Yeni Suudi Arabistan’a kendi gençlerinin gözünden bakış – Fikrikadim

Yeni Suudi Arabistan’a kendi gençlerinin gözünden bakış

Şu ana kadar Suudi genç nesillerin ülke politikasına, ülkenin geleceğine dair ortaya konan projeksiyona dair neler düşündüklerine odaklanan bir yayına rastlamadık ya da en azından ben görmedim

suudi

Deniz Baran

Az çok Orta Doğu’daki politik gelişmeleri takip eden biri, bölgenin en önemli aktörlerinden biri olan Suudi Arabistan’ın son 2 yıldır geçirdiği derin dönüşümün farkındadır. Hatta asıl dönüşümün henüz ilk adımlarına şahit oluyoruz, yani “dönüşüm” dediğimiz şey gerçekleşecekse şayet bunun başlangıç safhasındayız. Fakat başlangıç safhası dahi çok büyük hadiseleri beraberinde getirdi. Kral Selman’ın tahta çıkar çıkmaz attığı birçok adım zaten Suudi Arabistan politikasındaki yeni eksenin bölgeye bir şok etkisi yaratacağının sinyalini vermişti. Zira sadece dış politikada değil iç politikada da çarpıcı adımlar atıldı; Selman’ın yeğeni Muhammed bin Nayif’in ikinci veliaht olarak atanması ve ona yüklenen önemli misyon gibi meseleler daha başından beri Kral Abdullah dönemine koyulan bir nokta olarak yorumlandı. Yine Suudi devleti adetlerine aykırı bir şekilde Dışişleri Bakanlığı gibi kritik bir pozisyona kraliyet ailesi dışından birinin getirilmesi (Suudi siyasetinin parlak ismi Adil bin Cübeyr’den bahsediyorum, sözü açılmışken bu çok ilginç ve önümüzdeki yıllara damga vurabilecek figürlerden biri olan isme dair Murat Çelik’in Serbestiyet’te yazdığı yazının okunmasını şiddetle tavsiye ederim) ve akabinde yapılan büyük hamleler dikkat çekiciydi. Nitekim Suudi Arabistan, Kral Selman’ın tahta çıktığı ve kendi ekibini karar alıcı mercilere yerleştirdiği 2015 başından beri İran’a karşı çok net biçimde kılıçları çekti ve çok cepheli bir savaş başlattı. Suriye’de vekalet savaşları diye adlandırılan bir savaşa destek verdiği örgütlerle dahil oldu, Yemen’de durum vekalet savaşını aştı; bizzat savaşa girdi, kendi ülkesindeki nüfuzlu Şii lider Nimr’i idam etti, Sünni ordusu projesi dahilinde başta Türkiye ve Pakistan olmak üzere birçok ülkeyi markaja aldı, Mısır ile yakın bağlarını farklı ekonomik ilişkilerle sürdürdü, İsrail ile gizli görüşmeleri sürdürdü, Kuzey Irak’a sahne arkasından dahil oldu…

Her ne kadar bize yansıyan aslen dış politikadaki değişimler olsa da Suudi Arabistan’nın derin dönüşümü –daha önce de belirttiğim gibi- sadece bu değişimlerden ibaret değildi. Yönetim içerisindeki aşiret rekabetlerinin çok farklı boyutlara taşındığı ve iktidar paylaşımında kartların yeniden karıldığı ve bunlara bağlı olarak devletin önemli bürokratik ve güvenlikle alakalı birimlerinde reform arayışlarının başladığı biliniyor. (Bu hususta da parantezle bölerek bir tavsiye vereyim; Yeni Şafak özetle de olsa bu meseleden bahseden yazılar yayımlamıştı. En azından aşiret rekabetinin, Sudairi-Şimmeri çekişmesinin ne denli belirleyici olduğunu anlamak için göz atılabilir)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın içine düştüğü maddi sıkıntılar ve akabinde ortaya konan “2030 vizyonu” da ekonomik alanda oldukça önemli gelişmelerin sinyallerini verdi.

Toparlamak gerekirse petrol zenginliği ve bilhassa ABD ile sürdürdüğü yakın ittifak ile on yıllardır bölge politikasında büyük ağırlığa sahip olan; dünyanın dört bir köşesinde on milyarlarca Dolarlık varlığa hükmeden Suudi Arabistan’ın sadece 2 sene gibi kısa bir sürede içeride ve dışarıda dahil olduğu serüvenler önümüzdeki yıllarda olacakların da habercisi.

Peki, Suudi Arabistan’ın mevzubahis dönüşüm çerçevesinde attığı her adım bizleri dahi derinden etkilerken Suudi gençleri nasıl etkileniyor? Suudi Arabistan’ın içine girdiği serüvenleri, yeni krallarını ve yönetimlerini nasıl görüyorlar? Devletlerinin hayati önem addettiği hususlara aynı önemi veriyorlar mı? Bölgede olan bitenleri onlar nasıl okuyor? Bu sorular çoğaltılabilir. Nihayetinde yukarıda sıraladığımız her bir hususun sonuçları birkaç on yıla yayılacak ve en çok bugünün Suudi Arabistan gençliğini etkileyecek. Hatta –beklenen gidişata göre- ülkenin uzak olmayan bir gelecekteki kralı da bugün tam anlamıyla bir genç olan üçüncü veliaht Muhammed bin Selman olacak. Üçüncü veliaht olarak Muhammed bin Selman’ın tayin edilmiş olması, gençlerin belirleyici rolünü akla getirmesi bakımından sembolik bir değere de sahip. Belki de Suudi Arabistan tarihinde ülkedeki gençlerin “olan bitenlere” en çok dahil olacağı bir dönemin de başındayız.

Fakat şu ana kadar Suudi genç nesillerin ülke politikasına, ülkenin geleceğine dair ortaya konan projeksiyona dair neler düşündüklerine odaklanan bir yayına rastlamadık ya da en azından ben görmedim. Halbuki tespitlerimiz doğru ise bugün böyle bir çalışma yapılması belli şeyleri öngörmek açısından önem arz edebilir. Ben de Dünya Bülteni’nde ekseriyetle ulusal yahut uluslararası bazda “genç perspektiften” bir bakışla yazılan, genç bakışa odaklanan yazılar kaleme olan biri olarak delege olarak katıldığım Y20 Çin Zirvesi’nde bu açığı kapatmaya yönelik bir adım atmaya karar verdim. Y20 Zirvesi’ne Suudi Arabistan delegesi olarak katılan gençlerle birkaç başlığı içeren bir sohbet gerçekleştirdim. Bu gençlerin hepsi şu an Çin’de eğitim alan, çoğu da yüksek lisans ya da doktora yapan eğitimli gençlerdi. Uzun süredir ülkelerinden uzakta olmaları sebebiyle güncel politikayı çok iyi takip etmeseler de Suudi Arabistan’ın genel meselelerine dair neler düşündüklerini konuşmak nasıl bir zihniyete sahip olduklarını görmek açısından faydalıydı. Şimdi kısa kısa notlarla Suudi gençlerin düşündüklerini toparlayalım.

Suudi Arabistan’daki Katı Rejim ve Vahhabizm

Suudi Arabistan’da şeri yaklaşım adına uygulanan bazı kuralların neredeyse dünyanın hiçbir Müslüman bölgesinde uygulanmadığını ve tüm dünyaca çok rijit bulunduğunu söylediğimde oldukça ilginç bir cevap verip yeni bir bakış açısı kattılar.

Evet, bazı uygulamaların haddinden fazla katı ve bağnaz bir anlayışın sonucu olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bu konuda rejimi, daha doğrusu kraliyet ailesini suçlamıyorlardı. Onlara göre rejimin inşa ettiği hukuk toplumun çoğunluğunun taleplerinin ve zihniyetinin yansımasıydı. Ne Suudi ailesinin ne de Vahhabizmin böylesi bir toplum ve hukuk düzeni peşinde olduğuna inanıyorlardı. Ancak Suudi Arabistan coğrafyasının büyük kısmına hakim olan bir “Bedevi zihniyeti” vardı onlara göre ve rejim bu büyük nüfus kesiminin yaklaşımını pas geçerek bir düzen kurma imkanına sahip değildi. Tarih boyunca olan şey, bu geniş kitlenin kazan kaldırmamasını sağlayacak şekilde toplumsal dinamikleri gözetmekti.

Gençlere göre Suudi Arabistan’ın batısı, Hicaz ve özellikle Cidde gibi deniz kıyısı kesimler, çok daha açık görüşlü olmasına rağmen çöllük iç kısımlarını ve doğunun geniş kitlelerini bastıracak bir paradigma üretememişti. Bir örnek olarak, ülkenin iç kesimlerinden bir kimse Cidde’ye geldiği zaman sırf onların kadınları kadar katı bir tesettür uygulamıyor diye Cidde’nin kadınlarına çok kötü gözle bakarmış. Özetle gençler bu zihniyet dönüşmeden, Medine’nin ve Cidde’nin iklimi ülkeye yayılmadan Suudi Arabistan rejiminin bu şekilde kalacağını ortaya koyuyorlar. Bir yandan Suudi ailesinin de bu dönüşümü arzuladığını iddia ediyorlar.

Örnek olarak bir önceki kral Abdullah’ın eğitim reformunu gösteriyorlar ki kendileri de bu reform sayesinde Çin’de eğitim almaktalar. Kral Abdullah zamanında alınan bir kararla Suudi gençlerin birçoğuna yurtdışında eğitim bursları verildi. Bu burslar yıllarca sürdü, hatta daha birkaç sene öncesine kadar da sürmekteydi. İşte sohbet ettiğimiz gençler, eğitim reformuyla ülkenin farklı yerlerinden yurtdışına çıkan binlerce gencin dünyayı tanıyıp daha açık görüşlü hâle geldiğini ve o gençlerin şimdilerde ülkeye dönüp büyük bir sosyolojik değişimi tetikleyebileceğini söylüyorlar. Yani eğitim reformunun uzun vadeli hedefi buydu ve şimdiki genç nesiller toplumsal zihniyetin bir nebze dönüşmesini sağlayacaktır.

Bunun Suudi toplumu tarafından bir dejenerasyon olarak algılanıp algılanmayacağı soruma ise“Hayır böyle bir şey yok. Biz sekülerleşmiyoruz. Sadece bağnaz zihniyetten ve rijit toplumsal kültürden uzaklaşacak bir vizyon yaygınlaşıyor.” diye karşılık verdiler.

Vahhabizm konusuna da bu perspektiften yaklaşıyorlar. Şu anki halkta yaygın olan Bedevi kültürü temelli rijit anlayışla Vahhabizmi bağdaştırmamak gerektiğini söylediler. Ancak Vahhabizmi çok ayrı bir yere koymamak ya da selefilik vurgusu yapmamak konusunda da kararlılardı. Sorularıma en çok cevap veren Muhammed isimli arkadaş, “Bu mezhep-yorum farklarının üzerinde çok durmuyorum. En nihayetinde temel İslami değerlerimiz belli. Bunun ötesini bu kadar ayrım konusu yapmak gerektiğine inanmıyorum” diye konuştu.

Yeni kral Selman ile Başlayan Dönem ve Yönetimdeki Köklü Değişimler

Yeni kral konusunda olumsuz bir bakışları yok. Ancak “eski devir çok kötüydü, işte şimdiki reformlarla düzeliyoruz” gibi bir söylemleri de yok, bilakis Kral Abdullah’ın çok iyi işler yaptığını ve çok sevildiğini vurguluyorlar. Hatta edindiğim izlenime göre Kral Abdullah, şu anki lider Kral Selman’dan daha çok sevilirmiş.

Gençler, şu an ülkede açılan yeni sayfanın odağında olacak kralın şu an ikinci veliaht olarak atanan Muhammed bin Selman olacağına inanıyorlar. Yani şu an rejimin kritik bir pozisyonunda bulunan, Selman’ın yeğeni, ilk veliaht Muhammed bin Nayif’in çok önemli role sahip olmasına rağmen krallığa hazırlanan asıl ismin karizmatik genç veliaht Muhammed bin Selman olduğuna hemfikirler. Bu da onları iki açıdan mutlu ediyor gibi. Birincisi daha 31 yaşında olan Muhammed’in şimdiden krallığa hazırlanmasını vizyoner bir hamle olarak görüyorlar. İkincisi, Muhammed bin Selman’ın genç neslin zihniyetini taşıdığını ve ülkenin ihtiyacı olan dönüşümü gelecekte sağlayabileceğine inanıyorlar. Pek detaya inemesek de ben böyle bir izlenim edindim.

Diğer bir başlık da tabi ki Adil bin Cübeyr’di. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığına atanışı ülkenin devlet geleneklerini yıkmayı gerektirmişti ki bu da kendisine yeni yönetimin ne denli önem verdiğini gösteriyordu. Nitekim Cübeyr göreve başladığından beri hakkında yazılan birçok yazı onu Orta Doğu’nun yeni diplomasi yıldızlarından biri olarak betimliyordu. Bilemiyorum, belki de gerçekten Cübeyr tarihi hamlelerin aktörü olacak… Gençlerden edindiğim izlenim gösteriyor ki Cübeyr’e güvenleri tam ve Suudi Arabistan’ın büyük dış politika maceralarına atılması gereken bir dönemde kendisine büyük önem veriyorlar.

2030 Vizyonu

Suudi Arabistan’ı yıllarca petrol zenginliğine dayanıp farklı alanlarda sürdürülebilir iktisadi yapılar kurmaya uğraşmayan, biraz ağustos böceği misali iş başa düşünce aklı başına gelen bir ülke olarak tanımladığımda pek de itiraz etmedi Suudi gençler. Anladım ki bu durum –en azından bir nebze- onların da kabul ettiği bir olgu. Son yıllarda petrol fiyatlarındaki keskin düşüş, enerji üretiminde yeni kaynakların kullanımının yaygınlaşması, ABD ile olan mutualist ilişkinin büyük zarar görmesi ve ABD’nin Suudi Arabistan bağımlılığının oldukça azalması, savaşlara yapılan büyük harcamalar gibi faktörlerden ötürü Suudi Arabistan ekonomisi alarm verince yeni yönetim 2030 vizyonu adı altında kapsamlı bir ekonomi pakedini devreye sokmuştu. Hatta hâlâ bu “vizyonun” dışarıya lansmanı sürüyor. Bu paket kapsamında ekonomik çeşitliliğe ve farklı alanlarda üretime odaklanan Suudi Arabistan’ın ekonomi alanında ciddi reformlara da imza atması öngörülüyor. Gençlerin bu pakede bakışı ise son derece olumlu. Zaten malumun ilanı olduğunu düşünüyor gibiler… Çoktandır ihtiyaç duyulan hamleler…

Yemen’deki Savaş

Bu konuda tavırları net, yönetime tam destek. “Yemen’de ve farklı yerlerde aynı anda dahil olunan onca çatışma ekonomiyi sarsıyor, gençlerin buna bir itirazı yok mu; bu işlere bu kadar para harcamayıp iç ekonomiye yatırım yapın gibi bir itirazınız yok mu” diye sorduğumda net bir şekilde “Hayır, yok” diyebiliyorlar. Çünkü girilen savaşları Suudi Arabistan için hayati mücadeleler olarak görüyorlar, lüzumsuz ya da ihtiraslı maceralar olarak değil. İşin temelinde de İran ile bölgesel ölçekte yaşanan çatışma var. Bunu ayrıca ele alacağımdan ötürü Yemen meselesini kestirmeden bitireyim: “İran’ın orada neler çevirdiği ve Husileri nasıl kışkırttığı ortada. Bu Suudi Arabistan’ın güvenliğini tehdit ediyor ve oradaki bu gidişata durmak demek zorundayız. Ayrıca Yemen yönetimi ve Sünni halk da bizi yardıma çağırdı. Yemenli otoriteleri ezip oraya girmedik, onların da arzusuyla girdik.” diyorlar.

İran

İran kesinkes baş düşmanları. İran’ın kurmaya çalıştığı Şii hilâlinin hayati bir tehdit olduğunu düşünüyorlar. İran’ın bölgede yayılmacı ve Suudi Arabistan’ı kuşatıcı bir politika izlediğini, buna seyirci kalınamayacağını söylüyorlar. Nükleer anlaşma sayesinde İran’ın son yıllarda daha da güçlendiğini ve bunu bölgedeki politikalarına yansıyacağını, tehdidin had safhada olduğuna kâniler (Tabi ABD’nin İran ile ilişkilerini normalleştirme hamlesine de oldukça olumsuz bakıyorlar). Ayrıca İran’ın Suudi Arabistan’ın içini de karıştırmaya çalıştığını söylüyorlar.

Kısaca İran’a karşı içeride ve dışarıda verilen her türlü mücadeleyi destekliyorlar. Yemen, Irak, Bahreyn, Suriye… Fark etmiyor.

Şii Din Adamı Nimr’in Asılması ve Suudi Arabistan’daki Şii Nüfus

Nimr Bakır el Nimr ismini haber bültenlerinden hepimiz hatırlarız. Bu yılın başında Suudi Arabistan’da idam edilmesi bölgede büyük infial yaratmış, dünya basınında da büyük yankı uyandırmıştı. Zira Suudi Arabistan’ın böyle bir karar vermesi çok cürretli bir karardı. Nimr, Suudi Arabistan’daki Şii nüfusun büyük saygı duyduğu ayrıca bölgedeki diğer Şii kesimlerin de yakından takip ettiği bir isimdi. Pek tabii İran’ın da önemsediği bir figür… Ancak Nimr’in ulusal güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle idamına karar veren Suudi Arabistan büyük bir infiale ve İran ile kızışmaya yolu açtı.

Sohbet ettiğim gençler bu idam kararını destekliyor. İran’ın meselenin aslının üstünü örterek yaygara kopardığı ve dünya basınının da bu yaygarayı yaydığı görüşündeler. Onlara göre Nimr’in ne olduğu ve ne yapmaya çalıştığı açık: Suudi Arabistan’daki Şiileri provoke etmeye çalışan ve İran tarafından desteklenen bir vaiz. Onu idama götüren konuşmalarının kayıtlarına her yerde ulaşılabileceğini ve bu vaazlarda Şiileri nasıl devlete karşı kışkırtıp ayrılık çıkarmaya çalıştığının görülebileceğini söylüyorlar.

“Peki Şiiler ne düşünüyor, rejim tarafında baskı görüyorlarsa böyle bir arayışta olmaları normal değil mi?” diye sorduğumda ise böyle bir durumun varlığını reddediyorlar. Belli olumsuzluklar yaşansa da dünya basınında lanse edildiği kadar bir baskının olmadığını, İran kendi emellerine hizmet eden politikalarla belli Şii odakları harekete geçirip kışkırtma yapana kadar Suudi Arabistanlı Şiilerle uyum içinde yaşadıklarını iddia ediyorlar. Şiiler bizlerin sahip olduğu haklardan ve hizmetlerden aynen yararlanıyorlar diye konuşuyorlar ve şu an Suudi Arabistan’daki Şiilere dair böyle bir propagandanın yapılmasını ülkeyi fay hatlarından bölme planı olduğuna inanıyorlar. Hatta Türkiye Devleti’nin güneydoğusundaki Kürt nüfusla olan ilişkisini ve PKK’nın bu ilişkide oynadığı rolü benzer bir örnek olarak öne sürüyorlar.

Suudi Arabistan’ın Suriye’deki Rolü ve IŞİD’e Destek İddiaları

Suriye konusunda Suudi Arabistan’ın dahiliyeti konusunda pek bilgileri yoktu açıkçası sohbet ettiğim gençlerin. Zira Çin’de ikamet ediyor olmaları gerçeği ile mevzubahis konunun zaten spekülatif bir konu olması gerçeği birleşince bu konuya dair pek fikir sahibi olmamaları da normal. Tek denebilecek şey şu ki, Suriye’de İran’a karşı bir vekalet savaşı sürdürülüyorsa bunu destekleyeceklerdir ancak devletlerinin IŞİD’e destek yaptığı söylentisini kesinkes reddediyorlar. Hatta IŞİD’e karşı çok ağır ithamlarda bulunup onların İslâm’dan zerre nasiplenmediğini net şekilde belirtiyorlar.

Kaynak site: dunyabulteni.net

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun