Resmî tarih – Reha Çamuroğlu – Fikrikadim

Resmî tarih – Reha Çamuroğlu

Reha Çamuroğlu

Reha Çamuroğlu

Türkiye’de çok uzun yıllar “Resmi Tarih” tartışmaları yapılmıştır. Bırakın “Ulus” olmayı, “Resmi Tarih”i olmayan ve yazı kullanan her hangi bir topluluk düşünülemez bile.

Bu anlamda resmi tarihlerin sınırları ve nasıl oluşturuldukları topluma hâkim olan siyasi gücün arzu ve emellerine göre belirlenir. Siyasi egemenliğin radikal değişiklikler gösterdiği toplumlarda resmi tarih de radikal değişiklikler geçirir.

Fransız Devrimi bu hususta çok erken bir kavrayışla davranarak yüzyıllardır kullanılan takvimi bile değiştirmeyi denemiştir.

Stalin kendisi dışındaki tüm önde gelen Bolşevikleri tasfiye ettikten sonra Kızıl Ordu’nun kurucusu Troçki’nin adını Sovyetler Birliği Komünist Partisi tarihinden kazımıştır. Kamenev ve Zinovyev gibi Bolşevizmin kurucuları tarihten özenle silinmişlerdir.

Fakat bir resmi tarih metninin ve tedrisatının dahi en azından ortalama insan zekâsının kabul edebileceği tarafsızlıkta olması ve muhatabını kahkaha ile güldürmeyecek kadar mantıki tutarlılık içinde olması ve “geri zekâlıları” hedeflememesi gerekir.

Belirli bir topluluğa “ortalama” bir geçmiş sunması gereken resmi tarih, muhataplarını embesil yerine koyduğunda, arzulanan birlik duygusu yaratmak yerine, ayrılıkları ve gayrı ciddiyeti körükler.

Türkiye’de özellikle muhafazakâr tarihçilerin pek çoğu- istisnalar elbette vardır- arşivcilikle tarihçiliği bir ve aynı şey zannetmekte, yazdıkları zamanlarda yaşadıkları hülyasına sıkça kapılmaktadırlar. Bu durum yine, onların tarihte pek çok dokunulmaz figür yaratması ve bunları sıkça “aziz” mertebesine yükseltmeleriyle desteklenir.

Bugün Türkiye’de kendisinin bütün Cumhuriyet iktidarlarından farklı olduğunu ispat etmeye çalışan bir iktidar var. Elle tutulur her hangi bir başarı üretemediğinde hamasete ve geçmiş başarılara sarılan bir iktidar bu.

Peki, geçmiş başarılar kime ait? Geçmiş başarısızlıklar kime? Utançlar kimin hanesine yazılmalı övünçler kime?

Geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanı şöyle bir cümle kurdu salon dolusu muhatabına: “ Niçin Arap Birliği diyoruz da İslam Birliği demiyoruz.” Cumhurbaşkanının bu ifadesi ancak arzusunu ortaya koyabilir ama orası Arap Birliği. Arap milliyetçiliğinin uzun bir tarihi var ve biraz tarihçilikte yöntem denilen şeye önem verselerdi, bu tarihin “Türk” e karşı oluştuğunu muhafazakâr tarihçiler Cumhurbaşkanına anlatırlardı. Şimdi “Türk”ün onlara “Niye Arap diyoruz ya…” demesi, ancak içlerinden “Ya ya” diyerek eğlenmelerine yol açar.

Pek çok İslamcı siyasetçinin ulus ve ulusçuluk meselesini kavramakta yaya kaldığını görüyoruz. Benedict Anderson’u anladılar ama yanlış anladılar. Uluslar icat değildir, uluslar olsa olsa “keşiftir”. Bir “kâfir” icat etmedi onları. Pek çok etkenin sonucunda meydana geldiler.

Bir AKP Genel Başkan Yardımcısı zamanında “Kürdüm demek ayıptır.” anlamında bir şeyler söylemişti. Kastettiği elbette Kürt olmanın ayıp olduğu değil, söylenmesi gerekenin hep bir ağızdan “Biz Müslümanız.” demek olduğuydu. Heyhat! Hayat böyle işlemiyor! Ne yapsak, hayatı da mı tutuklasak?

Ayıp bir şey yok beyler! Kürt Kürt’tür. Arap Arap’tır. Türk olduğunuzu kabul etmek neden bu kadar zor geliyor sizlere anlamıyorum. Türk tarihini 1919’da başlatan biri mi oldu ki celalleniyorsunuz? Eyvallah iyi bir şey yaptınız ve Kut Zaferi’nin yıldönümünü kutladınız.

Size bir hatırlatmam olacak ama “Resmi Tarih” dersinizi iyi çalışın, “Medine Müdafaası” bahsinden sınıfta kalırsınız. Türkü çığırın beyler, türkü çığırın, zor zamanlarda iyi gelir.

Kaynak: www.yenihayatgazetesi.com/resmi-tarih-6746

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun