Piri Reis neden idam edildi? – Fikrikadim

Piri Reis neden idam edildi?

16. yüzyılın ortalarında kendini Hint Okyanusu’ndaki Portekiz güçleriyle mücadele ederken bulan Pîrî Reis, Osmanlı’nın güney politikalarının sürekli bir niteliğe kavuşamamasının bedelini ağır ödedi.

1552 yılı, Ağustos ayının sonları. Osmanlı İmparatorluğu’nun Hint Kaptanı Pîrî Reis, komutasındaki 28 parça gemiyle Basra Körfezi’nin girişindeki Hürmüz Adası’na yaklaşıyor. Kendisine bizzat Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hürmüz’ü alması buyrulmuş. İran anakarası ok atımı mesafede. Osmanlı’nın Hint Donanması adayı kuşatıyor, taşıdığı 850 asker karaya çıkıyor. Dünyanın en güçlü topları hem karadan, hem de denizden, yaklaşık 50 yıldır Portekizlilerin kontrolünde olan Hürmüz kentinin surlarını dövüyor günlerce. Tüm ada terk edilmiş gibi duruyor. Osmanlı gemilerinin adalarına yaklaştığını önceden haber alan Hürmüzlüler sokakları boşaltmış. Kimi Hürmüz’ü terk etmiş, kimi adanın en güvenli yeri sayılan Portekiz Kalesi’ne sığınmış.

Hem kaledekiler, hem de kuşatmadakiler zor günler geçiriyor. Çorak, bitkisiz bir yer burası. Çölün denizdeki bir devamı gibi kurak. İçme suyu bile yok. Boz renkli arazileri bölen boz renkli kayalarıyla başka bir gezegeni andırıyor. Birilerinin şehir kuracağı, başkalarının da o şehri umur edip almak için seferber olacağı son yer gibi. Peki Osmanlı’nın en büyük âlim ve kaptanlarından birinin burada işi ne?

Pîrî Reis’in burada olmasının birkaç nedeni var. 16. yüzyılın ilk yıllarından beri Hint Okyanusu’na yerleşen Portekizliler bir–iki yıldır Basra Körfezi’ne sızıp hem Osmanlı topraklarına saldırıyor, hem de bölgedeki Arapları Osmanlı’ya karşı isyan etmeleri için kışkırtıyor. Portekiz kuvvetlerinin bölgedeki gücünün kırılması şart. Ayrıca Kızıldeniz’den sonra Basra Körfezi’nin açık denizlere bağlanması ve Hindistan ticaretinin tekrar Doğu Akdeniz limanlarının lehine işler hale getirilmesi de gerekiyor. Hürmüz bunların hepsinin anahtarını elinde tutuyor.

Ve o anahtar neredeyse Pîrî Reis’in elinde. Hürmüz Adası, iç kalesi hariç tamamen ele geçirilmiş. Çevrede Hürmüz’e bağlı küçük adalar ve zenginliğiyle ünlü Keşm Adası da Osmanlıların kontrolü altında. Hürmüz nihayet düşecek mi? Altın çağı yavaş yavaş sona eren Portekizliler Arap Yarımadası çevresindeki sulardan sökülüp atılacak, Portekiz donanmasının baskısı altındaki Müslüman tüccarlar Basra yolunu tekrar kendi istedikleri gibi kullanabilecek mi?

Hayır. Portekiz Kalesi’nde konuşlanmış, Álvaro de Noronha komutasındaki yaklaşık bin asker, toplarının avantajlı konumundan da yararlanarak kaleyi savunmayı başarıyor. Osmanlıların iç kaleye yaptığı her saldırı sonuçsuz kalıyor. Kuşatma uzadıkça ordunun morali bozuluyor. Hindistan’daki üssünden çıkan büyük Portekiz filosunun yaklaştığı söylentileri yayılıyor –ki bu hiç de mantıksız değil. Ümitleri azalan ve Portekiz gemilerine dezavantajlı bir durumda yakalanmak istemeyen Pîrî Reis kuşatmayı kaldırıyor, civardaki diğer zengin adaları yağmalamakla yetiniyor ve başarısızlığının ardından hiç hoş karşılanmayacağı Basra’ya çekiliyor.

Portekiz donanması yaklaşırken Pîrî Reis, donanmasını Basra’da bırakıyor, Hürmüz seferinde toparladığı ganimeti de yüklediği üç gemiyi yanına alarak Süveyş’e dönüyor; ki bu gemilerden biri de yolda batıyor. Basra’dan sonra Mısır’da da iyi karşılanmıyor, sorumluluğundaki donanmayı bıraktığı için ordusunu savaş alanında bırakıp kaçmış muamelesi görüyor ve Mısır Beylerbeyi’nin emriyle tutuklanıyor. Tutuklu geçen birkaç aydan sonra Sultan’dan bir ferman geliyor, Kanuni Sultan Süleyman, Hint Kaptanı’nın idamını istiyor ve 1554 yılının ortalarında Pîrî Reis, Mısır Divanı’nda boynu vurularak idam ediliyor. Cenazesi de tüm idam mahkûmları gibi isimsiz bir çukura atılıyor. İdam edilenlerin gömüldüğü yerleri bulup başına bir mezar taşı diken hayırseverler bile adeta bu meseleye bulaşmamak ve kimseyi kızdırmamak için Pîrî Reis’i unutup gidiyor.

Pîrî Reis gibi büyük bir isim idam edilecekse eğer, suçunun ve idam gerekçesinin gayet net olmasını bekleyebilirsiniz; ancak durum böyle değil. Pîrî Reis ile aynı dönemde yaşayan ve olayı kayda alan isimlerden biri olan, dönemin vakanüvisi Koca Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi, “Hürmüz’ün kâfirleri adı geçen kaptana sayılamayacak kadar çok, uçsuz bucaksız servet verdiler. Bu reis, altın, elmas ve kıymetli mallara doymazlık ederek, sözde bir nedenle Hürmüz kuşatmasını kaldırıp, devletin gemilerini Basra yakınlarına getirip…” satırlarıyla açıklıyor Pîrî Reis’in idamlık suçunu. Osmanlı tarihi boyunca yazılan belgelerin Pîrî Reis’e yüklediği kabahatler arasında donanmasını savaş alanında terk etmek, emre itaatsizlik, görevde başarısızlık ve Müslüman kentlerini yağmalamak da yer alıyor. Ancak konudan bahseden ve Pîrî Reis’in çağdaşı olan yazarlar, idamı genellikle nedenlerine girmeden aktarıyor. Osmanlı’nın güney denizlerindeki siyasi ve askeri varlığına dair en kapsamlı araştırmaları yürüten isimlerden biri olan Prof.Dr. Cengiz Orhonlu’ya göre söz konusu yazarların “tutumları, vicahen yargılanmadan idam edilen Pîrî Reis hakkında uygulanan kararı ağır buldukları izlenimi veriyor.”

Zaten bu suçlamalar soru işareti bırakmadan Pîrî Reis’in idamını açıklamayı başaramıyor: Hürmüz kalesinin komutanı Álvaro de Noronha’nın yazdığı ve kuşatmayı ayrıntılarıyla anlatan mektupta rüşvete dair bir kayıt yer almıyor; ünlü Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevî de bu iddiayı reddediyor. Ayrıca 80’li yaşlarındaki üst düzey bir denizcinin rüşvet karşılığında kuşatmayı kaldırması da günümüzde pek çok araştırmacıya mantıklı gelmiyor. 1538 yılında Hindistan’daki Diu’yu Portekizlilerden almayı başaramayan Hadım Süleyman Paşa “görevde başarısızlık” dolayısıyla hiçbir cezaya çarptırılmıyor. Üstelik askeri açıdan Pîrî Reis’in kuşatmayı kaldırıp Basra’ya çekilmesi hiç de mantıksız durmuyor; Orhonlu, iki kuşatmadan çıkmış, gemileri yıpranmış ve mürettebatı yorulmuş donanmanın Basra’da bırakılmasının akla yatkın olduğunu söylüyor. Hürmüz ve çevresini yağmalaması ise Pîrî Reis’e ulaştırılan fermanda isteniyor. Geriye genelde idamla cezalandırılan askeri hezimet gerekçesi kalıyor. Peki Hürmüz seferinin sonucu, Kanuni Sultan Süleyman’ı, Pîrî Reis gibi değerli bir denizciyi, yargılamaya dahi gerek görmeden idama gönderecek kadar çileden çıkarmış olabilir mi gerçekten?

Hürmüz seferinin öncesi ve sonrası göz önüne alındığında Kanuni Sultan Süleyman’ın bu seferi neden bir felaket olarak yorumlamış olabileceğine dair fikir edinmek mümkün. 1540’larda Basra Körfezi’ne doğru genişleyen Osmanlı, 1546’da Basra kentini alarak Hint Okyanusu’na çıkan ikinci bir kapıya ulaştı. Ancak bu yeni kapı Portekizlilerce dışarıdan kilitlenmişti. Stratejik konumuyla Basra Körfezi’ne giriş–çıkışları kontrol eden Hürmüz Adası ele geçirilmediği sürece Basra Körfezi Osmanlılar için açık bir deniz değil, Portekizlilerin kontrolünde bir göl sayılabilirdi.

Yemen’den Basra’ya Sınırdaki Osmanlı kitabının yazarı tarihçi Prof.Dr. Salih Özbaran, “Kızıldeniz tecrübesi Osmanlıların Basra yönündeki bölgelerin önemini daha fazla takdir etmelerine yardım etmişti,” diyor. Özbaran, “Kızıldeniz tecrübesi” derken, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1538’de Aden’i fethetmesiyle birlikte bölgedeki askeri ve ekonomik gücünün artmasından ve baharat ticaretinin Kızıldeniz kolunun Osmanlılar lehine canlanmasından bahsediyor. Bölgeye yönelik hedefleri büyüyen Osmanlı İmparatorluğu, Kızıldeniz filosunun adını Hint Donanması olarak değiştirdi ve başındaki kaptanlık mevkiinin adını da Süveyş Kaptanlığı’ndan Hint Kaptanlığı’na çevirdi. Bu hırslı değişiklikler, Osmanlıların güney politikalarında yeniliklere ve olasılıkla hedeflerini büyüttüğüne dair bir işaretti. Ve Osmanlı Devleti güneyde askeri ve ticari olarak genişlemek istiyorsa yapılması gereken şey açıktı: Hürmüz’ü almak.

İsyan eden Aden’i 1549’da tekrar Osmanlı topraklarına katan Pîrî Reis bundan 3 yıl sonra Kanuni’den yeni bir emir aldı: Hürmüz’ü ele geçirip çevresindeki bölgeleri vergiye bağlayacak, mümkünse Bahreyn’i alacak ve Osmanlı egemenliğine karşı çıkanları yıkıp geçecekti.

Bu büyük hedeflerle yola çıkan Hint Donanması amacına ulaşamadı; ulaşamamakla da kalmayıp telef oldu. Yolu üzerindeki Maskat’ı kuşatıp yağmalayan ve belki de bu yüzden vakit ve cephane kaybedip Hürmüz’ü hazırlıksız yakalayamayan Pîrî Reis, Süveyş’e dönmek için kullanmayı planladığı üç gemi hariç, donanmasını Basra’da bıraktı. Üstelik Portekizlilerin büyük bir donanmayla Hürmüz’e dönmesiyle Osmanlı’nın Hint Donanması, Kanuni Sultan Süleyman’ın da korktuğu gibi Basra Körfezi’nde hapsedilmiş hale geldi. Kızıldeniz’i koruyacak ayrı bir donanma da yoktu. Sultan, Basra’da sıkışan donanma hakkındaki endişelerinde haklıydı: Önce Murat Reis, o başaramayınca da Seydi Ali Reis donanmayı Süveyş’e getirmekle görevlendirildi. 1554 yılında Basra Körfezi’nden kaçmaya çalışan Hint Donanması Portekizlilerin elinden kurtulamadı ve dağıldı. Birçok gemi battı; Seydi Ali Reis elinde kalan 9 parça gemiyle Hindistan’daki Gücerat sultanına sığındı ve 1552’de Süveyş’i terk eden gemiler iki yıl içerisinde böylece eriyip gitti. Hindistan’daki Seydi Ali Reis’in İstanbul’a dönmesi 3,5 yıl sürdü (ki o da geri döndüğünde cezalandırılmadı, aksine ödüllendirildi). Bu felaketten sonra Osmanlı İmparatorluğu bir daha güney denizlerinde kapsamlı bir deniz seferi düzenlemeye hiç kalkışmadı.

Peki kötü sonlanan Hürmüz hevesi, Kanuni’nin Pîrî Reis’i idam ettirmesi için geçerli bir neden sunuyor mu? “Hezimetin cezası ölümdür,” diyor Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Yrd.Doç.Dr. Yavuz Selim Karakışla. “Ve bu hezimet komutanın kararlarından kaynaklanıyorsa komutan cezalandırılır.” Osmanlı tarihi büyük başarısızlıklardan sonra idam edilen isimlere yabancı değil. İkinci Viyana kuşatmasının ardından Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın idamı veya kazanılmasına rağmen avantajlı bir barış antlaşmasına çevrilemeyen Prut Savaşı’nın ardından gelen idamlar akla gelen ilk örnekler. Pîrî Reis Osmanlı adaletinin katı bir gününe mi denk gelmişti, yoksa öldürülmesinin arkasında başka nedenler mi vardı? Olayların görünür yüzünden tatmin olmayan ve öldürülmesinin ardında siyasi nedenler arayan araştırmacıların sayısı pek de az değil. Ne de olsa Osmanlı siyasi tarihi ne bölgesel siyasi çekişmelere, ne de bunların ölümle sonuçlanmasına yabancı.

Pîrî Reis Osmanlı adaletinin katı bir gününe mi denk gelmişti, yoksa öldürülmesinin arkasında başka nedenler mi vardı? Olayların görünür yüzünden tatmin olmayan ve öldürülmesinin ardında siyasi nedenler arayan araştırmacıların sayısı pek de az değil. Ne de olsa Osmanlı siyasi tarihi ne bölgesel siyasi çekişmelere, ne de bunların ölümle sonuçlanmasına yabancı.

1524 yılı. Pîrî Reis’in idamının 30 yıl öncesi. İstanbul’dan yola çıkmış 10 kadar Osmanlı kadırgası Ege Denizi’nde güneye doğru ilerliyor. Pîrî Reis’in kılavuzluğundaki gemilerde 500 kadar yeniçeri, birkaç devlet adamı ve bunlara ek olarak istisnai bir kişilik var. İmparatorluğun, hatta dünyanın en güçlü insanlarından biri olan Sadrazam Damat İbrahim Paşa da Pîrî Reis’in gemisinde bulunuyor. Yedi yıl önce fethedilen Mısır isyan etmiş ve İbrahim Paşa meseleyle bizzat ilgilenmek üzere deniz yoluyla Mısır’a gidiyor. Gemi Ege’nin sularında ilerlerken Pîrî Reis’in rotasını belirlemek için sık sık bir kitaptan yardım aldığını fark eden İbrahim Paşa,Bahriye’nin karalama halindeki yazmasını inceleyip etkileniyor. Pîrî Reis’e eserini Sultan’a sunmak üzere temize çekmesini buyuruyor. (Pîrî Reis bu yolculuktan iki yıl sonra Bahriye’yi İbrahim Paşa’nın aracılığıyla Kanuni’ye sunacak ve büyük övgüler alacaktı. Ve bu yolculuğu izleyen yıllarda İbrahim Paşa ile Pîrî Reis haritacılık ve denizcilik hakkında sık sık konuşur olacaktı.)

Kaynak: NTV

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun