ulus entegrasyonu temelinde ufalandı. Sistem karşıtı hareketler bile meşrûiyetini bu dayatılmış kodlara uyumlulaşmakta buldu. Tarihsel diyalektik işledi ve her “kurtuluş” yeni bir “bağımlılık” ilişkisine dönüştü.

1990’lardan sonra, o zamana kadar yaşanmış parçalanmalar yetmiyormuş gibi, daha da küçültülmüş bir dünyânın nasıl gerçekleşebileceği üzerine yeni tasarımlar geliştirilmeye başladı. Küreselleşme ethosu, yine içerdiği sayısız çelişkilerle birlikte evrenselliğin yerini aldı. Başlıca tuzaklardan birisi küreselliğin, evrensellik fikriyatından çok farklı olarak “yerelliği” de vurgulamasıdır. Evrenselliğe karşı direnen sistem karşıtı hareketler, “bilim-fen ve teknolojiyi alalım; kültürümüzü muhafaza edelim” diyor; ama bunun böyle olamayacağını; ağır “kültürel kayıplara” şâhit olarak acı acı tecrübe ediyordu. Küreselleşme ise , böyle bir kaybın olamayacağı; evrensellikten farklı olarak yerellikleri destekleyen “kültür destekli” bir insanlık projesi olduğunu vaad ediyordu. Büyük bir buluş gibi entelektüel bir canbazlıkla küresellik küyerellik olarak vaftiz edildi. Yenilmiş, ideolojik payandalarını kaybetmiş olan sistem karşıtı refleksler bu düşünceye dört elle sarıldı. Yerellikten yükselen bütünleşmiş bir insanlık projesinin kurtuluş olduğunu sandılar. Teknolojizm ve ekonomizm odaklı sâbitelerimizi hiç tartışmadan bizi târihsel ve kültürel köklerimizden koparan modernliğe ve onun bağlarına vurdukça vurduk. İhtiras ve iştah ile “sahih köklerimize” döndük. Bunu yaptıkça alkış aldık. Parçacık fizikasının siyâsal bir fizikaya izdüşümü gibi bir şey bu. İhtiraslı bir yerelcilik bizi birleştiren değil, parçalayan, ayrıştıran ne varsa açığa çıkardı. Bu tehlike ise entelektüel bir manevrayla savuşturulmaya çalışıldı. “Canım, önce bizi faklılaştıran ne varsa bir görelim, sonra onları birleştirir, barış içinde yaşatırız” denildi. Ne diyelim; dökülen su toplanmıyor; kırılan cam tutkal tutmuyor.

Târihsel tecrübelerimiz büyük iddialar üzerinden nasıl büzüştüğümüzün, küçüldüğümüzün göstergeleri ile yüklü. Bugün elimizde ne kaldığına bir bakalım: Ekonomizm küresel bir terör üretiyor. Geleceği olmayan, kaybedenin canını çıkaran; üstelikle kaybedenin onurunu aptallık ile lânetleyen bir ekonomizmin ileri ve vahşi bir kertesindeyiz. Herkes FED’den gelecek haberin terörü ile yaşıyor. FED de bunu en sadistik ölçülerde yapıyor. Uluslararası kredi kuruluşları birer îtibar cellâdı olarak çalışıyor. Teknolojizm ise çocuk bir insanlığın eline verdiği oyuncaklarla dünyâyı büyük bir kindergarden’a çevirmiş durumda. Siyâsal parçacık fizikası ise gözü dönmüş kaotik kan davalarına evrildi. Manzara tamam: Genişleyen bir evren ve kendi kaosları içinde küçülen bir dünyâ…

Kaynak Site: YeniŞafak

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun