İnsanın dünyaya egemen olmasının iki temel nedeni – Fikrikadim

İnsanın dünyaya egemen olmasının iki temel nedeni

Dünyada bugüne dek çok sayıda insan türü yaşadı. Ancak bunların içinde yalnızca bizim türümüz olan Homo sapiens gezegeni bütünüyle ele geçirdi ve diğer türleri ortadan kaldırdı. Yeni bir varsayıma göre bunun iki nedeni vardı

homo-sapiens-evrim

 

-İşbirliğine yatkınlık geni

-Düşmanla yakın plan mücadeleye gerek bırakmayan fırlatılabilen silahların icadı

 70.000 yıl önce bizim türümüz olan Homo sapiens’ler Afrika’yı terk ederek dünyada yayılmaya başladı. Diğer insan türleri de Avrupa ve Asya’da kendilerine yerleşim alanları kurmuşlardı. Fakat yalnızca bizim türümüz olan H. sapiens’ler tüm kıtaları ve pek çok ada zincirini istila etme başarısını gösterdi. Paleoantropologlar H. Sapiens’lerin yayılışını sıradan bir olay olarak ele almıyor. H. Sapiens’ler gittikleri her yerde ekolojik sistemlerde çok ciddi değişiklikler yarattı; karşılaştıkları arkaik insanları ve çok sayıda iri hayvan türünü de ortadan kaldırdı.

Homo sapiens niçin bu kadar başarılı?

Paleoantropologlar uzun zamandır modern insanların istilacı göçlerinin altında yatan nedenleri araştırıyor. Bugüne dek bu konuda çeşitli kuramlar ortaya atıldı. Bazı uzmanlar daha büyük veya daha gelişmiş bir beynin evrimi sayesinde modern insanların gittikleri yerlerde daha önce hiç karşılaşmadıkları güçlükleri alt ederek uyum sağlayabildiğini ileri sürüyor. Başkaları ise yeni teknoloji sayesinde türümüzün Afrika’dan çıkarak avlanabildiklerine ve düşmanlarını yendiklerine inanıyor.

Üçüncü senaryoya göre ise Afrika’nın dışında yaşamakta olan Neanderthal ve diğer arkaik insan türü popülasyonları iklim değişikliğine bağlı olarak zayıfladı ve modern insan bunu fırsat bilip tümünü ortadan kaldırdı. Ancak bunların hiçbiri H. sapiens’in niçin bu kadar başarılı olduğu gerçeğini tam olarak açıklayamıyor; yalnızca Batı Avrupa gibi belirli bölgelerde H. sapiens’lerin faaliyetlerine kısmî açıklama getirebiliyor.

Ancak bu açıklamaları yetersiz bulan bilim insanları, son yıllarda bu BÜYÜK İNSAN DİYASPORASININ birden fazla evreleri olan tek bir olay olarak ele alınmasının daha doğru bir yaklaşım olduğuna karar verdi.

Birleştirici açıklama 

Afrika’nın güney sahillerindeki Pinnacle Point bölgesindeki 16 yıl önce başlatılan arkeolojik kazılardan elde edilen bulguları biyolojik ve sosyal bilimlerdeki ilerlemelerle birlikte ele alan Arizona Eyalet Üniversitesi’nden Profesör Curtis W. Marean, yepyeni bir varsayım ile bu bütünleştirici adımı atmış oldu.

Bu yeni görüşe göre diyasporayı tetikleyen yepyeni bir sosyal davranışın ortaya çıkmasıydı. Akrabalık ilişkisi bulunmayan bireylerle işbirliği yapmaya yönelik genetik bir eğilim ile ortaya çıkan bu davranış, yeni ortamlara uyum sağlama becerisini de beraberinde getirdi. İşbirliğinin gelişmesi teknolojik yeniliklerin de yolunu açtı. Mızrak ve ok gibi uzağa fırlatılabilen silahların üretimi sayesinde atalarımız, göğüs göğüse savaşmaya gerek kalmadan, uzaktaki düşmanı bertaraf etme şansına kavuştular.

Kabına sığamama dürtüsü

H.sapiens’in gezegeni istila etmesinin ne denli olağanüstü bir başarı olduğunu anlamak için 200.000 yıl önce türümüzün Afrika’da ortaya çıkışına bir göz atalım. Anatomik olarak modern bir yapıya sahip olan bu insanlar, on binlerce yıl boyunca Afrika kıtasının dışına adım atmadılar. 100.000 önce ise içlerinden bir grup Ortadoğu’ya kadar uzanabildi ama daha ileriye gidemedi.

Çünkü bunun için gerekli olan donanımdan yoksundular. Daha sonra 70.000 yıl önce küçük bir öncü popülasyon daha başarılı bir strateji ile Afrika’dan çıkarak Avrasya’ya kadar gidebildi. Bunlar biraz daha ilerleyip, Batı Avrupa’da  Nearderthallerle, Asya’da Denisovanlarla karşılaştılar. Bu karşılaşmadan kısa bir süre sonra bu arkaik insanların yok olduğu görülüyor; ancak DNA’ları gruplararası eşleşmeye bağlı olarak içimizde yaşıyor.

Kıtalar nasıl istila edildi

 Güneydoğu Asya’ya kadar gelebilenler, burada sonsuza dek uzanan denizlerle karşılaştılar. Ancak bu engel de onları durduramadı; suya dayanıklı teknelerle aşarak, bundan 45.000 yıl önce Avustralya kıyılarına vardılar. Yıllarca insan türünün bulunmadığı bu topraklarda yaşayabilen iri gövdeli hayvanlar kısa zaman içinde yok edildiler. Bu öncüler Tasmanya’ya kadar ilerleyebilse de, güney denizlerinin güçlü dalgaları Antarktika’ya geçmelerine izin vermedi.

Ekvatorun diğer tarafında kalan H. sapiens popülasyonu Sibiryaya’ya kadar ilerleyerek Kuzey Kutbu bölgesini kuşatan topraklara ayakbastılar. Buzullar bunların Amerika kıtalarına girmelerini bir süre engelledi, ancak 14.000 yıl önce bugün bile hala nasıl olduğunu bilemediğimiz bir şekilde insanlar bu kıtanın insan yüzü görmemiş vahşi doğasına adım attılar. Birkaç bin yıl içinde Güney Amerika’nın en uç noktasına ulaştılar. Bu süreçte bütün iri gövdeli hayvanlar yok edildi.

Olağanüstü işbirliği eğilimi

Büyük İnsan Diyasporası’nın başlangıç nedenleriyle ilişkin ortaya atılan kuram iki temel olguya dayandırılıyor:

– Göçün başlangıç dönemiyle ilgili açıklamalar

-Hızlı yayılmacılığın altındaki mekanizma ile ilgili açıklamalar

Bir kere modern insan olağanüstü bir işbirliği yeteneğine sahip. Ve işbirliği yaptığımız insanlarla akrabalık ilişkimizin bulunması gerekmiyor. Hatta bu insanlar bizlere tamamen yabancı bile olabilir. Öyle ki akrabamız bile olmayan insanlarla el ele verip, başka gruplara savaş açabiliyoruz ve düşman bellediğimiz yabancıları acımasızca öldürüyoruz. Bilim insanları bu özelliğin öğrenilmiş bir eğilim olmadığını; yalnızca H. sapiens’lere özgü genetik bir özellik olduğunu söylüyor. Bazı hayvanlarda da buna benzer özellikler bulunmakla birlikte, modern insandaki tamamen farklı.

H. sapiens bu özelliğe nasıl sahip olmuş olabilir? Toplumsal evrimin matematiksel modeli bu soruyu kısmen yanıtlayabiliyor. Santa Fe Enstitüsü’nden ekonomist Sam Bowles, birbirleriyle çatışma halinde bulunan grupların bulunduğu koşullarda bu özelliğin ortaya çıktığını ileri sürüyor. Bowles’e göre bir grubun içindeki üyeler ne kadar sosyal ise, o grup daha verimli bir yaşam sürüyor ve rakiplerini daha kolay alt edebiliyor. Bu durumda hayatta kalmayı ve üremeyi kolaylaştıran işbirliği genleri bir sonraki nesle geçiyor ve işbirliği yatkınlığı kuşaktan kuşağa yayılıyor. Bazı biyologlara göre bu davranışın yayılması için popülasyon boyutlarının küçük olması gerekiyor. Kaldı ki Afrika’daki orijinal H. sapiens’ler de küçük gruplardan oluşuyordu.

Gruplar arası çatışmalar

Ortalama 25 kişiden oluşan bu küçük gruplar sıklıkla birbiriyle çatışıyorlardı. Çatışmaların nedeni genellikle ekonomikti; başka bir deyişle yiyecek stoklarını yabancılara karşı korumaktı. Burada da kural şöyle işliyordu: Bol ve sürdürülebilir bir miktara sahip kaynakların söz konusu olduğu durumlarda, gruplar arası çatışmalar daha şiddetli ve acımasız bir yol izliyordu. Bugün de aynı kural geçerlidir. Etnik gruplar ve ulus devletler, petrol, su ve zengin tarım toprakları gibi bol ve öngörülebilir kaynakları tehlikeye girdiğinde çatışmaya girmekten çekinmezler.

Avcı-toplayıcı topluluklarla ilgili arkeolojik ve etnografik kayıtlar da en şiddetli çalışmaların yiyeceklerin en bol ve sürdürülebilir olduğu bölgelerde gerçekleştiğini gösteriyor. Pinnacle Point kazılarında sahillerde bol miktarda bulunan bu sert kabuklu deniz hayvanları insanlar için çok bol ve öngörülebilir bir besin kaynağı oluşturuyordu. Bunun sonucunda insanlar bölgelerini dışarıdan gelenlere karşı korumak zorunda kaldı.

Çatışmalar için gerekli olan silahlar

Yiyecek stoğunu düşmanlarından korumak için grup içi işbirliğini oluşturan H. sapiens, çatışmalarda kullanmak üzere yepyeni silahlar geliştirmek zorundaydı. Yakın plan çatışmalarda yaralanma ve ölme riskinin yüksek olması, uzaktan çatışmaya uygun silahlar ve pusu kurma becerisi gerektiriyordu. Bütün bu gereksinimlerin sonucunda mızrak ve ok gibi fırlatılabilir silahları geliştirdiler.

Zaman içinde silah teknolojisi giderek daha ölümcül bir nitelik kazanmaya başladı. Ucu inceltilmiş tahta sopalardan yapılmış mızraklar hemen öldürmüyor, yaralı hayvanın daha büyük bir tehlike oluşturmasına yol açıyordu. Mızrağın ucuna kenarı keskinleştirilmiş taş parçası bağladıklarında ise açılan yaraların daha derin ve ölümcül olduğunu keşfettiler. Zaman ilerledikçe fırlatılan silahların daha uzağa gitmesi için hafifletilmesi gerekti. Pinnacle Point kazıları bu konuda çok zengin bir birikime sahip.

İşte bu silahlar ve işbirliği sayesinde H. Sapiens Afrika’nın kapılarını açarak dünyaya yayıldı. Mızrak fırlatamayan ve işbirliği yapamayan Neanderthaller de bu yeni modern insanın karşısında dayanamadı.

Soykırımların nedeni

Modern insan zekasının ve işbirliğinin ilk kurbanı olan Neanderthaller bugün dünyayı kana bulayan soykırımların nasıl oluştuğuna ışık tutuyor. Yiyecek ve toprak kıtlığı belirdiğinde bize benzemeyen veya bizim gibi konuşmayan insanlari “diğerleri” olarak nitelendirme eğilimi güçlenir. Ve onları ortadan kaldırma gerekçesi de yalnızca bu farklılıklardır. Bilim, insanlarda kendi dışındakileri “diğerleri” olarak görme ve onlara kötü muamele etme geninin ne kadar güçlü olduğunu son yıllarda anlamış bulunuyor.

Ancak H. Sapiens’in kıtlık dönemlerinde bu kadar acımasız davranışlar sergilemesi, bizim de onların devamı olarak aynı acımasızlığı göstereceğimiz anlamına gelmez. Kültür, en güçlü biyolojik dürtünün bile üstesinden gelebilir.

Derleyen: Reyhan Oksay

Kaynak: Scientific American, Ağustos 2015

Kaynak: herkesebilimteknoloji.com

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun