İsrail, antisemitizm, Filistin ve sol – Fikrikadim

İsrail, antisemitizm, Filistin ve sol

14 Mayıs (1948) İsrail devletinin kurulduğu gün. 15 Mayıs ise Filistinlilerin, İsrail devletinin kurulmasından sonra yaşanan felaketleri tarif etmek için kullandıkları ‘Nakba Günü’, felaket günü anlamında. Çünkü malum yüz binlerce insan o anda yerinden edildi, binlercesi öldürüldü, köyler yakıldı ve artık literatüre dahi geçmiş olan, mültecilik hâlinin kronikleşmesini tarif ederken kullanılan ‘Filistinlileşmek’ tabiri doğdu –dünyanın dört bir yanına dağılmış, 6 milyondan fazla Filistinli mülteci olduğunu anımsayalım.

4617_5

Marksizm günleri kapsamında 15 Mayıs Pazar günü “Türkiye’de antisemitizmin kodları” toplantısı vardı.¹ Toplantının, salonda bulunan üçüncü kuşak sürgün bir Filistinli dostumuzun söylemesi ile anımsadığımız Nakba günü ile çakışması ise tamamen tesadüf. Siyasi tarih o kadar yoğun ki, bir tarihsel olayın, bir programla çakışmaması neredeyse imkânsız. Toplantı, başlığından da anlaşılacağı üzere, Türkiye siyasi tarihinde Türkiye Yahudi toplumunun maruz kaldığı ırkçılık, ayrımcılık, yıldırma sonucunda zorunlu göç ettirmeler, pogromlar ve bitmek bilmeyen anti-semit iklime odaklanma amacını taşıyor. Ancak “Bana göre İsrail devletini eleştirmek antisemitizmdir” cümlesi ile bu ana motivasyondan sapılarak, bence mevzunun adeta doğası gereği, kadim, kaçınmak ile bir yere varılamayacak İsrail devleti, savaş ve Filistin konusu toplantının tam ortasına yerleşti. Pek tabii ki bütün bu siyasal konular birbirleriyle çok yakından bağlantılı ve bunların herhangi birinin konuşulduğu bir yerde, diğerlerinin gündeme gelmeme ihtimali, dünyanın herhangi bir kara parçasında pek mümkün değil.

Antisemitizm, İsrail, Filistin, sol: Her şeyden önce kabul etmek gerekir ki, Türkiye’de yaşayan özgürlükçü sosyalistler için bu dört ana siyasi başlığın ortasında bulunmak, oldukça zorlu bir alan ve konudur. Ama yalnızca Türkiye için değil elbette, dünyanın pek çok yerinde benzeri konular belli aralıkla gündeme gelir, yoğun tartışmalar yaşanır. Bunun en yakın örneği İngiltere. Son birkaç ayda İşçi Partisi içinde yaşanan tartışmalar ile antisemitizm, ülkenin bütün sol kanadının asli konusu durumuna geldi, forumlar düzenleniyor, konuya dair yazılar yazılıyor.²

Antisemitizm nedir gerçekten? Mesela İsrail devletinin, yeryüzündeki en vahşi devlet olduğunu söylemek midir? Gazze’nin dünyanın en büyük hapishanesi durumuna getirildiğini vurgulamak mıdır? 6 milyondan fazla Filistinlinin ‘yersiz yurtsuz’laşmasının (Edward Said!) politik nedeninin ne olduğunu söylemek midir? Elbette bunların hiçbiri değil. Bunların antisemitizm olduğunu söylemek, konunun araçsallaştırılarak, ana istikametinden çıkarak, çeperinin genişletilerek daha anlaşılır ya da daha etkili olacağını düşünmek gibi biraz naif, belki biraz da kötü niyetli bir yaklaşım ortaya koymak demektir. Ayrıca antisemitizm tarihi, İsrail devletinin tarihine endekslenemeyecek kadar eski ve köklü olsa gerek.

Bütün bu karmaşıklığının içerisinde, en temelde olması bakımından son derece basit bir yan da yok değil. Eleştirinin hangi zemin üzerinden yükseldiği belirleyici olan nokta gibi görünmektedir: “Yahudiler katletti”, “Yahudiler şeytanî”, “Yahudi lobisi”… gibi son derece ortalama ve tek düzeleştirici, bir grubun tamamı hakkında önyargılarla dolu ithamlarda bulunmak, ırkçılığın da, nefret söylemi ve suçunun da, hâliyle antisemit söylemlerin de kaynağı. Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihi de, Ermeni ve Rumların maruz kaldıkları türden ayrımcı-ırkçı politik kararların, Türkiye Yahudi toplumu için de pratik edildiği, kanlı, zalimane ‘halklar hapishanesi’ durumunda bir ‘miras’ taşıyor. Bunlara karşı bir zerre tanesi kadar sapmadan net bir politik tutumla, bu tür söz ve/ya eylemlerin tipik ırkçılık örnekleri olduğu ve mücadele edilmesi gerektiği son derece açık.

Peki yanılgı ya da ‘kriz’ nerede? Manipülasyon, İsrail devleti konusuna odaklanıyor, “İsrail devletini diğer devletlerden çok eleştirdin, çünkü antisemitsin” tonunda argümanları duymak son derece mümkün. Devlet ile millet ilginç bir şekilde harmanlanıyor ve aynılaştırılıyor, bu ‘saf’laştırma ile homojen bir yapı tahayyülü ortaya çıkıyor ve sözgelimi devletin tek tip arayışına uymayanlar da vatandaş olsalar da makbul olmuyorlar. Türkiye’de, İsrail’de ya da başka bir tek tipleştirme çabasının olduğu yerde durum yaklaşık olarak aynı. Bu çarpık yaklaşımın sonucunda, devlet üzerine söylenen şey sanki ırk üzerine söylenmiş gibi algılanıyor ve kriz başlıyor. Bunun aşılabilmesi, tartışma ve konunun açıklanması ile mümkün, sözün hükmünden başka da bir yol yok.

Türkiye’de yaşanan/yaşanacak olan bu tartışma iki temel üzerine yükselirse, ayakları yere sağlam basacak gibidir. Birincisi, Türkiye’de son derece ciddi boyutlarda bir antisemit siyasi iklim vardır, bununla mücadele etmek gerekir ve ayrıca Türkiye’de yaşayan Yahudilerin İsrail devletinin politik saldırganlıkları ile özdeşleştirilmesi hem yanlış hem de tehlikelidir. İkincisi, İsrail devleti net olarak bir korsan devlettir, yaygın olarak kullanıldığı üzere bir ‘terör devleti’dir. İnsanlığın gördüğü en zalimane işleri yapan, Filistinlilere hayatı zehir eden, “terör var” kalıp argümanıyla her birkaç yılda bir Filistin’in bir kentine giren ve binlerce kişiyi katleden bir devlettir. Hemen parantez, bütün bunları “Yahudi olduğu için” yaptığı cümlesi, bütün bu vahşilikler karşısında, saldırganların adeta elini güçlendiren, daimi mağduriyet havası oluşturan, hâliyle yanlış bir argümandır. Konu “Yahudi olmak” değil, işgal eden bir devlet olmaktır, devletin silahlı kuvvetlerinin başındaki ya da devlet başkanlığı koltuğunda oturan kişinin hangi ırktan olduğuyla hiçbir ilgisi yoktur.

Türkiye’de sol, bu ayrım noktalarını berraklaştırarak, hem Türkiyeli Yahudiler ile bir siyasi temas kurmalı, ırkçı ve ayrımcı saldırılar karşısında dayanışma göstermeli hem de dünyanın dört bir yanındaki –hâliyle Türkiye’deki de- Filistinli mültecilerle dayanışma göstermelidir. Bu iki ayaktan biri eksik olursa, düzenli bir ‘yol alma’ da zor olacaktır. Birçok yönden karmaşık olan³ bir meseleyi politik olarak netleştirmek, insanlarla, politik gruplarla, temas ederek, sözün önüne geçmeden beraber tartışarak mümkün.

Soner Dinçsoy / Marksist.org


1- Toplantı üzerine şöyle bir yazı yazılmış: http://www.avlaremoz.com/2016/05/17/marksizm-2016-turkiyede-antisemitizmin-kodlari-paneli-uzerine-yahudice-notlar-sinyora-ojeni/  

2- Kısaca, İngiltere’de İşçi Partisi içinde ne olup bittiğine dair: http://tr.euronews.com/2016/05/01/ingiltere-isci-partisi-nde-antisemitizm-tartismasi-alevleniyor/

Sonrasında yapılan tartışmaların bir kısmına ise şuradan ulaşmak mümkün: http://www.versobooks.com/blogs/2630-churchill-livingstone-and-all-the-rest-reflections-on-anti-semitism-and-the-left-by-shlomo-sand

3- Siyonistler, muhalifler, eylemciler, yerleşimciler… altbaşlıkları olan ve konuya dair Türkçedeki iyi çalışmaların başında gelen bir kaynak:
Selin Çağlayan, İsrail Sözlüğü, İletişim Yayınları, 2004

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun