Süpürün Beni – Fikrikadim

Süpürün Beni

-To Mustafa Everdi-

Prof. Dr. Hasan Boynukara

Prof. Dr. Hasan Boynukara

Bu sefer akademik bir yazı yazayım dedim, şöyle kallavi cümleleri olan, içinde ontolojik, epistemolojik, herediter, amoralizm, agnostisizim, vitalizm, utilitarizm ve daha onlarca felsefi kavramın yan yana, alt alta, üst üste sıralandığı, okuyanın “helal olsun!” diyeceği türden bir yazı. Bekir Paksoy,  “Aman hocam ne yapıyorsun, kütüphanemizde yeterince baba yazılar var, bari sen yapma.” deyince, vazgeçtim.  Oysa yazı hazırdı, alıntılar, dipnotlar, benim bile anlamakta güçlük çektiğim bir yığın çıldırmış cümle… Alıntılardan bir şöyleydi. “Heidegger,  bu özel varlığın varlığını varoluş olarak nitelendirerek, ‘dasein’ diye adlandırdığı bu insan varlığının en belirgin niteliği olarak zamansal oluşunu öne çıkarmaktadır. Burada zamansal oluştan anlaşılması gereken saatte içerimlenen kronolojik zamansallık olmayıp doğrudan varoluşun kendine özgü yaşamasının zamansallığıdır.”. Anlamadığım bir şeyi başkalarına aktarmak bana da çok sempatik gelmedi. Bekir Paksoy ve Mahmut Tatar’ın ısrarıyla değiştirdim.     

Felsefe denilince niye şöyle bir durup düşünür, yüzümüzü buruştururuz?  Bizde bıraktığı/bırakılan izlenimden dolayı olabilir mi? Genel kanı; felsefe zor ve anlaşılmazdır. Öyle derin konuları ele alır ki felsefi bir metni okumak, her babayiğidin, bayağı bir eğitim almışlar da dahil harcı değildir. Neredeyse şöyle bir noktaya geldik; “ne ki anlaşılmazdır, o felsefedir”.  Hâlbuki kelimenin anlamını çoğumuz biliyoruz; Yunanca philos ve sophia kelimelerinin birleşimi. İlk kelime arkadaş/dost/sevgi ikinci kelime ise hikmet/bilgi demektir. Basitçe hikmeti/bilgiyi seven/arayan demektir. Neyi kapsar bu “Fizik, Etik ve Mantık”ı (Bu giriş fena olmadı, buradan devam edelim)   

“Süpürün beni” ifadesinin Soren Kierkeegard’a ait olduğunu çoğunuz tahmin etmişsinizdir. Ben bu ifadede, bir olağanüstülük, sıra dışılık gördüğümden değil, tam aksine sıradan, hepimizin benzer anlamlara gelen ifadeler kullandığımızı düşünerek seçtim. Koca filozofu bir tek ifadeyle yargılayacak değilim.  Ama zaman zaman bu anlaşılmaz, derin, dahi adamların her cümlelerinin altın değerinde, her tespitlerinin de insanlığı kurtaracak nitelikte olmadıklarını görünce, bayağı laubali davranabiliyorum.  İtiraf etmeliyim ki Soren göreceli olarak okunması ve anlaşılması daha kolay bir felsefecidir. Hatta keyiflidir. Herhangi bir kuram/yöntem dayatmadığı için, herhangi bir yazısından okumaya başlayabilirsiniz. Bir şey daha yapıyor; okuyucusuna hiçbir sorumluluk yüklemiyor , aynen Lacan… Alışkanlığımızdır, çoğu kez sözün kendisine değil, söyleyenine bakarız. “Süpürün beni” diyen Soren’e “işte bu” diyen birinin tepkisi  söze değil, yazanadır.  Metne ön yargısız baktığımızda, bizi pek de hayrete düşürmeyen şeyler olduğunu daha rahat görürüz. Cümlenin albenisi bizi, işin gerçeğinden uzaklaştırınca “Parmağımı varoluşa batırıyorum – hiçbir şey kokmuyor. Neredeyim?”  (Kieerkegard) gibi bir saçmalığı (pardon) hürmetle selamlıyoruz.

Madem konu Kierkegaard’dan açıldı, birkaç kelam edelim. Kierkeegard felsefesinin temelini ya/ ya da oluşturur. Ya varız ya yokuz, ya mutluyuz, ya mutsuzuz, yaşamak ya iyidir ya kötüdür (bunları ben söylüyorum tabii). Uzun uzun Kierkeegard’da bahsedip, alıntılar yapıp zihninizi boş yere meşgul edeceğimi sanıyorsunuz değil mi? Öyle yapmayacağım. Önce şu şiire birlikte bakalım, sonra eksik gedik bir şey kalırsa birlikte tamamlayalım:

ya evlenin ya da evlenmeyin…
ya da her ikisi içinde pişman olun.
dünyanın aptallığına kahkahayla gülün
pişman olun.
onun için ağlayın
ve yine pişman olun.
dünyanın aptallığına kahkahayla gülün,
ya da onun için ağlayın;
her ikisi içinde pişman olun.
kendinizi asın; ve pişman olun.
kendinizi asmayın,
onun içinde pişman olun.
kendinizi asın yada asmayın
ikisi içinde pişman olun
ister asın ister asmayın,
her ikisi içinde pişman olun.
işte sevgili dostlarım,
tüm insan bilgeliğinin özü.

Bilgeliğin özünü bu kadar açık, kesin bir şekilde ortaya koyan ikinci bir bilge tanımıyorum. Bu şiiri (değil ya neyse), Suat Kandemir, Sinan Terzi ya da Karo Ekiz yazsa, tek kelimeyle, ne zırvalıyorsun kardeşim der, sonunu bile beklemezsiniz. Ya, ya da (felsefesi)’nin özeti. Şimdi felsefe denilince “biz nerde felsefeyi anlamak nerde”  ya da “bırak allasen felsefe yapmayı” diyenler çok mu haksız? Laf aramızda herkes kenarından köşesinden aslında biraz felsefecidir. Fırsat buldukça hepimiz yapıyoruz.  Hayata ilişkin hepimizin düşündükleri, söyledikleri var. Münhasıran felsefecilere özgü konular yoktur. Felsefecilerle aramızdaki tek fark onlar profesyonel biz amatörüz. Hadi şunu da söyleyeyim de içimde kalmasın;  batı felsefesi sarkaç gibidir, bir dönem maddecidir, sıkılınca ruhçu olurlar ve bu döngü devam edip gider. Ortaçağ Şövalyelik anlayışına karşı realizm ortaya çıkar, ardından romantizm. Bütün bir batı felsefesi Aristo ile Eflatunun yeniden ve yeniden yorumlanmasıdır.  Kieerkegard’a biraz daha bakalım konuyu fazla dağıtmadan (zaten dağıldığı kadar dağıldı).

Kendileri, birey, kimlik, kültür alanında radikal, sistemi değiştirme alanında muhafazakârdır“Tanrıyı nesnel olarak kavrayabilir miyim, bilmiyorum ve işte tam da bu nedenle buna inanmak durumundayım” der. İnsanlar tanrıya akıl yoluyla ulaşmaya çalıştılar, oysa bu yolla inancın ve içtenliğin yitip gideceğine inanır. İnsan yaşamının “estetik aşama”, “etik aşama” ve “dinsel aşama”dan oluştuğuna ileri sürer ve  çok az kişinin ilk iki aşamayı geçip dinsel aşamaya ulaşabildiğine inanır.

Sahici insan olmanın tek yolu içine dönmektir (sizce de çok bayat değil mi?). Keza insanın değeri varoluş anlarının sayısına göre ölçülür, buyururlar. Varoluş anlarının sayısı. Varoluşmatik mi kullanacağız, anlayamadım.  Bazen bizdeki atasözlerine benzer cümleler de sarfeder. Örneğin; en çok yaşamış olan uzun yıllar yaşamış olan değil, yaşamının anlamını en fazla anlamış olan insandır” (insanın yapma yahu diyesi geliyor, ama demiyelim). Şu sözlerini eminim çoğumuz paylaşıyoruz ve günlük hayatımızda da kullanıyoruz, belki de ondan kopya çektik, kim bilir; “özdeyişlerle düşünmeyen ve konuşmayan, fakat özdeyişlere göre yaşayan; yaşama karşı özdeyişler gibi, insanlarla birlik olmadan, üzüntü ve neşelerini paylaşmayan biz; hayatla ayrı telden çalan, bu yüzden de gecenin sessizliğinde bir araya gelen yalnız kuşlarız, yaşamın kederi, günün uzunluğu ve zamanın sonsuzluğu bizden sorulur; biz aptalların sevinç ve mutluluk oyunlarına inanmayanlarız, biz mutsuzluktan başkasına tapınmayanlarız.”

Çok fazla alıntılanan cümlelerinden biri de “parmağımı varoluşa batırıyorum – hiçbir şey kokmuyor”dur.  Şu soruları biz de arada kendimize sorarız (iyi kötü cevabını bildiğimiz halde); Dünya denilen bu şey nedir? Beni buraya kandıran ve şimdi burada bırakan kimdir? Dünyaya nasıl geldim? Niçin bana danışılmadı?”

Kierkeegard düşüncelerini bir bütünlük ya da belli bir kuram içinde sunmaz. Sokağın başında gördüğümüzle sonunda gördüğümüz Kierkeegard aynı kişi değildir. Savunduğu bir düşünceyi, bir başka yerde olumsuzlar.  Bir iki aforizmasıyla bitirelim; “Tanrı ile araya mesafe koyarsanız orayı başka şeyler doldurur. Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir. İnsanda iyi olan ne varsa acı ondan doğmuştur. Nefret, başarısızlığa uğramış sevgidir.” Siz yine de mükemmel aşk uğruna sizi mutsuz edecek birini sevmeyin derim. 

Sihri Kaybolan Şiir

Çok acımasız oldu bu başlık ama siz görmezden gelin. Gönlünüze uygun bir başlıkla yumuşatın ya da itiraz edin. Bir klişeyle devam edersek ferahlarız belki; her dönemde iyi şiir de var kötü şiir de. Küçük bir not düşelim buraya ve şairlere haksızlık etmeyelim. Her çağ kendi şiirini yazdırır. Şair gözlemlerini, gözlemleri sonucu hissettiklerini, tanık olduğu acıları, […]

0 comments

Adorno’yu yazmak bana düşmez ya

Yazmayalı çok oldu. Çünkü kalemimiz çatladı, mürekkebimiz kurudu, zihnimiz allak bullak oldu. Bir felaketin tam ortasından geçtik. Acilde kan kaybeden hasta varken manikür, pedikür yapılır mı? Tam böyle midir, bilmiyorum ama ben öyle hissettim. Öldük, yaralandık hem de can evimizden. Kanamanın durduğundan da emin değilim, Allah, “belanın da, felaketin de hayırlısını versin” diyesim geliyor. Senden […]

0 comments
Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

Prof Doktor. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölüm Başkanı
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir adet yorum var.

  1. ayşe dedi ki:

    insan doğduğundan itibaren felsefenin içinde… Farkında olarak olmayayarak bir anlama çabası içinde… Farkındalık anlama çabasından anlatma çabasına dönüşüyor. Günümüzde anlatıyoruz,anlatıyoruz… Farkında olmadan anlıyoruz…

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun