Türkiye-ABD ilişkilerinde ihtiyatlı yumuşama – Fikrikadim

Türkiye-ABD ilişkilerinde ihtiyatlı yumuşama

Erdoğan ile Obama’nın görüşmesi, iki ülke ilişkilerinde şimdilik daha sıcak bir hava yaratmakla birlikte tartışmalı konularda hiçbir somut sonuç elde edilmedi. YPG konusunda ise bir uzlaşma olabilir. Amerika’nın YPG ile ilişkilerinin bozulması, Ankara ile ilişkilerin ise özellikle Suriye’deki ortak politika sahasında iyileşmesi muhtemel.

Richard Falk’a göre, Obama’nın 15 Temmuz’da yaşananları “korkunç bir darbe girişimi” olarak nitelendirmesi Erdoğan açısından memnuniyet vericiydi. [FOTOĞRAF: AFP]

Richard Falk

Richard Falk

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama’nın iki ülke arasındaki ilişkileri onarma yönünde sıcak bir adım atmak için Hangçow’a gitmeyi beklemeleri biraz tuhaf olmakla birlikte  21. yüzyıl diplomasisinde bu olağan bir şey.

Dünyanın dört bir yanından gelen liderler bu kez de küresel ekonomi politikasının tartışıldığı G-20 toplantısı için buluştular. Gerçi bu etkinliğin en kayda değer başarısı, ana gündem dışında yapılan “yan görüşmeler”de. Siyasi liderlerin ülkelerine döndükten sonra uzun süre üzerinde duracakları konu, muhtemelen küresel eşitsizlik ya da büyümenin teşvik edilmesine ilişkin kararlardan ziyade, dünyanın en fazla sera gazı yayan iki ülkesi Çin ve ABD’nin Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nı dramatik bir şekilde ortak olarak onaylaması olacak.

Modern diplomasinin bir diğer özelliği de üslup, nüans ve ortam koşullarının önemi. Erdoğan ve Obama’nın elde ettiği sonuç ise büyük ölçüde somut olmayan ancak karşılıklı takdir ve anlayışı gösteren işaretlerdi.

Obama’dan pozitif mesajlar

ABD Başkanı’nın 15 Temmuz’da yaşananları “korkunç bir darbe girişimi” olarak nitelendirdiğini duymak, şüphesiz Erdoğan açısından memnuniyet vericiydi. Obama, Türk halkının demokrasiyi savunmak ve seçilmiş hükümeti desteklemek için sokağa çıkmasından da hayranlıkla bahsetti. Bu, daha önceki diplomatik söylemde eksik olan bir dayanışma ruhu taşıyor.

 

Obama’nın 15 Temmuz’dan sonra “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilk kez yüz yüze görüşme fırsatı bulduğunu” söyleyip “Burada, güvende olduğunuz ve birlikte çalışabildiğimiz için mutluyuz” diye ekleyerek mesajını kişiselleştirmesi, bu kritik stratejik ilişkinin tazelenmesine katkıda bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin başarısız darbe gecesi söylediği ve darbe girişiminin acımasız şiddetine maruz kalan Türkiye’nin demokratik hükümetinin kaderi konusunda kayıtsız görünen sözleri ile de zıtlık gösteriyordu. Kerry, açıklamasında “Türkiye’de istikrar, barış ve süreklilik” çağrısında bulunduğunda, haklı olarak Türk halkında hangi tarafı desteklediğine dair tarafsız bir açıklama izlenimi yarattı; bu sözler Türkiye’de istikrar ve süreklilik olduğu müddetçe ABD’nin sonuçla ilgilenmediği şeklinde okundu.

Obama’nın 15 Temmuz’dan sonra “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilk kez yüz yüze görüşme fırsatı bulduğunu” söyleyip “Burada, güvende olduğunuz ve birlikte çalışabildiğimiz için mutluyuz” diye ekleyerek mesajını kişiselleştirmesi, bu kritik stratejik ilişkinin tazelenmesine katkıda bulundu.

Son dönemde iki ülke arasında gerilime sebep olan sorunlarda ise çok somut bir sonuca varılmadı. Obama, IŞİD ile mücadelede birlikten bahsederken, Erdoğan, tüm terör örgütlerine karşı çıkmanın önemini vurguladı. Bu muğlak açıklamaların altında yatan, ABD’nin müttefik, Türkiye’nin ise PKK’nın Suriye uzantısı ve dolayısıyla da terör örgütü olarak gördüğü YPG başta olmak üzere, IŞİD ve Esed karşıtı Kürt siyasi aktörlerin nasıl ele alınacağı hususundaki anlaşmazlıktı. Kamuoyuna açıklananlara bakılırsa her iki taraf da bu konudaki yaklaşımlarını değiştirmiş değil, ancak hâkim işbirliği ruhu, iki liderin birbirilerinin endişelerine kulak verdiğini ve herhangi bir çatışmadan dikkatle kaçındığını gösteriyor.

ABD Kürtlere yüz çevirebilir

Şüphesiz ki Suriye sorununun karmaşıklığı yüzünden tarafların hiçbiri çelişkilerden kaçınan bir hareket tarzı izlemedi. Aynısı, kesinlikle ABD ve Türkiye için de geçerli. Benim beklentim, iki hükümet arasında farklı önceliklere dair üstü kapalı bir mutabakatın oluşmasıyla, Suriye politikası konusundaki gerilimin tamamen ortadan kalkmasa da yumuşamasını sağlayacağı yönünde.

Türkiye ve ABD, Esed karşıtı güçlere destek ve IŞİD konularının yanı sıra, çatışmaya son verecek bir tür siyasi uzlaşmanın başlangıcı olarak uzatmalı bir ateşkes arayışı hususunda da hemfikir. Türkiye’nin Suriye sınırında YPG tarafından yönetilecek de facto bir Kürt devleti kurulmasına engel olma ısrarının ABD tarafından sessizce kabul edilmesi muhtemel görünüyor. Nitekim ABD daha önce başka çatışmalarda da silahlı Kürt gruplarla çalışmış, ancak sonrasında bu örnekte olduğu gibi daha büyük stratejik çıkarlar devreye girince desteğini geri çekmişti. Bu bakımdan, Amerika’nın YPG ile ilişkilerinin bozulması, Ankara ile ilişkilerin ise özellikle Suriye’deki ortak politika sahasında iyileşmesi muhtemel.

Yine buna benzer olarak somut neticelerden çok, ortam koşullarına bel bağlanan hassas bir diğer mesele de Fethullah Gülen’in iadesi konusuydu.

Obama, darbecilerin adalet karşısına çıkarılmasının önemini tasdikleyerek iade sürecinin işleyişi konusunda tam işbirliği teklifinde bulundu. Erdoğan ise iddialar ile yaşananlar arasındaki bağlantıyı saptayacak delillerin toplanmasından bahsetti.

Türkiye’de darbe girişimine ilişkin resmi söylemin olayların arkasında Fethullah Gülen’in olduğu ve bu suçtan dolayı kendisinden hesap sorulması gerektiği konusunda hemen hemen herkes hemfikir. Gülen’in nüfuzunun şaşırtıcı bir şekilde güçlü olduğu Avrupa ve ABD’de ise darbe konusunda kimin suçlanması gerektiği konusunda ciddi şüpheler var. Türkiye’nin, yaşananların Gülen Hareketi ile ruhani güçlere sahip olduğunu iddia eden ve örgütü demir yumruğuyla yönettiği söylenen lideri Fethullah Gülen’in işi olduğu yönündeki ısrarına şüphe ile bakma eğilimi söz konusu. Hangçow toplantısında, iki liderin ilişkileri yeniden iyileştirme ve hatta Suriye’de ortak hedeflere bağlılık imasında bulunma çabalarını bozmamak için bu temel sıkıntı kenara bırakıldı.

En hassas konu Gülen’in iadesi

Çin’deki toplantıdan kısa bir süre önce, Obama, CNN’e verdiği bir röportajda yapıcı bir açıklamada bulunarak “Bu süreçte Türk halkını ne derece desteklediğimizi göstermek istiyoruz. Ancak her iyi dostun yaptığı gibi, attıkları adımların uzun vadeli çıkarlarına ya da ortaklığımıza zıt gittiğini düşündüğümüzde de bunu dürüst bir şekilde bildirmek istiyoruz” dedi. Burada dikkat çekici olan, Obama’nın ifadelerini dikkatle seçerek, Türk hükümetini darbe sonrasında devlet ve toplum içinde 15 Temmuz olaylarına doğrudan veya dolaylı olarak iştirak etmiş unsurları bulma gayretleri konusunda kınamaktan kaçınmasıydı. Bu açıklama da Türk hükümetinin karşı karşıya olduğu sürekli tehdidi göz önünde bulundurmadan alınan güvenlik tedbirlerini kınamaya yönelik uluslararası tepkilerle ters düşer nitelikte.

Obama’nın açıklaması, Washington’ın Ankara’ya insan hakları ve demokrasi ile ilgili endişelerini iletmesinde olduğu gibi üst perdeden bir üslup içeriyor ise de ve her ne kadar biraz dayatmacı olsa da iki ülke hükümeti arasındaki dostlukla tamamen uyumlu. Elbette Türkiye 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’ye benzer şekilde ders vermeye çalışsaydı küçümser bir tavırla karşı karşıya kalırdı, ama bu da bize uluslararası ilişkilerin asla eşitler arasında yürümediğini hatırlatıyor.

 

Kuvvetle muhtemel göründüğü üzere, iade talebi reddedilirse, ne Türk yönetimi ne de halk hukuki açıklamaları kabul etmeyecek ve iki ülke arasındaki tüm ortak çıkarlara ve uzun yıllara dayalı yakın işbirliğine rağmen karşılıklı ilişkilerin geçici olarak çökmemesi diplomatik bir mucizeye kalacak. Zira bazı yaralar fazlasıyla derin olur.  

Sonuç olarak, Hangçow ruhu, görünürde bölgenin geleceği açısından hayati önem taşıyan Türk-Amerikan ilişkilerinin yapıcı tarafını kalıcı bir biçimde onaracak mı, yoksa neticesiz bir hamle olarak mı kalacak sorusu ile karşı karşıyayız. Obama’nın görev süresinin doluyor olması endişe kaynağı, ama Obama’nın yaklaşımının Amerikan hükümeti içerisinde kalıcı bir fikir birliğini temsil ettiğine dair bir güven de var. Her şeyin ötesinde bu ihtimali netleştirecek olan ise Kasım ayında yapılacak Başkanlık seçimlerini kazanan ismin benimseyeceği yaklaşım olacak.

Diğer taraftan, iki ülke hükümetinin (Suriye, Gülen’in iadesi ve muhtemelen Rusya konularındaki) ciddi görüş ayrılıklarını nasıl ele alacakları ve Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrasında Türk iç siyasetinde şu ana dek genel olarak benimsediği kapsayıcı yaklaşımı sürdürüp sürdüremeyeceği de önemli.

Kuşkusuz, tüm bu meseleler son derece mühim olmakla birlikte, içlerinde Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceği konusunda en büyük tehlike arz eden, Fethullah Gülen’in iadesine ilişkin talebin nasıl ele alınacağı. Ülkedeki hâkim havayı tarif eden CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’ya göre, şu anda Türkiye’de halkın %90’ının hem fikir olduğu sadece iki şey var: “Allah bir ve darbenin arkasında FETÖ var”. Buyuk bir ihtimalle, iade talebi reddedilirse, ne Türk yönetimi ne de halk hukuki açıklamaları kabul edecek ve iki ülke arasındaki tüm ortak çıkarlara ve uzun yıllara dayalı yakın işbirliğine rağmen karşılıklı ilişkilerin geçici olarak çökmemesi diplomatik bir mucizeye kalacak. Çünkü bazı yaralar çok derin.

Kaynak site: Aljazeera

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun