Darbe ve Batı – Fikrikadim

Darbe ve Batı

Bu darbe girişimi olayında, Batı, burada iddia edildiği gibi, “bizim yanımızda” durmadı mı? Yani “darbeci” konumunda olanlara “olumlu” denebilecek bir gözle baktı ve hattâ başarılı olamadılar diye biraz da üzüldü mü?

murat-belge_039551614

Murat Belge

Böyle bir yargıyı genelleştirip bütün “Batı”ya mal edemem, ama izleyebildiğim kadarıyla (benim izlemem epey sınırlı) bu konumda olduğu izlenimini verenler vardı. Oysa girişimde bulunanlar birçok insan öldürmüşlerdi. Bu şüphesiz ağır bir suç ama aynı zamanda ürkütücü bir zihniyeti de ele veren bir şey. Bununla aynı terazide tartılmaz ama Meclis’in bombalanması da kendi “simge” düzeyinde son derece vahim bir eylemdi. 

Bu olaylara rağmen içinden “Vah vah! Başarılı olamadılar!” diye bir şey geçirmek, akıl alır ya da kabul edilir bir şey değil. Nasıl oluyor da birileri böyle bir duyguyu taşıyabiliyor?

 

En başta “Türkiye’yi tanımamak” derim. Tanımadığı gibi, aynı zamanda ilgilenmemek. Yalnız Batı’ya özgü değil, genel insanî bir kusur: Her şeyle, ancak kendi çıkarı çerçevesinde ilgilenmek. Ama Batı da bu “kusur”u bir “erdem” gibi görmekte bir hayli başarılıdır ve önde gider. Batı’nın Türkiye’ye genel bakışı böyledir.

Ancak Türkiye de bunu değiştirmek üzere fazla bir zahmete girmemiştir. Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin katılmasını savunmak için”NATO’da sizi savunduk” demekten ya da “Sizde nüfus artışı durmuş; biz onu yükseltiriz” gibi hoşluklar bulmaktan öteye geçemezseniz, onlar da size bu çerçevede bakarlar. Amerikalı general herhangi bir gerekçeyle değil, sadece “IŞİD’e karşı onlar bizim muhatabımızdı” gerekçesiyle tutuklamalara vb. itiraz etmemiş miydi?

Fethullah Gülen ise, gene dünyaya böyle “stratejist” açıdan bakan Batılılara “cici Müslüman” imgesi sunmakta epey başarılı olmuştu. Adam terör yapmıyor, bomba attırmıyor, İsrail’i boğmak üzere planı yok – daha ne? İşte size iyi Müslüman. Memleketinde darbeye kalkışmışsa bu da o kadar büyük suç sayılmaz. “Memleketinde” kalkışmış, bize bir şey yaptığı yok.

Gene aynı bilgilenme, daha önemlisi aynı ilgilenme düzeyindeki “Batılı stratejist” girişimin devirmeye çalışıp da deviremediği Tayyip Erdoğan’a baktığı zaman gördüğü imgeyi daha sevimli bulmuyor. “Ey! Ey!” diye bağıran ve her fırsatta Batı dünyasına veriştiren birini görüyor. NATO üyesi olup Çin’den silâh almaya kalkan, “Bizi Şangay’a alın da şu AB’den kurtulalım” diyen – sonra da uçak düşüren – ve IŞİD’le ne yaptığı, Suriye’de ne yapacağı belli olmayan bir siyasi önder. 

Tayyip Erdoğan’ın ya da onun bulunduğu yerde bulunan birinin Batı dünyasına “şirin” görünmek gibi bir mecburiyeti var mı? Elbette yok. Şu ya da bu Batı ülkesinin şu ya da bu siyasetini, davranışını eleştirmek için yüzlerce haklı gerekçe sayabilirsiniz. Bunları görüp sessiz kalmak elbette meziyet değil (benim şahsen siyasetten anladığım şeye de uygun değil). “Şirin görünmek” diye bir zorunluluk yok; ama böyle sevimsiz görünmeyi gerekli kılanın ne olduğunu da anlamıyorum. 

Tayyip Erdoğan’ın Batı’da eleştirdiği şeylerin çoğu düpedüz kişisel. Örneğin Almanya, ülkesindeki Türklerin (ve Kürtlerin) arasında şiddet olaylarını kışkırtacak her şeyden kaçınıyor; Erdoğan’ın orada “dev ekran” şu bu, buraya evrilecek bir gösteri yapmasına izin vermiyor. Bunun üstüne “Alman yargısına saygı duymuyorum” demeci. Bir süre önce de bizim Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymama beyanatı vardı. Buna benzer biçimde Avrupa, Amerika yani Batı, çeşitli zamanlarda Türkiye’deki çeşitli uygulamaları eleştiriyor. Bunlar, kural olarak, Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetinin demokrasiyle bağdaşmayan davranışları ve uygulamaları. Ama Erdoğan ve yanındakiler, onlara yönelen eleştiriyi “Türkiye’ye karşı” diye yorumlamakta bir hayli ustalaştılar. Böylelikle onlar “Türkiye” oluyor; onların yaptığı bir şey “en doğru” şey oluyor. Onu eleştirmek, Türkiye’nin güçlenmesini istememek, Türkiye’ye düşmanlık vb. olarak anlaşılmalı. Bu tabii yalnız yurt dışından gelen eleştiriye karşı takınılan tavır değil; yurt içinde de aynı hikâye. Hiçbir sisteme uymayan başkanlığın “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesine de uymadığını söyleyerek buna karşı çıkıyorsam, Türkiye’ye vereceği zararları düşünerek karşı çıkıyorum. “Kuvvetler Ayrılığı” doğru bir ilkedir derken, arkamda koca bir dünya tarihi var. Ama Erdoğan olsun, yandaşları olsun, görüş ayrılığını bir “suç” haline getirme uğraşı içinde.

Dönelim gene “girişim”e ve Batı’nın tavrına. Burada Anadolu Ajansı’nın servis ettiği kafası gözü yarılmış insanların fotoğrafları yayımlanırken Batı’nın ya da herhangi birinin ne demesini bekliyoruz? “Şu kadar kişi tutuklandı, bu kadar kişi açığa alındı” diye yirmi binli, otuz binli rakamlar sıraladıkça, bu ülkede demokratik prosedürlerin işlediğine kimi inandıracaksınız? 

Ortada bir darbe girişimi var, tamam. Yalnız bundan söz ederken, darbeye katılımın ne kadar düşük kaldığını gösteren rakamlar veriyoruz. Yüzde iki, üç gibi bir şeyler. Olay kendisi de bu dolaylarda bir durum gösteriyor. Sonra, sıra Fethullah’ın ne kadar tehlikeli bir örgütlenme yarattığına geliyor; bu sefer yalnız orduda Fethullahçı oranının yüzde 90’larda olduğunu söylüyoruz.

Bu oran zor bela yüzde 65’e filan inerse iniyor.

Peki o zaman darbe niçin başarısız kaldı?

Darbe girişimi var. Bunu planladığı ve örgütlediği ve tetiklediği iddia edilen kişi var; sonra da ona saygısı olanlar, sevgisi olanlar, ona “bîat” edenler vb. var. Bunlar hepsi ayrı şeyler. Bir öğretmen Fethullah Gülen’e hattâ bîat edebilir. Ama bu onun darbe girişiminde şöyle ya da böyle bir payı olduğu anlamına gelir mi?

“Böyle bir örgütlenmeye girmiş olarak öğretmenlik yapmak neyin nesi?” diye sorabilirsiniz. Bence de bu olmaz. Ama bu 14-15-16 Temmuz’da olmadı. Fethullahçılarla aranızda kavga çıkmadan önce de böyleydi ve sizi hiç tedirgin etmiyordu.

Türkiye’de basit bir mantık konusu olan bu sorunları Goebbels’vari propaganda kampanyalarıyla gürültüye getirmek mümkün. Nitekim, oluyor. Amerika’da oturan futbolcunun malına mülküne el konabiliyor. Ama Batı bu olaylara bakıp “Helâl olsun! Ne güzel çalışıyorsunuz!” diyemez.

Bu da sonuçta bu iktidarı rahatsız etmiyor, çünkü bu iktidarın başı uzun, hattâ orta vadede Batı ile köprülerin çoğunu battal hale getirmeye kararlı görünüyor.

Onun bu kararlılığı, Batı’da, basında veya bürokraside, girişimin tutmamasına üzülenleri haklı çıkarmıyor; ama Batı’da öyleleri var diye bütün Batı’yı hedef tahtası yapmayı da haklı çıkarmıyor. 

Kaynak site: T24

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun