Antimikrobiyal Direnç: Ya şimdi ya da hiç – Fikrikadim

Antimikrobiyal Direnç: Ya şimdi ya da hiç

Jim O'Neill

Jim O’Neill

Eric Goosby

Eric Goosby

Genellikle karşı karşıya kaldığımız her türlü enfeksiyonun tedavi edilebilir olduğunu ve tüm güçlü ilaçların tam olarak yapmaları gereken şeyi yapacağını varsayarız.

Fakat alternatif  bir senaryo düşünelim: Hayati tehlike potansiyeli olan bir hastalığa yakalandınız. Söz konusu hastalığın tedavisi eskiden haftalar veya aylar içerisinde yapılabiliyorken, bu kez tedavinizin en az iki yıl süreceği, aylarca her gün iğne olup ağır yan etkilere sahip 14 bin civarında ilaç alacağınız söyleniyor. Hastalığınız teşhis ve tedavi edilebildiği için “şanslı” azınlıktansınız, ama hastalığı yenme şansınız yine de sadece yüzde 50.

Çoğumuz bu senaryoyu “modern tıp” ile ilişkilendirmez, ancak Çok İlaca Dirençli Tüberküloz  (MDR-TB) hastalığından muzdarip 500 binin üzerinde insan için bu trajik bir gerçek. MDR-TB, ilaçların daha önce tedavi edilebilen enfeksiyonların yeni türlerine karşı etkisini kaybetmesinin bir sonucu. Her yıl bir milyondan fazla insanın ölümüne neden olan tüberküloz şu anda dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalığı. MDR-TB, sağlık kuruluşlarının mücadelesine rağmen düşük ve orta gelirli ülkelerde yayılmaya devam ediyor.

Ülkelerin kamu sağlığı sistemleri ve ekonomileri üzerinde ağır bir yük oluşturan MDR-TB, antimikrobiyal direncin (AMD) artmasıyla birlikte zengin ve yoksul tüm ülkelerin neyle karşılaşabileceğinin de habercisi. Ortak eylem olmadan, Staphylococcus Aureusya da E. Coli gibi sık görülen diğer bulaşıcı hastalıkların ilaca dayanıklı türleri çok daha yaygın hale gelecek, küresel sağlık ve dünya genelindeki sağlık sistemleri üzerinde deprem etkisi yaratacaktır.

 

İlaca dayalı enfeksiyonlar kontrol altına alınmadıkları takdirde 2050 itibarıyla yılda on milyonlarca cana mal olabilir. Bunun da küresel GSYİH üzerinden toplam maliyeti 100 trilyon doları bulur.
İnsanî ve ekonomik bedel

AMD mevcut antibiyotikleri etkisiz kılarken, organ nakli ya da kemoterapi gibi nispeten rutin sayılabilecek işlemler, tedavi edilemeyen enfeksiyonlar yüzünden gittikçe daha riskli hale gelecek. Artan AMD’nin insanî ve ekonomik bedeli kolayca kontrolden çıkabilir. İlaca dayalı enfeksiyonlar kontrol altına alınmadıkları takdirde 2050 itibarıyla yılda on milyonlarca cana mal olabilir. Bunun da küresel GSYİH üzerinden toplam maliyeti 100 trilyon doları bulur.

Kötü bir geleceği önlemenin tek yolu, soruna bir an önce etkili bir şekilde müdahale etmekten geçiyor. Neyse ki, bu ayın başında Çin’in Hangçow şehrinde düzenlenen G20 Zirvesi’nde AMD konusunu ilk kez gündeme alan dünya liderleri, uluslararası toplumun AMD’yi küresel ekonomik kalkınma ve refah karşısında gerçek bir tehdit olarak gördüğünün de sinyalini vermiş oldu. G20 ayrıca (etkisini yitiren ilaçları ikame etmek üzere acilen ihtiyaç duyulan) yeni antibiyotiklerin üretimi için durma noktasına gelen ilaç geliştirme kanallarının canlandırılması ve klinisyenlerin ellerindeki ilaçları daha etkin bir biçimde kullanabilmesini sağlayacak tanı testlerinin sunulması yönünde şimdiye kadarki en yoğun çabaya da sahne oldu.

Geçtiğimiz hafta New York’ta toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, küresel liderlere AMD konusunda bir fırsat daha sundu. AMD’nin yine ilk kez gündeme alındığı bu üst düzey toplantıda BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve dünya liderleri artan ilaç direnci meselesi ile mücadele sözü verdi.

AMD sorununu yenmek için BM, G20’nin başlattığı işi ileriye taşımalı. Dünyanın en büyük ve kapsayıcı küresel yönetim forumu olarak BM, söz konusu meselenin gerektirdiği kaynakları ve liderlik kararlılığını ortaya koyabilecek tek kuruluş konumunda. Ancak BM’nin bu konuda etkili olabilmesi, bazı önemli adımları atmasına bağlı.

BM ne yapmalı?

Öncelikle, BM üyesi ülkeler, AMD’ye yönelik olarak atacakları adımları tüm düzenleyici kurullar ve sağlık, tarım ve finans dahil tüm ilgili sektörler genelinde entegre etmeye başlamalı. BM, ülkelere bu konuda yardım edebilmek için benzersiz bir konuma sahip. Dünya liderlerini toplayıp küresel ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin küresel ve kurumlar arası işbirliğini teşvik edebilir. Kendi bünyesindeki ajansların gücünden yararlanarak AMD’ye karşı küresel kaynakları seferber edebilir.

İkincisi, BM işleri yolunda tutmak için ölçülebilir sonuçlara dayalı net ölçütler belirlemeli ve AMD konusunu iki yılda bir Genel Kurul gündemine getirmeli. Bu, küresel çapta kaydedilen ilerlemenin ölçülebilmesi için bir çerçeve oluşturmanın yanında, BM’nin uzun vadeli olarak bu meseleye dahil olacağı ve AMD’nin bir sonraki Genel Sekreter için yüksek önemli bir öncelik olması gerektiği yönünde de kuvvetli bir mesaj verecektir.

Son olarak, BM ilerlemenin önümüzdeki yıllarda sürekli kılınabilmesi için AMD meselesinden sorumlu bir Özel Temsilci atamalı. Üst düzey bir pozisyon olarak tanımlanması gereken bu Özel Temsilcilik, AMD’ye karşı verilen mücadelede devinimi sürdürmek için hükümetler ve çok taraflı idari organlarla çalışma yetkisine sahip olmalı.

Şimdilerde AMD meselesinin nihayet hak ettiği küresel alakayı görmeye başladığı konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik duyabiliriz. Fakat bulaşıcı hastalıklarla ilgili geçmiş ve mevcut tartışmalara tanıklık etmiş olanlarımızın çok iyi bildiği gibi, dünyanın bu ilgisinin gelip geçici olması da muhtemel. Bu konuda liderlerimizin üzerinde baskı kurmazsak, sonuçları hepimiz için ölümcül olabilir.

Kaynak Site: Aljazeera

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun