Heidegger neden demokrasiye ihanet etti – Fikrikadim

Heidegger neden demokrasiye ihanet etti

Heidegger gibi bir insan nasıl olur da Nasyonal Sosyalizm’e teslim olabilirdi? Yani nasıl demokrasiye ihanet edebilirdi? O kendisini siyasi bir kahraman olarak görüyordu. Veya siyasi bir kahraman olmak istiyordu. Ve bu amaca ulaşmak için demokrasiye ihanet etmişti. Sadece o mu? Bütün Almanya bu suça ortak olmuştu.

heidegger-nazi

Martin Heidegger – Naziler

Martin Heidegger, “siyaseti hakiki yaşam, aile saadeti, tin, sadakat, cesaret değerlerine bir ihanet olarak görüyordu”. Fakat 1933’un haziranında “Hitler’in kaderin ve tarihin kanunları tarafından yönlendirildiğini” belirterek siyasete girdi ve Hitler’i “kaba bir oduna kaba bir balta lazım” diyerek Almanya için kurtuluş gördüğünü belirtti. Heidegger’in gerçek dostu Jaspers ona “yanlış yolda olduğunu” söyledi. Ama karşısında onu dinleyecek eski dostunu bulamadı. Artık Heiddeger Almanya’daki şiddetin bir parçası olmuştu. Ve dostu Jaspers bile bu şiddet duygusu karşısında kendisini tehdit altında hissediyordu. Heidegger, ise kendisindeki bu “şiddet hâlini” büyük bir Alman devletinin kuruluş sancısı olarak görüyordu. Ona göre “büyük Alman devleti kurulacak” ve “hakikat” orada gerçekleşecekti. Felsefeye hayat veren Heidegger felsefenin idamını istiyordu. Felsefe ile kalmıyor insanlığın idamına onay veriyordu. Dostu Jaspers onu son bir defa daha uyarmak için ziyaret etti. Ona yanlış yolda olduğunu söyledi. Heidegger kızgınlıkla ve öfkeyle “Almanya’da bu kadar çok felsefe profesörü olması saçmalık, sadece iki üç tane kalması yeter” diyordu. Dostu şaşkınlık içindeydi, tanıdığı ve dostluk kurduğu büyük filozof bu adam mıydı? Heidegger burada kalmıyor, Jaspers’i “Varlık nihayet vasıl olmuştur, yeni bir gerçeklik var ve onun emrinde olmalıyız” sözü ile eziyordu. Jaspers, Heidegger’e “Hitler gibi cahil bir adam Almanya’yı nasıl yönetebilir” diye sordu. Heidegger: “CEHALET TAMAMEN ÖNEMSİZDİR. SİZ SADECE ONUN O HARİKA ELLERİNE BAKIN.” Heidegger, burada da durmadı. “Varlığımızın kuralları öğretiler ve fikirler değildir. Bugünkü ve gelecekteki Alman gerçekliği ve onun kanunu sadece ve tek başına Hitler’in kendisidir” diyerek bütün entelektüel camiayı şaşırttı. Nasyonal Sosyalizm halk arasında bir sarhoşluk hâlini almıştı. Heidegger de filozof olarak bu sarhoşluğa kapılmıştı. Bu sarhoşluğu rektör olduğu üniversitede Nazi selamının profesörler tarafından da verilmesini zorunlu hâle getirecek kadar ilerledi. Yahudi olan dostları öğretim görevliliğinden atıldı. Yahudiler üniversiteye asistanlık ve doktora için alınmadı. Ayrıca Heidegger yakın dostu ve hocası olan Edmund Husserl’le Yahudi olduğu için bütün ilişkilerini kesip onu yalnızlığa mahkûm etti. Öldüğünde de cenazesine katılmadı. Nazilerin korkusundan Husserl’in cenazesine felsefe fakültesinden sadece bir tane profesör katılmıştı. Oysaki Heidegger felsefe tarihinde çığır açan eseri “Varlık ve Zaman”ı Husserl’e ithaf etmişti. Bütün bu anlatılanlar bugünün Türkiye’sinde tekrar yaşanmaktadır. Sadece uygulayıcı aktörler değişmiştir.

  1. Dünya Savaşı olup bitmişti. Almanya büyük bir utanç içindeydi. “Büyülenmiş Alman halkı” rüyasından uyanmıştı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Heidegger, dostu Jaspers’e yazdığı mektupta “hayaller gördüğünü ve bu yüzden yanıldığını” itiraf etmişti. Heidegger, sadece “nedensellik” hakkındaki görüşlerini okuduğumda bile ayaklarımın altındaki dünyayı çekip alan bir insan nasıl olur da Nasyonal Sosyalizm’e teslim olabilirdi? Yani nasıl demokrasiye ihanet edebilirdi?

Bu soruya Heidegger’in cümleleri ile cevap verecek olursak “‘ben-benliği’ ile çabalarken birey ayaklarının altındaki zemini kaybeder”. Dostları ona “rektörlükten çekil” dediğinde o “Geri çekilirsem, Friburg’daki her şey çöker” diyordu. Yani o kendisini siyasi bir kahraman olarak görüyordu. Veya siyasi bir kahraman olmak istiyordu. Ve bu amaca ulaşmak için demokrasiye ihanet etmişti. Sadece o mu? Bütün Almanya bu suça ortak olmuştu. Sadece Almanlar değil, Yahudiler içinde bile bu suça ortak kişiler vardı. Hitler, Almanya’da 1 Nisan 1933’te “Yahudi iş yerlerine boykot çağrısı” yaptı. 7 Nisan’dan itibaren “bütün Yahudileri” devlet memurluğundan atmasına rağmen “Yahudiler içinde” hâlâ ona sempati ile bakan insanlar vardı. Ne zaman ki onları kamplara doldurmaya başladı. O zaman Yahudiler de düşten uyandılar.

Bakalım Türkiye Sirakuza’dan ne zaman dönecektir. Schadewald, Heidegger’e “Sirakuza’dan döndün mü” diye iğneleyerek sormuştu. Bilindiği gibi Platon Sirakuza’da devlet ütopyasını gerçekleştirmek istemişti ancak kölelikten büyük bir şans eseri kurtulabilmişti.

Bakalım Türkiye bu cinnet hâlinden yeni bir kölelik yaşamadan çıkabilecek mi?

Yazar Turgay Yavuz 

Bu haber Taraf Gazetesi‘nden alınmıştır

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun