‘Kongre olmazsa fırtına kapıda’ – Fikrikadim

‘Kongre olmazsa fırtına kapıda’

Akademisyen Kürşad Zorlu’ya göre MHP tarihinin en anlamlı süreçlerinden birini yaşıyor. Zorlu, Genel Merkez’in muhalefeti tanımaması ve kongre yapmama tutumunun devam etmesi halinde büyük bir fırtınanın partinin kapısına dayanacağını söyledi.

gonca_senay

Gonca Şenay

Mahkeme kararının ardından MHP’de bir kesim kongreye, Genel Merkez ise Yargıtay’a temyiz başvurusuna hazırlanıyor. Akademisyen Doç. Dr. Kürşad Zorlu’ya göre yaşananlar MHP tarihi açısından anlamlı bir süreç. MHP yönetiminin muhalefeti görmeme tutumunun devam etmesi durumunda partiyi “büyük bir fırtınanın beklediğini” söyleyen Zorlu, kongrenin tabandaki karamsarlığı ortadan kaldıracağına, partiye oy oranı açısından katkı sağlayacağına inanıyor.

Gelinen bu yeni aşama MHP için ne anlama geliyor?

Bunun hukuken tedbir ve tespit şeklinde bir karar olduğu belirtiliyor. Öncelikle MHP’nin gelenekleri açısından çok istenilen bir durum değil. Ancak olağanüstü bir kurultay için tüzükten kaynaklanan haklar bizzat genel merkezin kendi ifadesiyle yargıya yönlendirildi. Mahkemenin gerekçeli kararıda bu yaklaşımın çıkan neticede etkisi olduğunu gösteriyor. Burada bir defa 531 imzanın geçerli üst kurul delegelerince uslüne uygun biçimde verilmiş olması hukuken tescillendi.  Dolayısıyla gerek parti tüzüğünün 63. Maddesi gerekse daha kapsayıcı olarak siyasi partiler kanununda tabanın iradesini yansıtan delegelerin hak arama girişimlerinin yazılı kurallara uygunluğu ortaya konulmuş oldu. İşte aslında bu noktada tartışmanın sonlanması gerekir. Zira Milliyetçilik halka dayalı bir fikir sistemi olarak milli iradeye olabildiğince söz verilmesi gereken bir demokrasi kültürü de içerir. Özü budur milliyetçiliğin. Bir yönü de fikir hürriyeti demektir. Bu alandaki eleştirel yaklaşımları ve farklılıkları hainlik potasında değerlendirmek çok büyük yanlışlık olur. Eğer burada verilmiş imzalar sabitse, MHP’nin en önemli yazılı metni olan tüzüğü de bu şekilde kongre yapılabileceğini uygun görmüşse bunu daha fazla uzatmanın, zorlamanın anlamı yoktur.

Zorlamanın anlamı yok dediniz ama daha da zorlanacak bir süreç başlıyor galiba. Genel Merkez kararı temyiz edeceğini açıkladı. Bunun nasıl bir etkisi olacak sürece?

Genel merkezin önünde hukuken iki yol görünüyor. Birincisi ve en önemlisi temyiz süreci…Eğer açıklanan gerekçeli karar Yargıtay nezdinde mevcut kararın uygulanabilirliğini durdurmaya yönelik bir içerik teşkil etmiyorsa bu durum kongrenin yapılacağı anlamına gelir. Yani önemli olan temyiz başvurusu, bu kararın icrasını durduracak mı? Bu konudaki en önemli ve belki de tek örnek Saadet Partisi’nin 2010’da gerçekleşen kongresi. Vaktiyle Saadet Partisi de Yargıtay’a benzer şekilde başvuru yapmıştı, gerçi sonucu beklemeden temyiz başvurusu geri çekilmişti. Ancak kongre yapıldı. Tedbir kararı verilmedi. İkincisi yine Saadet Partisi örneğinde İlçe Seçim Kurulu ve İl Seçim Kurulunun kararlarına itiraz edilmiş. “Çağrı heyetinin başvurusunun dikkate alınmaması” istenmiş. Ancak iki başvuru da reddedilmiş. Dolayısıyla ancak Yargıtay’a 8 günlük sürede yapılacak temyiz başvurusunun ardından tedbir konulursa bu kongre gerçekleşmeyebilir. Gerekçeli kararın tebliğinden sonra süreç hukuken başlıyor. Muhtemelen adaylar bugün biraraya gelip, çağrı heyetinin ne zaman, nerede, hangi yöntemle toplayacağına ilişkin bir karar alacaklardır. Ben ne kadar erken kongre o kadar güçlü Türkiye diyorum. Çünkü Türkiye’de olan biteni tahlil etmeden MHP içindeki gelişmeleri çok iyi anlamak mümkün değil. Türkiye’de bir siyasal kutuplaşma ve bu kutuplaşmayı yararak yüzde siyasal sıkışıklığı ve durağanlığı çözümleyecek bir alanin olmadığını görüyoruz. İki parti arasındaki geçişkenliği dikkate alırsak MHP’nin bu dengeyi bozabilecek yegane parti olduğunu biliyoruz. Ve fakat uzun süredir “Bu yönetim değişmedikçe ben oy vermem” diyen ciddi bir kesim de söz konusu. Milliyetçi Hareket Partisi’nde sağlıklı bir iklim yaratılırsa muhtemel bir yönetim değişikliğine çeşitli gerekçelerle ve en önemlisi AKP’ye oy vermiş ülkücülerin ya da sempati duyanların yüzünü yeniden partiye çevirmesini mümkün kılabilir. Bu kısa süre içerisinde bir hükümet sistemi değişikliği olmadığı takdirde de böylesi bir süreç MHP için en azından güçlü bir koalisyon anlamına gelir.

Adaylar bu işi sonuca ulaştırabilecekler mi?

Şu bir gerçek ki, mevcut yönetimin toplumdaki algısı MHP’nin iktidara uzak bir parti olduğu yönünde yoğunlaşıyor. MHP seçmenindeki karamsarlığın ortadan kalkması tabanın heyecan ve beklentisine yeni bir ivme katacaktır.Ve katmaya da başladı. Çok sayıda insan farklı iller arasında seyahatler gerçekleştiriyor. Hatta bazı yörelerde ekonomiye katkısı olduğu yönünde yarı esprili konuşmalar yapılıyor.  Şuan adaylığını açıklamış olan çok değerli isimler var. Sayın Meral Akşener’in gittiği illerde halk tabanında büyük ve coşkulu kalabalıklar topladığını görüyoruz. Farklı kesimlerde Sayın Akşener’le iktidarın hızlı bir biçimde yakalanacağına yönelik ciddi bir mutabakatın sağlanmakta olduğu gözlemleniyor.

MHP’nin tek başına iktidar olma potansiyelini görüyor musunuz?

Elbette görüyorum MHP’nin gerçek oy potansiyeli bir defa %25’lerin üzerine çıkıyor. Ama bunun için bir kaç aşamalı bir modelin işletilmesi gerektiği kanaatindeyim. Birincisi “MHP asla iktidar olamaz” imajının yıkılması adına sağlıklı bir değişim atmosferinin yakalanması çok önemli. Buda Sulh Hukuk mahkemesince verilen karara ve eğer Yargıtay’dan bir karar çıkarsa bunların hepsine sıkı sıkıya riayet etmekle mümkün olacaktır. İkincisi MHP kongresini yapıp bir yönetim değişikliğine giderse, parçalanmanın önlenmesi lazım. Kongre isteyen istemeyen, oy veren vermeyen herkes kim seçilirse seçilsin kucaklayıcı bir dille olabilidiğince bir arada tutulmalı. Ve üçüncüsü zihinsel ve ideolojik anlamda partinin geleneksel programını güncel gelişmelerle uyarlayıp halka sunma meselesinin çok iyi tahlil edilmesi gerekiyor. İnsanlar seçim döneminde MHP’nin yetkililerine şöyle soruyordu, “Tamam eleştiriyorsunuz ama siz gelirseniz bu sorunu nasıl çözeceksiniz?”. Toplumun önemli bir kesiminin bunun cevabını bulmakta zorlandığını söyleyebilirim. Mesela terör sorunu. Terörü bitirme iddiasında olan bir parti böyle bir dönemde baraja çok yakın bir oy oranıyla karşı karşıya. Bu siyaseten irdelenmesi gereken bir durum. Oysa bu Sayın Alparslan Türkeş’ten bu yana MHP’nin en iddialı kullandığı alandır.

İmza vermeyen delege ne düşünüyor yargı yollarının zorlanması, Genel Merkez’in imzalara rağmen kongre toplamaması ile ilgili?

Görünen o ki bu süreci ertelemek çok mümkün değil. Akılcı da değil. Tabanda bir kanaat oluştu, “Biz bir kongre yapmalıyız, bu kongrede tüm problemleri çözmeye dönük bir tartışma olmalı. Sorunlar olabildiğince çözülmeli ve gerekiyorsa değişim olmalı…”

Hatta delegelerin bir kısmının “Ben şu gerekçelerle imza veremiyorum ama Kongre toplanırsa ben değişimden yana oy kullanacağım.” dediği belirtiliyor. Fısıltı şeklinde bile olsa çok yaygın şekilde oluşmuş bir kanaat bu. Bu sebeple MHP’de 548 imzanın ötesinde bir değişim ve iktidar özlemi olduğunu söylemek mümkün. Bana kalırsa sağlıklı bir kongre ortamı oluşursa, mevcut delegeler de anti demokratik bir uygulama olmadan hareket özgürlüğü içinde bir araya gelebilirse ben tüzüğün ilk aşamada hemen değişeceğini, ardından da seçimli bir kurultaya gidileceğine kesin gözüyle bakıyorum. Ve bu dağılım karşısında bir değişim ihtimali yüksek görünüyor.

Kongre olmazsa ne olur?

Bu aşamadan sonra Kongre bir an önce gerçekleşmezse ki bunu durdurabilecek tek meşru gelişme bir Yargıtay kararı olabilir, MHP için daha kaotik günlerin habercisi demektir. Ben bu tehlikeyi her yerde seslendirdim. İki türlü ayrışma gerçekleşebilir. Birincisi tıkanan demokratik süreç karşısında bunun içinden yeni bir parti oluşur mu? İkincisi parti oluşmasa bile tabanda değişimi gerçekleştirememenin verdiği hayal kırıklığı ile ilk seçimde sandığa gitmeme veya başka bir partiye oy verme davranışı ile sessiz bir ayrışma ortaya çıkabilir. Ben yeni bir partiyi sonuç alınabilir görmüyorum. Nihayetinde MHP 47 yıllık köklü bir mazisiyle, kurumsal olarak vatandaşta oluşturduğu kanaat itibariyle vazgeçilmez bir marka. Mücadele MHP dışına taştığı zaman ülkücü irade buna farklı ve sert tepkiler veriyor. Benim gördüğüm kadarıyla ikinci ayrışma daha tehlikeli ve olası bir seçim düşünülüğünde daha yakın. 2002 seçimlerinde de olmuştu. 1 Kasım seçimlerinde de buna benzer bir davranış gördük. 1 kasım sonrasında bir anket çalışmamız olmuştu. Burada sorularımızı yanıtlayan seçmenin yüzde 39’u, “Koalisyonun gerçekleşmemesinin sorumlusu olarak MHP’yi görüyorum” demişti. Bu tutum bir yönüyle belirli bir seçmen kitlesi tarafından cezalandırma yöntemi olarak kullanıldı. Bu en büyük tehlikedir. Üstelik bu MHP açısından olduğu kadar Türkiye’nin gelecek projeksiyonu ve siyasal sistemin denge kurması açısından da büyük bir tehlikedir.

MHP tarihi açısından bu nasıl bir dönemeç?

Ülkücüler en büyük sınavlarını 12 Eylül döneminde yaşadı. Fakat ülkücü hareket o günlerden kendisini çıkarmayı, yeni kuşaklara kendisini aktarmayı ve nihayet iktidar özlemini ayakta tutmayı başardı. Belki oy yüzdesi olarak daha düşüktü ama daha etkili dönemleri oldu.

Bu da öyle anlamlı bir süreç mi sizce?

Çok anlamlı ve tarihe geçecek bir süreç. Ben ülkücü hareketin geleceği açısından dayanışmanın, yardımlaşmanın, insanların birbirine olan sevgisinin büyük yara aldığını görüyorum. Oysa bir cemiyeti, hele ki MHP gibi tarihsel dinamikleri güçlü bir partiyi ayakta tutan en önemli şey, bu dayanışma anlayışı ve biz olmanın en çetin sorunlarla mücadelede aktif hale getirilmesidir. Bakıyorsunuz bugün partinin tabanla tavanı arasında ciddi bir uçurum meydana gelmiş ve kendi içerisinde alt sistemlere yani parçalara ayrılmış. Sevgi, saygı ortamının da kaybolmaya başladığını görüyoruz. Bu bence geleceğin inşası bakımından en önemli kırılma noktası. Eğer bu sorun ortadan kaldırılamazsa yeni nesillere MHP’nin geçmişten günümüze uzanan fikir sisteminin aktarılması kolay olmayacaktır. Burada temel ölçüt şu olmalı, insanlara kabul edilebilir, makul bir süreyi kapsayan gelecek umudu vermek zorundasınız. Bunun da siyasetteki karşılığı iktidar umududur. Bunu veremezseniz, size yönelişi de durdurmuş olursunuz. O bakımdan bu süreç Milliyetçi Hareket Partisi’ni hem insan kaynağı hem ideolojik hem de manevi değerler bakımından son derece örseleyen bir kırılma noktası. O günleri yaşıyoruz şu anda. Genel Merkez, “Bunu görmüyorum, bu süreci tanımıyorum, kopsunlar, bizden gitsinler” gibi bir yaklaşım sergilerse belki resmi olarak bir süre kazanır ama toplum psikolojisi ve ülkücü iradenin beklentisi açısından daha büyük fırtınayı karşısında bulabilir.

Kongre ortamında gerilimin şiddete dönüşebileceği yönünde endişeler dile getiriliyor. “Yaşasın illegalite” diye tarihe geçen geçmiş örnekler de akıllarda. Siz böyle bir ihtimal görüyor musunuz?

Doğrusu hiç kabul edilebilir bir ihtimal değil. Ama bunun farklı mecralarda konuşulduğunu duyuyorum. Bunu önleyecek olan öncelikle Genel Merkezdir. Eğer çağrı heyeti usulüne uygun biçimde çağrısını yaparsa ve temyiz başvurusunun ardından bir tedbir kararı açıklanmazsa bu çağrıya uyulmasından daha doğru bir adım olamaz. Ancak “Ben tanımıyorum. Yaptığınız çağrıyı da kabul etmiyorum. Biz orada olmayacağız, istediğinizi yapın.” gibi bir yaklaşım sergilenirse mesele daha da çıkılmaz bir hal alır. Böyle bir duruş herşeyden önce ülkücü hareketin imajı açısından hak etmediği bir tablo ortaya çıkarır. Sadece ülkücü hareketin mensupları değil, farklı kesimler bu süreci yakından izliyor. İktidarı hedefleyen ve ona yönelmiş bir partinin yapacağı şeyler değil bunlar. Ama bakıyorsunuz MHP yetkililerinin açıklamalarına siyasi bir iktidarı yönlendirme imajı pekiştiriliyor. Oysa siyasi partiler, demokratik yollarla iktidara gelip ya da bir yerinden tutup kendi programı çerçevesinde toplumun refahını yükseltmek, politikalarını hayata geçirmek amacını güderler. Partiler ancak bu inanç ve kararlığı topluma gösterebildiği ölçüde toplumda yeterli karşılık bulabilirler.

Aljazeera

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun