Halit Kakınç yazdı: Neo-Osmanlı yalakaları – Fikrikadim

Halit Kakınç yazdı: Neo-Osmanlı yalakaları

Sevgili Dostlar… Bu yazı, tarihimizde 624 yıllık bir dilimi kapsayan… 20 nesil süren Osmanlı atalarımıza hakaret için değil, son dönemde TV kanallarında bolca görmeye başladığımız – Anadolu deyimiyle solağına davul çalan zekâ kıtı Neo-Osmanlı yalakalarına tepki olarak yazılmıştır.

Bu yalakalar, anaokulundan belgeli anti-bilgi dağarcıkları ile Mustafa Kemal’e hakareti… Cumhuriyet’e dolaylı olarak sövmeyi marifet biliyorlar.

Osmanlı’nın bitişi konusuna girmeden önce, Yavuz ve Abdülhamid ile ilgili olarak sanırım pek de alışkın olmadığınız notlar düşeyim. Sonra devam edelim.

Dostlar…Yavuz Sultan Selim, Anadolu’da ilk kez birliği sağlamış… Bir takım çevrelerin iddialarının aksine, Anadolu’nun Alevî beylerinden ciddi bir destek görmüştür. 40 bin Alevî’yi katlettirdiği ciddi olarak tartışma konusudur. Çünkü o devrin tüm mahkeme kayıtları mevcuttur.

ALEVİ KIYIMI

Duyar gibiyim, “Peki ya Kuyucu Murat Paşa?” diye tepki veriyorsunuz… Açalım:

Anadolu’daki bu tür isyanları bastırmakla görevlendirilen Kuyucu Murat Paşa, 1535 ile 1611 yılları arasında yaşamıştır. Yani doğumu, Yavuz’un ölümünden 15 yıl sonrasıdır. Alevî halk Ozanı Pir Sultan Abdal’ın yaşam tarihi de 1547 ile 1587 arasıdır. O’nun doğum tarihi de, Yavuz’dan 27 yıl sonrasına rastlamaktadır.

Dolayısıyla, Yavuz’un kendisine isnat edilen bir Alevî kıyımı ile ilgisi olması pek de mümkün görünmemektedir.

Osmanlı’nın hiçbir kaydında, 40 bin gibi bir idam’dan söz edilmemektedir. Bu tarihlerde Anadolu’da herhangi bir Sünnî-Alevî çatışması da meydana gelmiş değildir.

Kayıtlara göre, Şah İsmail yanlısı olarak isyan edenlerin ve bu yüzden idam edilenlerin sayısı, 500 civarındadır. Tutuklanan ve sürgüne tabi tutulanların miktarı da 3 bin kadardır.

İsyancıların arasında tımarlı sipahiler de bol sayıda mevcuttur.

Yavuz döneminde yaşanan ve daha sonraki ayaklanmalara ismini veren isyan, Amasya’nın Turhal kasabası halkından Bozok Türkmeni ve tımarlı sipahi Celâl’in isyanıdır. Emrindeki 20 bin kişi ile Tokat’ı basan mehdilik iddiasındaki Celâl, Kayseri ve Bozok Sancakbeyi Şehsuvaroğlu Ali Bey tarafından 1519 yılında mağlup edilir. Bozoklu Celâl, Sivas üzerinden İran’a kaçmak isterken Erzincan civarında önleri kesilir. Yakalanarak idam edilir.

Bu tür isyanların ilki, 1511 yılı Nisan ayında gerçekleşmiş; Şah İsmail’i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu Baba Tekeli; Kırşehir, Tokat, Amasya, Yozgat ve Çorum çevresinde yandaşları ile birlikte ayaklanmıştır. Gökçay Meydan Muharebesi adı verilen savaşta, Osmanlı Ordusu asileri yenmiş ve Şahkulu, idam edilmiştir. Bu isyanda da asiler, birkaç elebaşı dışında, ölümle cezalandırılmamış, Rumeli’ye sürülmüşlerdir.

İki isyanın da temeldeki nedeni mezhep çatışması değil, ekonomiktir: Fetihlerin durması ile ganimet gelirleri ortadan kalkmış, vergiler artmış, tımar sistemi bozularak babadan oğla geçen bir saltanat haline gelmiş, vergilerini ödeyemeyen köylüler topraklarını terk ederek eşkıyaya katılmaya başlamıştır.

16. Yüzyıl başlarında Anadolu’da Sivas, Tokat gibi kentlerin nüfusunun 3-4 bin kişiden oluştuğu dikkate alındığında, 40 bin rakamı, 10-15 kentin tamamen yok edilmesi anlamına gelir.

Yavuz’un Safevîler’le mücadelesi üzerine araştırmalar yapan Jean-Louis BacqueGrammont,“Padişahın o tarihte 40 bin kişiyi kılıçtan geçirttiği iddiasını doğrulayacak hiçbir kanıtın bulunmadığını” belirtir.

Yine Türkmenler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Tufan Gündüz, o dönemde bir köyün nüfusunun 10-50 haneden oluştuğunu hesaba katarak, 40 bin kişinin öldürülmesinin, bin ya da 2 bin köyün yok edilmesi demek olacağını belirtererk Anadolu’da o tarihte bu kadar büyük bir nüfus eksilmesi olmadığını, Osmanlı vergi sayımlarında da böyle bir durumun görülmediğini söyler.

Dostlar… Yavuz Sultan Selim’in doğumu 1470… Ölüm ise 1520 yılındadır. Kuyucu Murad Paşa denilen azılı kâtil ise 1530’da dünyaya gelir. 1611’de ölür.

Noktalayalım mı…

Yavuz Sultan Selim, Osmanlı Hazinesi’nin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir:“Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse, kendi mührü ile mühürlesin. Aksi halde, Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.

Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri Hazine’yi dolduramadığı için, Hazine’nin kapısı, Osmanlı’nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz’un mührüyle mühürlenmiştir.

GELELİM ABDÜLHAMİD’E

II.Abdülhamid,  Osmanlı topraklarına ilk defa gazı getirir, ilk modern eczaneyi açtırır. İlk otomobil gelir. Karaköy-Taksim metrosunu yaptırır, atlı ve elektrikli tramvaylar kurdurur. Haydarpaşa Tren İstasyonuinşa edilir.

Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demiryolu da onun eseridir. İlk kuduz hastanesi olan İstanbulDarü’lKelbTedavihanesini’ni açar. Feshaneyi kurar. Hereke bez fabrikasını açar.

Ticaret, sanayi, ve ziraat odalarıile Ziraat Bankası… Beykoz ve Kâğıthane kâğıt fabrikaları ile Yıldız çini fabrikası onun eseridir.

Beyazıt Kütüphanesi’ni kurar. İzmir ve Dolmabahçe saat kuleleri yaptırır.Terkos suları, telefon… Darülaceze onun kafasından çıkar. Karma eğitimi başlatır. Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu, Kuleli Askeri Okulu, Polis Okulu, Ziraat ve Baytar mektebi, Mektep-i Mülkiye, Dilsiz ve Âmâokulu da onun tarafından kurulan okullardan birkaçıdır.

Ve bu Abdülhamid, ilginçtir tam 33 yıl başta kalmıştır. İttihat ve Terakki’nin devleti yıkması ise sadece 10 yılını almıştır bu örgütün.

Hakkında ilginç şeyler de söylenmiştir Abdülhamid’in:

“Padişahım gelmemişken yâda biz,

İşte geldik senden istimdada (medet, imdat) biz,

Öldürürler başlasak feryada biz,

Hasret olduk eski istibdada biz.”

Süleyman Nazif

“Abdülhamid’in idare tarzı azamî müsamahadır.”

Mustafa Kemal Atatürk(Atatürk’e Göre II. Abdülhamid Han. delinetciler.org)

“Dünyâda 100 gram akıl varsa, bunun 90 gramı Abdülhamid Han’da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünya siyasilerindedir.”

Prens Bismarck

Eeeee?.. Ne yapalım?.. Bu iki isim yüzünden Osmanlıcı mı olalım? Ne alâka!..

Yapmamız gereken, bence şudur:

Bazı isimlerle ilgili olarak haklarındaki tartışmalar devam edebilir… Bence, bir takım tesis veya kurumlara isimlerinin verilmesinde de sakınca yoktur. Bu, en nihayet bizim tarihimizdir.

Ne var ki, onları bahane edip de medya organlarında salyalı ağızlarıyla neo-osmanlıcılık yapan yalakalara ise Osmanlı İmparatorluğu’nun neden yıkıldığını ve artık asla dirilemeyeceğini anlatmak gerekir.

PEKİ OSMANLI NEDEN YIKILDI

Cevabı son derece basittir bu sorunun. Osmanlı, çağın akışını elinden kaçırmıştır:

·    Rönesans’ı ıskalamıştır.

·    Reform döneminin farkına bile varılamamıştır.

·    Aydınlanma Çağı es geçilmiştir.

·    Dünya sanayi devrimi ile otomasyon sistemine geçerken, teknolojik gelişmeler ihmal edilmiş, çağdışı loncalara hapsolup kalınmıştır.

·    Önce tımar sistemi bozulmuş… İltizam sistemi (vergilerin bir bölümünün belli bir bedel karşılığında devlet tarafından kişilere devredilerek toplanması yöntemi) dejenere olmuş, mültezimler topladıkları parayı cebe indirmeye başlamıştır.

·    Türk soylu tımarlı sipahiler ikinci plana itilmiş… Devşirme yeniçerilik, askeriyede ön plana çıkmıştır.

·    Denizaşırı ticaret gözden kaçmıştır.

·    İletişim çağının farkına varılmamıştır.

·    Çokuluslu imparatorluklardan ulus devlet aşamasına geçildiği anlaşılamamıştır.

·    Eğitim sistemi tam anlamıyla modernleştirilememiş, okur-yazar oranı, bütün iddiaların yüzde 8’i aşamamıştır.

·    1838 ticaret sözleşmeleriyle Avrupa malları Osmanlı pazarını istila edince sistem iyice çökmüştür. Devlet 1866-1873 yılları arasında esnafı, kooperatifler biçiminde örgütleyerek ayakta tutmaya çalıştıysa da olumlu sonuçlar alınamamıştır.

·    1854-1875 döneminde 15 sözleşme ile 127 Milyon Lira borç almıştır. Toplam Borç 239 Milyon Lira olmuştur.

·    1876 yılına dek almış olduğu borçları ödemede sıkıntıya düşen Osmanlı İmparatorluğu borç ve faizlerinin ödemesine, 1876 Nisan ayında son vermiştir.

·    Muharrem Kararnamesi ile 20 Aralık 1881’de dış borçların miktarı indirilmiş, ödeme koşulları yeniden düzenlenmiştir. Muharrem Kararnamesi’nin 15. maddesine göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun dış borçlarını ödeyememesi sonucu, borç ödemelerini güvence altına alacak olan vergi kaynaklarının toplanması ve denetimi işlevini yürütecek olan Düyun-u Umumiye’ye bırakılmıştır.

·    1914 yılında savaş patlak verdiğinde Osmanlı Devleti’nin dış borcu kısa vadeli borçlar hariç 156,4 milyon Osmanlı Lirası’dır. (142 milyon sterlin).

·    Dış borçlar, Osmanlı Devleti çöktükten sonra, Osmanlı topraklarında kurulan devletler arasında paylaştırılmış ve en büyük borç yükü, Türkiye’ye verilmiştir. 1925 yılında Osmanlı borçlarının yüzde 67’sinin Türkiye tarafından ödenmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye’nin payına düşen 107,5 milyon altın Osmanlı Lirası tutarındaki borcun ödenmesi için Düyun-u Umumiye İdaresi ile 13 Haziran 1928 tarihinde Paris’te bir anlaşma imzalanmıştır.Türkiye, Düyun-u Umumiye’ ye olan borcunun son taksitini, ilk dış borcun alınmasından yüzyıl sonra, 25 Mayıs 1954’te ödemiştir.

Dostlar, ben kripto-osmanlıcı filan değilim… Hatta, Osmanlı’yı pek sevdiğimi de söyleyemem. Ama bu geçmiş, nihayetinde bizim geçmişimizdir.

Tarihin bilim olduğuna da pek inanmam.Bu nedenle de teorik tarafgir akıl ile değil de, tarafsız pratik akıl ile bakmaya çalışırım verilere… Klasik‘theoria–historia’ikileminden pozitivist yaklaşımlarla sıyrılmayı denerim.

Bu da, sadece böyle bir denemedir. Hepsi o kadar.

Halit Kakınç

Odatv.com

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun