Çok heyecanlı bir yüzyıl… (1) – Fikrikadim

Çok heyecanlı bir yüzyıl… (1)

Markar Eseyan

Markar Eseyan

?Son küreselleşme dalgası, SSCB’nin asıl yıkılma sebebiyken, çift kutuplu dünyanın rahatlığına alışkın Batı dünyası önce buna sevindi; ama SSCB’nin varlığının örttüğü birçok sorunla da tanışmaya başladı.

Son küreselleşme dalgasının en güçlü motoru enformasyon/internet devrimiydi. Bu durum, bilgi tekelini kıran etkisiyle, dünyanın bir daha asla 20. yüzyıl kalıplarına geri dönemeyeceği büyük çatlaklar meydana getiriyordu.

AK Parti hareketi de, bu çatlaklardan sızdı. Savunma adına oluşturduğu soyut/maddi sınırlarının dışına çıkma cesareti gösterdi. İslam’ı küresel düzeyde içeriden fethetme/dönüştürme operasyonunu gizli ajandayla yürüten Gülenciler ile de kendisini yan yana buldu.

Belki de 28 Şubatçıların “Bin yıl sürecek” dedikleri şey, Gülen gibi yapıların dindar tabanı içeriden dönüştürme mühendisliğinin öngörülmesiydi.

Tamamen Gülencileşmiş bir 78 milyon düşünün… CHP’den PKK’ya, solculardan DHKP-C’ye kadar geniş bir spektrumu mobilize etme gücüne sahip bu yapının, muhafazakârları haydi haydi etki altına alacağı ortadaydı.

Sanırım, bu iyi çalışılmış mühendislik, bu ülkeyi bir yüzyıl daha uzaktan yönetmeye veya ondan çeşitli uydu ülkeler çıkarmaya yeterdi.

Böylelikle Osmanlı’yı tam anlamıyla yok etmiş olurdunuz.

İşte bunların hepsi, 1980’lerde çözülmeye, 1990’larda dağılmaya başlayan 1 ve 2. Dünya savaşları düzeninin yerini almaya aday projeler olarak geliştirilmişti.

Aslında tıpkı 19. yüzyılın ikinci yarısında olduğu gibi, “katı olan her şey buharlaşmaya” ve yerine neyin geleceğine dair de mücadele başlamıştı.

Yine tıpkı 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde, Avrupa’da Hıristiyanlığın değerler sistemi olarak laik yapı tarafından teslim alınmış olmasına benzer, İslam’ın da teslim alınması gerekiyordu.

Çünkü İslam artık göçmenler ve enformasyon devrimi sayesinde, sadece belirli coğrafyalarda izole edilecek gibi değildi.
Bunun için Türkiye’nin merkez önemde olması kaçınılmazdı. İyi İslam (Batı tarafından dönüştürülmüş) ve kötü İslam (EL Kaide, DAEŞ ve Boko Haram gibi) dikotomisi yaratılacaktı. Her ikisi de İslam coğrafyasının fethini sağlayacaktı. İlki Gülen gibi (bir tür İslam Protestanlığı) yapılarla evrimsel olarak, diğeri de El Kaide ve DAEŞ örneklerinin verdiği meşruiyetle kanlı biçimde.

Bunu Aydınlanma’da Cizvitler ve Barok üzerinden yapmışlardı. Önce engizisyon, sonra da Cizvitler, o dönemin DAEŞ ve EL Kaidesi gibi işlev gördü. Bu “kötü” örnekler üzerinden kıstırıldı, Kilise ehlileştirilerek teslim alındı. Bugün Katolik Kilisesi’nin üzerinden sallanan sopa ise cinsel tacizler ve akçeli işlerdir. Bununla nefes alması bile önleniyor; değil model önermesi mümkün olsun.

O yüzden dünün kolonyalizmi yerini alan bugünkü fenomen İslamofobi’dir.

Bunlar bir komplo teorisi değil. Arkalarında büyük bir gücün bulunduğu, paraya, medyaya, sivil topluma hâkim olan güçler, belirli tercihlerde bulunuyorlar. Yaşanan olayları ise bu zihniyete göre okuyup, tepkilerini buna göre veriyorlar.

Ve ortaya bir mücadelenin karakteri çıkıyor.

Mesele kimin neye inandığı değil; bu hiç önemli olmadı.
Hatta mesele din de değil.
Mesele küresel iktidar tekelini hangi organizasyon biçiminin elinde tutacağı.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun