İlk Karşılaşmada İnsanlar Nelere Dikkat Eder ? – Fikrikadim

İlk Karşılaşmada İnsanlar Nelere Dikkat Eder ?

 

İzlenim Oluşturma: Kendinizi bir an şu senaryo içinde düşünün: Akşam saat 19 suları, hava kararmak üzere. Yolda yürürken, telefon kulübelerinin yakınında size doğru bir kişi yaklaşıyor. Size, telefon etmek zorunda olduğunu, fakat parası olmadığı için telefon kartı alamadığını söylüyor. Sizden telefon kartınızı iki dakikalığına ödünç istiyor ve hemen geri vereceğini söylüyor. Kafanızdan saliselik süreler içinde onlarca düşünce geçmez mi? Bu nasıl bir kişidir? Neden gelip benden istedi ? Yoksa başka bir amacı mı var? Kartı versem geri verir mi? Ya çok uzun konuşursa, onu bekleyecek miyim? Vermesem ayıp mı olur ? Ne yapmalıyım? vb. Size yönelttiği bir soru ve ricaya cevap bekleyen bir kişi karşınızda beklerken uzun süren bir ölçme-tartma sürecine girişemezsiniz. Ona ”Tabi buyrun” veya ”Hayır, veremem işim var” ve buna benzer cevaplardan birini verirsiniz. Hangi cevapta karar kılacağınıza günün saati, işlerinizin yoğunluğu veya aceleniz, cüzdanınızdaki telefon kartında çok az kontür kalmış olması gibi etkenler etki edeceği gibi, sizden kart isteyen adamın nasıl biri olduğu da bu kararda rol oynayacaktır. Şöyle bir düşünelim: Bu kişinin kılık kıyafeti, konuşması, size bakışı, yüzündeki ifade, ses tonu, kadın ya da erkek olması, Türk ya da yabancı olması vb. özelliklerin sizin karar vermenizde etkili olacağı kaçınılmazdır. İzlenim oluşturma, bir başkası hakkında farklı kaynaklardan gelen bilgileri bir yargı süreci haline getirmedir. Sosyal psikologlar, izlenim oluşturma sürecini, yeni gelen bilgiler ışığında sürekli yenilenerek değişen dinamik bir süreç olarak görür.

insan-hayvan

İlk izlenimlerimizi nelere dayanarak oluşturuyoruz? Sözel olmayan ipuçları: Başkaları hakkındaki izlenimlerimizi, kimi zaman onların bize sözel olarak ilettikleri bilgilere dayanarak oluştururken, kimi zaman da sözel olmayan bilgiler bizim kaynağımız olur. Sözel olmayan iletişim kaynaklarından en önemlileri yüz ifadesi, göz teması, fiziksel görünüm, beden dilidir. Şimdi bunları beraber inceleyelim.

Yüz İfadeleri: Bundan 2000 yıl önce Cicero ‘ Yüz, ruhun yansımasıdır’ demiştir. Ondan yüzyıllar sonra Darwin (1872) yüz ifadelerinin sadece iletişimde önemli bir rol oynamadığını, ayrıca bazı duygusal ifadelerin doğuştan var olduğunu ve bu yüzden bütün dünyada aynı anlamda algılandığını söylemiştir. Son 30 yılda gerçekleştirilen araştırmalar Darwin’in bu tezini destekler sonuçlar vermiştir. (Ekman, 1993) Örneğin, farklı kültürlerden insanlar, belli duyguları yaşarken aynı yüz ifadelerini takınmışlardır. İnsanların nereli olurlarsa olsunlar insan fotoğraflarına bakarak 6 temel duyguyu doğru bir biçimde ayırt edebildikleri gözlenmiştir. Bu duygular, mutluluk, şaşkınlık, kızgınlık, üzüntü, korku ve tiksinmedir. (Buck, 1984; Matsumoto 1992) Darwin’e göre duyguların yüzümüzdeki ifadelerinin doğru anlaşılmasının yaşamsal önemi vardır. İnsanların yüz ifadelerini anlamak, onların bize korkuyla mı, mutlulukla mı, üzüntüyle mi yaklaştığını kestirmemiz açısından önem taşır ve kişi hakkındaki düşüncelerimizi, beklentilerimizi şekillendirir. Örneğin Hansen ve Hansen (1988a) deneklere kalabalık bir grup insanın yüzlerini göstermişler ve en çok hangi yüz ifadesinin algılandığına bakmışlar. Bazı resimlerde bütün yüzler aynı ifadeyi taşırken bazılarında ise sadece bir resimi belirlemişler.

Göz Teması: İzlenim oluşturmada kullanılan bir başka sözel olmayan ipucu göz teması, yani göz göze olmadır. Başkalarının neler hissettiğini, birbirlerine bakışlarının yönü ve yoğunluğuna dikkat ederek çıkarabiliriz. Örneğin, eğer iki insan birbirine aşıksa, birbirlerinin gözlerinin içine daha sık bakarlar. (Rubin 1970) Birbirleriyle rekabet eden insanlar, rakiplerinin gözlerine uzun süreli bakarlar (Exline, 1972) Bunun nedeni, rakip üzerinde üstünlük ve saldırganlık duyguları uyandırma çabasıdır. (Tomkins 1963) Yine bazı insanlar, başka birinin, gözlerine uzun süre bakmasından rahatsız olurlar. (Strom & Buck 1979) Göz göze gelmekten kaçınan kişilerin ilettikleri mesaj, duruma göre farklı anlamlandırılabilir. Gözünü bizden kaçıran bir kişinin korktuğu veya utandığı söylenebileceği gibi, konuşulan konu özel ise sürekli bize bakmayarak bizi rahatsız etmekten kaçındığı da düşünülebilir. Demek ki bir insana nasıl baktığınız , o insanda belli duygu ve düşüncelere yol açabilir. Fakat hangi duygu ve düşüncelere yol açtığı, duruma, kişiye ve kültüre bağlı olarak değişebilir.

Fiziksel Görünüm: Araştırmalar gösteriyor ki fiziksel güzellik, özellikle güzel bir yüz, birçok olumlu beklentiyide beraberinde getiriyor. ( Dion ve diğerleri 1972) Alman şair ve filozof Johann Schiller geçen yüzyılda ”fiziksel güzellik, iç güzelliğin, ruhi ve ahlaki güzelliğin işaretidir ” demişti. Eagly ve Makhijani(1991) ve Feingold (1992) araştırmalarında deneklerin, güzel kişileri güzel olmayanlardan daha ilginç, sıcakkanlı, dışa açık ve sosyal açıdan daha yetenekli bulduklarını göstermişlerdir. Benson ve arkadaşları ( 1976 ) güzel olan kişilere daha çabuk ve çok yardım eli uzatıldığını göstermiştir. Fiziksel güzelliğin yargı ve kararlarımızda ne kadar etkili olduğunu gösteren daha birçok araştırma daha vardır.

Beden Dili: Elimizi, kolumuzu nasıl oynattığımız; otururken ve dururken vücudumuzun nasıl şekil aldığı; konuşurken elimizi ağzımıza koyup koymadığımız; bacak bacak üstüne atıp bacağımızı sallamamız; parmak uçlarımızı bir yere hafifçe vurmamız vs. gibi beden hareketlerinden neler çıkarabileceği üzerine yazılmış bazı kitaplar vardır. Hatta insanlara, nerede nasıl hareket edilmesi veya edilmemesi gerektiğini öğreten kurslar dahi açılmıştır. Bunların çoğu bilimsel araştırmalara dayanarak hazırlanmış değildir. Bunun bir nedeni de, beden hareketlerinin kişiden kişiye ve kültürden kültüre farklı anlam taşımasıdır. Bir kültürde bir anlama gelen herhangi bir beden hareketi, başka bir kültürde aynı anlama gelmeyebilir. Bu yüzden evrensel iddia taşıyan bir kitapla karşılaştığımızda, onu şüpheyle karşılamamız gerekir. Başkalarının söylediklerinin doğru olup olmadığını anlamada da sözel olmayan ipuclarına başvururuz. Onun beden dilini sorgularız. Örneğin, kerevizi hiç sevmiyorsunuz. Çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın evine akşam yemeğine davet edildiniz. Gittiğinizde korktuğunuzun başınıza gelmiş olduğunu görürsünüz. Yemekte kereviz var! Arkadaşınızın annesi özene bezene size bu yemeği hazırlamış ve size de ne kadar güzel olduğunu anlata anlata bitiremiyordur. Size sorulmadan yemek tabağınıza konuldu ve evin annesi ”Sen de kereviz seversin değil mi” diye size sordu. ”Hayır hiç sevmem” demenin, karşılaştığınız özenli hazırlığa uymayacağını düşündünüz ve ”Evet severim” dediniz demesine, ancak yüzünüz hiç de öyle söylemiyordur. Buna dikkat edecek olan ev sahipleri verdiğiniz olumlu yanıtın kibarlıktan verilmiş bir yanıt olduğunu anlayacak ve sizi bu azaptan kurtaracaklardır (en iyi ihtimalle!). Özellikle, insanların bize doğru söylemediği inancını taşıyorsak, onların sözel olmayan ipuçlarına daha çok dikkat ederiz. Böyle durumlarda insanların önce yüz ifadelerine, sonra beden hareketlerine, en son olarak da söylediklerine dikkat ediyoruz. (Mehrabian, 1972 ) Öyle görünüyor ki, sözel olmayan bilginin, insanın gerçek duygularını sözel olan bilgiye oranla daha doğru yansıttığını düşünüyoruz. Araştırmalar, bu düşüncenin doğru olduğunu gösteriyor.

kaynak: edebiyathane.com editörleri tarafından Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın Yeni İnsan ve İnsanlar kitabından kısaltılarak alınmıştır.

edebiyathane.com

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun