22 yıl önce 22 yıl sonra – Fikrikadim

22 yıl önce 22 yıl sonra

Meclis Anayasa Komisyonu, geçen haftaki kavgalı toplantının ardından bugün yine dokunulmazlıkları görüşecek. 1994’te de DEP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmıştı. 22 yıl önceki oturumun tutanaklarıyla bugün konuşulanlar, geçen sürede çok şey değişse de Kürt sorununa ilişkin tartışmaların belli parametreler ve kalıplar dışına çıkamadığını gösteriyor.

gonca_senay

Gonca Şenay

22 yıl önce 1994 yılında, Türkiye’nin gündeminde yine PKK çizgisindeki Kürt siyasi hareketine mensup milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması vardı. 1991 seçimlerinde, Meclis’e SHP çatısı altında giren ve hemen açılışta yemin krizi ile ülke gündemine yerleşen milletvekillerinin dokunulmazlıkları, 2-3 Mart 1994’te kaldırıldı. Dokunulmazlıkları kaldırılır kaldırılmaz Meclis’e gelen polis tarafından milletvekilleri gözaltına alındı.

O gün Kürt sorunun ülkenin en yakıcı sorunlarından biriydi ama koşullar çok farklıydı. Ülke siyasetinde belirleyici olan başlıca aktör “asker”di ve Kürt sorunu dâhil birçok soruna ilişkin politikaların belirlenmesinde sivil siyasetin üzerinde çok etkiliydi. O dönemin gerçekleri yakılan ve boşaltılan köyler, işkence ve faili meçhullerdi.

Kürt sorunu, PKK’nın saldırılarının önceki yıllara göre yoğunlaşması ile birlikte bugün de Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri.  Ancak 1990’lar ile karşılaştırıldığında Türkiye’de siyasi pozisyonlar, ülkeyi bu noktaya getiren koşullar daha başka. Esas amaç olan PKK’nın silah bırakması noktasına ulaşılamasa da 2009 yılından bu yana Kürt sorununun çözümü için bir dizi adım atıldı. 2009 yılında Habur’dan PKK’lıların girişi ile başlayan süreç, milletvekillerinin ve devletin Öcalan ile görüşmeleri ile hız kazandı. Ta ki Suriye’deki iç savaş PKK’nın yeni bir pozisyon almasını ve bunu çözüm sürecinden daha önemli görmesini beraberinde getirene kadar. Hendekler, öz yönetim ilânları, il ve ilçe merkezlerine yansıyan çatışmalar sürecin rafa kalkmasını, bu da son iki seçimde ilk defa parti olarak barajı geçen ve Meclis’e çok sayıda milletvekili sokan Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin söylemlerini ve bazı eylemlerini de tartışılır hale getirdi. Ve Türkiye yine 22 yıl önceki tartışmaya, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına geri döndü. 2-3 Mart 1994 tarihlerinde milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırıldığı Meclis tutanaklarına bakıldığında, aradan geçen onca zamana, atılan adımlara, yaşanan gelişmelere rağmen konunun hâlâ aynı söylemle tartışıldığı dikkat çekiyor. Al Jazeera 1994 yılında “tarihi” olarak nitelenen o oturumun tutanaklarını inceledi ve bugün “dokunulmazlık tartışması” kapsamındaki söylemleri derledi. Bu karşılaştırma o günden bugüne çok şey değişse de Kürt sorununa ilişkin tartışmaların belli parametreler ve kalıplar dışına çıkamadığını gösteriyor.

22 YIL ÖNCE (1994)

  • 13 ilde Olağanüstü Hâl vardı.
  • Kürtçe yasağı yaygındı. 
  • İşkence yaygın olarak uygulanıyordu.
  • Sadece 1994’te 423 faili meçhul cinayet işlenmişti. (Kaynak: TİHV)
  • 900’den fazla köy, 2 binden fazla mezra boşaltılmıştı. 
  • Siyaseti kararların üzerinde askerin ağırlığı vardı. 

2 Mart günü yapılan Meclis oturumuna gelmeden önce dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in söylemleri önemli. Kürt sorununa ilişkin önerdiği iddia edilen “BASK” modelinin çok tartışılması ve tepki görmesinden sonra Çiller’in yaklaşımında değişiklik oldu. Çiller’in dokunulmazlıklar ile ilgili yaklaşımı “Meclis’te PKK’nın barındığı bir gölge vardır, bunu Meclis’in üzerinden kaldırmakla yükümlüyüz” cümlesinde görmek mümkün. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş de DEP milletvekilleri için sık sık benzer ifadeler kullanıyordu. Onlardan biri Güreş’in şu cümlesiydi:

“Eşkiyayı Bekaa’da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis’in çatısı altındadır.”

Ülkeyi yönetenlerin bu yaklaşımı, dokunulmazlıkların kaldırılmasını beraberinde getirdi. O gün ülkede, daha sonra AK Parti tarafından kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) görevdeydi. DEP milletvekillerinin dosyaları ise dönemin ünlü savcısı Nusret Demiral’ın önündeydi. Demiral’ın istemiyle hazırlanan ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin fezlekeler, ilgili komisyonda görüşüldükten sonra oylama için Meclis Genel Kurulu’na geldi.

2 Mart 1994…

O milletvekilleri  Orhan Doğan, Leyla Zana, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Sedat Yurtdaş. Aralarındaki tek farklı isim Refah Parti’li Hasan Mezarcı idi.

Ecevit: Dokunulmazlıkların kaldırılması için oy vereceğim

Görüşmeler başladığında konuşan ilk isim Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Bülent Ecevit oldu. Ecevit, milletvekillerinin ulusal birliği ve ülke bütünlüğünü tehlikeye düşürücü söz ve eylemler için dokunulmazlıkları bir kalkan olarak kullanmalarına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. SHP’nin eski Genel Başkanı Erdal İnönü’nün dokunulmazlıkların kaldırılmaması yönünde görüş belirtmesini de eleştirdi. HEP’lileri 1991 seçimlerinde ittifakla Meclis çatısı altına taşıyan İnönü ve arkadaşlarının “kendi günahlarının ezikliği içinde” bu tutumu benimsediklerini öne sürdü. Ecevit, “Bölücü eğilim ifade eden ve bölücü eylemleri, terörü teşvik edici, destekleyici etkiler yapar nitelikte olan konuşmalar nedeniyle dokunulmazlıkların kaldırılması lehinde oy vereceğimi şimdiden belirtmek isterim. Çünkü, dokunulmazlıklarının kaldırılması istenen bazı milletvekillerinin basın-yayın organlarından dikkatle izlediğim bazı konuşmaları, benim görüşüme göre bölücü terörü cüretlendirici niteliktedir” diyerek  sözlerini bitirdi.

Orhan Doğan: Hayalî ihracatla köşe bucak olmadım

Dosyası görüşülen ilk isim ise Orhan Doğan oldu. İçinden geçilen dönemi, “tarihsel bir süreç” olarak tanımlayan Doğan, kendisinin de arkadaşlarının da vatan hainliği suçlamasını hak etmediklerini söyledi.

Orhan Doğan: Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; dokunulmazlığımın kaldırılmasında ve yargılanmaktan korkmuyorum. Çünkü ben, rüşvet almadım; ben, ihaleye fesat karıştırmadım; ben, tüyü bitmemiş yetimin hakkını da yemedim; ben, vergi kaçakçılığı da yapmadım; halka ihanet etmedim; devlet parasını beş yıldızlı otellerde birilerine peşkeş de çekmedim, hayalî ihracatla köşe bucak da olmadım. Bunun için korkmuyorum.

Sabri Öztürk: (ANAP – İstanbul): Teröristi tedavi ettirdin ama…

Bu sözlerin ardından oylama yapıldı ve Orhan Doğan’ın dokunulmazlığı kaldırıldı.

Sırrı Sakık: Karar siyasi

Sıra Sırrı Sakık’a geldi.

Sırrı Sakık: Ne söylüyoruz, ne söylemişiz, ne oluyor ki her gün hakkımızda idam davaları açılıyor? Yani, “Kürt halkı” demişiz… “Kürt halkı” dediğimiz için hakkımızda idam davaları açılıyor, partimiz kapatılıyor, milletvekilimiz öldürülüyor; ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı ‘Kürt halkı’ diyebiliyor, bu ülkenin Başbakan Yardımcısı ‘Kürt halkı’ diyebiliyor, hatta ve hatta yıllarca ‘Bu ülkede Kürtler yoktur, özbeöz herkes Türk’tür’ diyen Sayın Türkeş bile, burada…

Mustafa Dağcı (Kayseri): Kökü Türk’tür, kökü, hepsinin atası birdir.

Sırrı Sakık (Devamla): … “Ben Kürt halkına karşı değilim” diyor, o da Kürt halkı¬nın varlığını kabul ediyor. Şimdi, bu siyasî partiler hakkında, bu siyasîler hakkında dava açılmıyor; ama, eğer sen Kürt kökenli bir milletvekili isen, eğer “Kürt halkı var” diyorsan, hakkında idam davası açılıyor… Demokraside böyle çifte standart olmaz. Şimdi, dokunulmazlıklarımız kaldırılıyor; bakıyorum, hakkımdaki bir dosyada “Sayın Türk ve 18 arkadaşı” diyor, açıyorum dosyayı, benimle ilgili bir tek kelime yok. Ey Komisyon, ey Parlamento; insanlar düşüncelerinden dolayı yargılanmamalıdır. O nedenle, ben tekrarlıyorum: Bu, bizimle ilgili verilen karar siyasî bir karardır.

Bu konuşmanın ardından Sırrı Sakık’ın dokunulmazlığı da kaldırıldı.

Mahmut Alınak: Parlamentonun üstüne gölge düşmüş, eliniz mahkûm

Üçüncü sıradaki isim Mahmut Alınak’tı.

Mahmut Alınak: (Devamla) Hayır, beraat etmeyeceğim, görünen o. Mahkemeleri de baskı altına aldınız; o bağımsız yargıyı falan ayaklar altına aldınız… O ilkeyi de… Hani suçsuz ceza olmazdı?!

Cengiz Bulut (ANAP – İzmir): Adalet Bakanı’na söyle; mahkemeler SHP’de…
Mahmut Alınak: (Devamla): Türk Ceza Kanunu’nun, hani, ana ilkesiydi?!. Ve evrensel bir ilke.. Nasıl kaldırırsınız peki dokunulmazlığımı benim. Şu anda sayısal çoğunluğunuz var ve ben ve dokunulmazlıkları burada kaldırılan milletvekillerinin isimleri talimatla bildirilmiş, Parlamentonun üstüne gölge düşürülmüş, ipotek konmuş; elleriniz kalkacak, eliniz mahkûm… Mecbursunuz dokunulmazlığımızı kaldırmaya, eliniz mahkûm. (DYP ve ANAP sıralarından gürültüler)

Halit Dumankaya (ANAP – İstanbul): “Yok öyle bir şey.”

Hatip Dicle: Biz dolandırıcılık yapmadık.

Bu konuşmanın ardından yapılan oylama ile Mahmut Alınak’ın dokunulmazlığı da kaldırıldı. Hakkında görüşmeler başlayan dördüncü isim Hatip Dicle oldu.

Hatip Dicle: Toplumun demokratik kanallarını açmak gerekir; bunu, tarihî bir sorumluluk olduğu için söylemek istiyorum; bu bir. İkincisi; bir mücadelede, bir siyasal sorunun çözümünde, şiddet alanıyla, barışçıl alan birbirlerine alternatif iki alandır. Bileşik kaplar esasına göre, birini bastırırsanız, diğeri yükselir. Bu, tarihî gerçeklerle sabittir. Yani siz, barışçıl alanı, demokratik alanı, kapamaya, tıkamaya giderseniz, şiddet alanını beslersiniz. Şimdi, bugün, idamla yargılanmak konusunda bizleri DGM’lere gönderiyorsunuz. Ben çok açık söyleyeyim, biz, Devlet Güvenlik Mahkemelerini, hukuk kurumları olarak değerlendirmiyoruz, siyasî kurumlardır. Dolayısıyla biz, oralarda savunma yapıp yapmayacağımızı da yine tartışacağız aramızda; onu da çok rahatlıkla söyleyeyim. Biz, dolandırıcılık yapmadık, İSKİ’ler, ASKİ’ler, İLKSAN’lar bizim arkamızda yok.

Gözaltılar başladı

Hatip Dicle’nin dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra Meclis daha önce Danışma Kurulu’nda alınan karar gereği oturuma saat 17’den saat 20’ye kadar ara verdi. Sonrasında yaşanan görüntüler ise tarihe geçti.
Dokunulmazlıkları kaldırılan Orhan Doğan ve Hatip Dicle, Genel Kurul’dan Meclis bahçesine çıkar çıkmaz polis tarafından gözaltına alındı. Saat 20’de yeniden başlayan oturumda konunun gündeme getirilmesi üzerine İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, DGM’nin harekete geçtiğini söyledi.

Zana: Bu kürsü bize hiçbir zaman açık olmadı

Dışarıda tüm Türkiye’nin tartıştığı bu görüntüler yaşanırken milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına devam edildi. Sıra Leyla Zana’ya gelmişti. Zana, kürsüde söz hakkı kullanmak istemediğini belirtti.

Leyla Zana: (Diyarbakır) —. Hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmadığımızı ve burada olduğumuzu; Türk ve Kürt halklarının kardeşliğinin, çıkarının bu düşüncelerde olduğunu gördüğümüz için düşüncelerimizi ortaya koyacağımızı ve bunları sonuna kadar savunacağımızı belirtmek istiyorum… Burada bu kürsüde savunma yapmayacağım. Çünkü, hiçbir zaman bu kürsü bize açık olmadı ve kimse bizi dinlemedi. (DYP ve ANAP sıralarından “Kim konuşturmamış Sayın Başkan?” sesleri)

Başkan: Bir dakika, bir dakika efendim…

Ali Yalçın Öğütcan: (DYP – Adana) — Sayın Başkan, kürsünün her zaman herkese açık oldu¬ğunu hatırlatınız lütfen.

Bu kısa konuşmanın ardından Zana da artık dokunulmazlığı kalkan milletvekilleri arasına girdi. Ardından sıra Ahmet Türk’ün dokunulmazlığının kaldırılmasına geldi.

Türk: Halkın iradesiyle yine Meclis’e geleceğim

Ahmet Türk: (Mardin) —“12 Eylül’de içeri alındım; ama, 1987 seçimlerinde, halkın oyuyla tekrar Meclis’e geldim. Eğer sağ çıkarsam, inanıyorum, halkın iradesiyle yine geleceğim. Bunun bilinmesini istiyorum. Biz, her zaman toplumsal barıştan yana olduk, sorunların, barış içinde, siyasal diyalog içinde çözümünden yana olduk. Bu benim inancımdır. Ben, bu Parlamentonun, dokunulmazlıkları kaldıracağını da çok iyi biliyorum; çünkü, henüz dokunulmazlığım kalkmadan gördüğüm muamele bunu gösteriyor. 

Ahmet Türk’ün de dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra Genel Kurul’a bir kez daha ara verildi. Geç saatlerde yeniden başlayan toplantıda artık ortam iyice gerilmişti. DEP milletvekilleri adına Sedat Yurtdaş, Meclis kapısında gözaltına alınan iki milletvekiline işkence edilmesinden ve hayati durumlarından endişe ettiklerini söyledi ve tüm milletvekilleri salonu terk etti.

Dokunulmazlığı kaldırılmadan gözaltına alınan milletvekili: Mezarcı

İçeride süren başka bir tartışma vardı. DEP’liler dışında dokunulmazlığı kaldırılması istenen Refah Parti’li Hasan Mezarcı için de oylama yapılacaktı. Ancak daha oylama yapılmadan, yani dokunulmazlık kalkmadan Mezarcı, çoktan İstanbul’daki evinde gözaltına alınmıştı. Mezarcı’nın dokunulmazlığının kaldırılması için oy kullanmaya hazırlanan milletvekilleri dahi bu duruma itiraz etti. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe açıklama yapmaya çalıştı ancak tepki çoktu.

Menteşe: (Devamla)  Ben gideceğim şimdi söyleyeceğim, tahkik edeceğim, icabında bilgi vereceğim.
Başkan: Siz devam edin Sayın Bakan.
Menteşe: (Devamla) -Ben burada biliyorum Hasan Mezarcı’yı. Burada değil mi? Nerede olduğunu bilmiyorum ki…
Hüseyin Erdal: (RP-Yozgat) — İçişleri Bakanı’nın bilmesi gerekir.
Menteşe: (Devamla) – Canım, İçişleri Bakanı her vatandaşın nerede olduğunu bilir mi?! Takip ettiriyor muyum ben hepsini?! Öyle mi istiyorsunuz; hepinizi takip mi ettirelim?!
Hüseyin Erdal: (RP-Yozgat) – Suçlu kim?.. Suçlu sizsiniz.
Mukadder Başeğmez: (RP-İstanbul) — Yarın sizi de alır götürürler Sayın Bakanım.
Menteşe: (Devamla) – Canım kardeşim, ben şimdi gidip araştıracağım. Aldım sizin şikâyetinizi ve gerekli hassasiyeti göstereceğim. Şimdi çıkıp gideceğim. Cebimde telefon yok ki hemen konuşayım.

Bu tartışmanın ardından Hasan Mezarcı götürüldüğü Mecidiyeköy Karakolu’nda serbest bırakıldı. Ama Orhan Doğan ve Hatip Dicle’nin dokunulmazlıkları kaldırılmıştı ve onlar hakkında işlemler çoktan başlamıştı. Oysa Meclis’te üzerinde konuşmaları gereken başka dokunulmazlık dosyaları vardı ancak Meclis Başkan Vekili Kalemli bu konudaki talebine Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden, “Sayın Doğan’ın ve Sayın Dicle’nin, bu gece diğer dosyaları için müdafaa yapmak için Meclis’e gelmeyeceklerini ifade ettiklerini, ayrıca hiçbir arkadaşına da vekâlet vermeyecekleri” yanıtı aldığını açıkladı.

O gece oturum sona erince DEP milletvekilleri Meclis’ten dışarı çıkmadılar, kuliste kalma kararı aldılar. Bir süre sonra onlar da Meclis bahçesinde gözaltına alındı.

22 yıl sonra

Dokunulmazlıkların kaldırılması geçen zaman içinde Türkiye’nin gündeminden hiç çıkmadı ama bugüne kadar 1994 yılındaki o noktaya da bir daha hiç geri dönülmemişti.

HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışmasını başlatan isim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu. Son dönemde özellikle HDP Van Milletvekili Tuba Hezer’in Ankara’da canlı bomba eylemi yapan Abdülbaki Sönmez’in taziyesine gitmesi, HDP Eş Başkanları’nın özerklik açıklamaları ve Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın aracında bulunduğu iddia edilen silahlar Cumhurbaşkanı’nın tepkisini çeken ana başlıklar oldu.

Erdoğan, bu açıklamalardan birini 27 Mart 2016’da yaptı.

“Bölücü terör örgütü mensubunun taziye çadırı diye bir çadır olabilir mi veya böyle bir çadıra bir milletvekili gidebilir mi? Nasıl gidersin sen ya? Sen bu milletin vekili olacaksın, bölücü terör örgütünün bir teröristi ölecek, sen onun, hazırlanan bilmem ne çadırına gideceksin. Böyle saçmalık mı olur? Bütün bunlarla ilgili bu ülkede siyaset bariyer olmaktan çıkmalı ve oraya yargı elini koymalıdır.”
1994 yılı ile bugün dokunulmazlıkların kaldırılması girişimini birbirinden bir ölçüde de olsa farklı hale getiren hamle ise Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan geldi. “Vatandaşlarımızı katleden bir teröristin taziyesine gitmek gibi eylemler karşısında biz net tavır aldık” diyen Başbakan, partisi tarafından hazırlanan ve sadece HDP’lilerin değil Meclis’te fezlekesi bulunan tüm milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliğine son imzayı attı.

CHP destek verecek

Sürpriz hamleyi yapan ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu. Kılıçdaroğlu, Anayasa’ya aykırı olsa da dokunulmazlık düzenlemesine destek vereceklerini açıkladı. 19 Nisan 2016’da partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ise şu ifadeleri kullandı.

“Her şeye rağmen kürsü dokunulmazlığı hariç bütün dokunulmazlıkların kaldırılmasını istiyoruz. Bu ülkede akademisyenler, askerler, genelkurmay başkanı, gazeteciler, avukatlar hapse giriyorsa, özgürlük mücadelesi veren her CHP’li hapse girmeye hazır olmalıdır. Bedel ödenmeden mücadele mi edilir? Korkumuz yok. CHP dokunulmazlıklara evet diyor; onlar ne olacak? Bunların dokunulmazlığı niye kalkmıyor? Hep beraber mücadele edeceğiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi’nin tutumunu açıklayan isim ise Genel Başkan Devlet Bahçeli. Bahçeli de 19 Nisan günü yaptığı konuşmada, “Ülkemizin mahvı için eylem ithal edecek kadar gözü dönmüş, terörist taziyelerine katılacak kadar ahlâkı budanmış, vicdanı buharlaşmış sözde siyasi işbirlikçilerin dokunulmazlıklarını kaldırmak için daha neyi bekliyoruz? Yetmedi mi tahrikleri? Yetmedi mi ihanetleri? Teröristlerin namlusunu temizleyen, hain saldırılarını görmezden gelen, devlete ve millete hakaret eden PKK yedeklerini adalete teslim etmeyeceğiz de turşularını mı kuracağız?” dedi.

HDP’nin söylemi

HDP’nin söyleminde ise 1994 ile karşılaştırıldığında hemen hemen fark yok gibi. Bugün de HDP’lilerin dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda “hırsızlık yapmadıkları” vurgusu dikkat çekiyor. Üstelik Eş Başkan Selahattin Demirtaş, dokunulmazlıklar  kaldırılırsa 1994’teki gibi Meclis’ten çıkmayacakları yani aynı yola başvuracakları vurgusu da yaptı.

19 Nisan’da partisinin grup toplantısında konuşan Demirtaş, “Dokunulmazlıklarımızı kaldırmak istiyorlarsa kaldırsınlar, bu tarihi suça ortak olmak isteyen herkes elini kaldırsın ama fiziki bedelini biz ödesek de bunun siyasi vebali bizim değil, elini kaldıranların üzerinde olacaktır. Biz dokunulmazlık zırhı arkasına saklanan milletvekilleri değiliz. Amaç HDP’lileri yargı önüne çıkarıp linç ettirmek. Milletvekili silah taşıdı arabasında diyorlar. İspatlayın bunu, değil bir milletvekili 59 milletvekili istifa edeceğiz. Peki ispatlayamazsanız, hem saraydakine hem stajyerine söylüyorum, istifa edecek misiniz? Kim kimi yargılayacak görelim. Biz öyle gidip tıpış tıpış AKP’nin hukuk komisyonlarında yargılanmayız. Adaletin kestiği parmak acımaz ama burada adalet yok ki. Hepsi için söylemiyorum ama iktidarın baskısı altında hakim, savcı bizlerle ilgili adil karar verebilir mi?” dedi.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun