Hesaplaşmacılıkla hesaplaşmak – Fikrikadim

Hesaplaşmacılıkla hesaplaşmak

Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

İ’tisam, müçtehitlerin ve mutasavvıfların müştereken, anlaşılması ve konu olarak işlenmesi gayretinde ittifak ettikleri kavramlardandır.

İ’tisamın kelime manası, sarılmaktır. Râgıp el-İsfahanî‘nin “Bir nesneyi yakalamak veya bırakmamak üzere tutmak, alıkoymak, korumak ve ona yapışmak” şeklinde açıkladığı (Müfredât) i’tisam, İslami literatürdeki (ıstılahi) karşılığını ise Âl-i İmrân 3:101 ve 103, Nisa 4:175, A’raf 7:170, Enfal 8:46, Hac 22:78, Şurâ 42:13 ayetleriyle Peygamberimizin ilgili hadislerinden almıştır.

Âl-i İmrân’ın 103. ve Hac’ın 78. ayetlerindeki i’tisam’ı “Bu ayetlerde zikredilen ‘i’tisam’ (sarılma) kelimesi ‘ismet’ kökünden ‘iftial’ kalıbından üretilmiş bir kelimedir. İ’tisam, kişinin kendisini koruyan, sakınılması ve korunulması gereken şeyden uzak tutan bir şeye tutunmak manasına gelir. İsmet koruma, i’tisam ise korunmadır. Nitekim Araplar muhafaza edip koruduğu için kalplere ‘asıme’ demişlerdir.” şeklinde açıklayan İbn Kayyım, Mücâhid ve Atâ‘nın, i’tisam’ı “Allah’ın ahdi” olarak nitelediklerini belirtmiştir. (Medâricü’s-Sâlikîn)

Müçtehitlerden İmam Şâtıbî, bid’atlere karşı Kitap ve Sünnet’e bağlılığın yönetimini içeren kitabını, el-İ’tisam olarak adlandırırken, mutasavvıflardan el-Herevî de tasavvufun yüz basamağından biri olarak nitelediği i’tisam’ı, ilgili ayetlere isnat ederek şöyle açıklamıştır:

“Allah Teala’nın ipine sarılmak, devamlı O’na itaat etmek ve emrini gözetmektir. Allah’a sarılmak ise, bütün vehim ve tereddütlerden kurtulup terakki etmektir.” (Menâzîlü’s-Sâirîn)

Bunlardan hareketle, evvel emirde İslam düşüncesi (İslami dünya görüşü) ve metafiziğinin, yeniden üretilen şeyler olmadığını, bilakis onların sabit kaynakları (Kur’an ve Sünnet) içinden sürekli yorumlanan şeyler olduğunu söylememiz gerekmektedir.

Bu bakımdan, Modernizm’in metafiziğin reddini, kendi çocuğu olan Materyalizm’e tevdi ederek, onun devrim esaslı hesaplaşmacı agresif tutumuna (diline) ön verdiğini göz önüne aldığımızda, bizim zikredilen bağlamda bir hesaplaşmacılığın içine çekilmemiz de doğru görünmemektedir.

Bu manada, Ehl-i Sünnet’in düşünceyi dondurduğu, tasavvufun / tarikatın bid’atları çoğalttığı, yolsuzluğu, tefrikayı yol gibi gösterdiği şeklindeki mülahazalar, onlarla hesaplaşma fikrini doğurmamalıdır.

Çünkü, bu mülahazalarla Materyalist manada bir hesaplaşma değil, Kitap ve Sünnet’ten uzaklaşma kastedilmektedir. Dolayısıyla bize uygun olan, örneğin yukarıda ele aldığımız el-İ’tisam’ı hatırlamak ve hatırlatmaktır. Buna mahsus hattın (adaletin ve edebin) emir ve beyan yönünü işaretlediğimizde yapıcı maksat zaten hasıl olmaktadır; zira hakikatin hatırlatılması, aynı zamanda hakiki olmayanın, sahteliğin de hatırlatılmasıdır.

Hesaplaşmacılığın özünde ise yapıcılık değil, yıkımcılık vardır; eskiye ya da eskidiğine inanılan şeylere karşı bir huruç hareketini talep etmek vardır. Bu ise, seküler etkilerle, menfaat kastıyla, şahıs veya grup fanatizmiyle kimi Müslümanların içine düştükleri yanlışlıklar yüzünden tasfiye edilmeleri anlayışını doğurur ki bu da şikayetçisi olduğumuz günümüzdeki tefrikayı kendi ellerimizle çoğaltma sonucunu beraberinde getirir.

Hal böyle olunca, hesaplaşmacılık, Nakib el-Attas‘ın “entelektüel sekülerleşme” kavramına tekabül eder ki, onun mevcut duruma ilişkin şu cümleleri de bunu teyit etmektedir:

“İslam’ın vahye dayalı hak din oluşunun, onun ortaya koyduğu medeniyetin ve dünya görüşü olarak gerçeklik ve doğruluk görüşünün bilinmemesinden dolayı yaygınlaşan entelektüel sekülerleşme, modernizmin değişken sloganlarını taklit etmelerinden ötürü alimlerimizin, aydınlarımızın ve onların takipçilerinin kafalarının karışmasına, etkili değişimlere ve değer sistemimizi yansıtan anahtar terimlerin anlamlarındaki daralmalara sebep oldu. Açık bir şekilde ancak tecrübelerimizle ve zihnimizle bilebildiğimiz gerçekliğe ve doğruluğa delalet eden anlamlar, günümüzde modern söylemlerin kafaları karıştırmasıyla anlaşılmaz hale gelmeye başladı. Böylece, dünya görüşümüz ile ‘faziletin’, ‘özgürlüğün’ ve ‘mutluluğun’ anlamlarını ihtiva eden değerler sistemimizin temel ilkeleri bozuldu.” (İslam Metafiziğine Prolegomena)

Son tahlilde, İslami dünya görüşümüzden baktığımızda Din’in hiçbir yere gitmediğini görürüz; Kitap ve Sünnet buradadır. Gidenler, sadece bizleriz; İslamdaymışız gibi zannederek, onun dışında bir yerlere gittik ki, o yerlerin şimdiki adları ise sekülerleşmedir,modernleşmedir, materyalistleşmedir.

Bu durumda kendimize gelmenin ilk şartı, hesaplaşmacılıkla hesaplaşmak suretiyle İslami aklımızı ve ona bağlı olarak dilimizi temizlemektir.

Bu manada hesaplaşmak ise, el-İ’tisam dahilinde Allah’ın hadlerini ve nimetlerini birbirimize hatırlatmaktan ibarettir.

Kaynak Site: YeniŞafak

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun