Recep Tayyip Erdoğan’a Nefretin Sebebleri – Fikrikadim

Recep Tayyip Erdoğan’a Nefretin Sebebleri

Servet Kızılay

Servet Kızılay

Kavramlar sadece manipülasyon amacıyla kullanıldığında, kendinden başka herşeyi gösterebilen tükenmiş ve tüketilmiş bir aklın sözel oyuncağına dönüşür. Düşüncenin konusu, kavramların yaptığı yönlendirme olabilir fakat kavramlarla yapılmış bir manipülasyon olamaz. Geçenlerde Bekir Çoşkun’un gündeme gelen yazısı, tükenmiş ve tüketilmiş bir “aklın” nasıl olabileceğini gösteren en iyi örneğini sundu.

Bekir Çoşkun’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı “kanlı mı yoksa kansız mı” olacak diye ifadesini bulan açık nefreti, bu ülkede aklın ve ruhun nasıl dumura uğratıldığını da ispatladı. Dengeleri en uygunsuz biçimde bozdu. İçinde akıl-fikir ve ahlak namına kayde değecek şeyler bulunmayan sözler, alıcı(lar) bulur ümidiyle pazara sürüldü. Bu durum, karşıt ve dolaysız tepkilere de davetiye çıkardı ve ardı ardına yazılı-sözel savunmalar, cevaplar  yetiştirildi. Lakin arada kaybolan bir şey vardı; bu nefretin sebebi.

Recep Tayyip Erdoğan’a nefretin değişik türden sebepleri bulunur. Bu sebepler, bazan gizli bazan açık olarak kendini gösterir; bazan içerden bazan dışardan kaynaklanır. Önemli olan, taraf olmadan önce nefretin işleyişini ve amacını iyi anlamaya çalışmaktır. Yalnızca duygusal bir tepki üzerinden ortaya konan bir duruş ve okuma, siyaseti algılama seviyesine de büyük zarar verir. Yani küfür etmeyle karşıtı olan hararetle goy goyculuk yapmak, derde deva olmayan zavallı bir iştir.

Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik nefretin ana kaynağını açıklamaya çalışan; ilginç, spekülatif fakat aktarılmaya değer, belirli açılardan Romantik diyebileceğimiz bir siyasal görüş vardır: Bu görüşe göre; nefretin en temel kaynağı, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesinin ürettiği iktidardır. Cumhuriyetin Kuruluşundan bu yana hiçbir kimse kurucu Mustafa Kemal’i görev süresi olarak  geç(e)mediğini öne süren bu görüş, ondan gayrı birinin kesintisiz olarak yani hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı olarak devletin başında kalamayacağını söyler. En fazla Cumhurbaşkanlığı yapan İnönü bile Mustafa Kemal’e çok yaklaşmış fakat geçememiştir. Aslında buna müsaade edilmemiştir. Hâ keza Turgut Özal aynı gerekçe ile bir suikaste kurban gitmiştir. Recep Tayyip Erdoğan’a her açıdan ve her türlü saldırının altında gittikçe yaklaşan ve daralan bir görev süresi kıskacı bulunduğu söylenir. Yani sözü edilen  süre, kısaldıkça yaklaştıkça Ona yönelik saldırının dozu da şiddeti de arttığı belirtilir.  AK Parti’nin Cumhuriyetin kuruluş felsefesini iyi anlayamadığı ve okuyamadığı için bunu göremediği iddia edilir. Takvim ve zaman açısından doğruluk taşıyan bu görüş belirli bir rastlantılığı kullanmış olabilir miydi?! Komplo teorilerine oldukça yatkın olan bu görüşü kabul edersek Erdoğan’ın fazla bir vakti kalmadığını (sanırım 2 yıl kadar) söylemek gerek. Peki bu görüşe göre böyle olmasına kim(ler) karar veriyor? Yani belirli bir özneyi (sınıfı, güç dengesini) merkeze alan bu görüş, onu nasıl tanımlıyor? Burada kabul edilen özne, devlet aklı olarak dışarıya çıkan bir unsurdur. İlla onu görünür kılacaksak buna ‘Beyaz Türkler’ diyebiliriz fakat Beyaz Türkleri yekpare bir kategori olarak düşünmek hataya yol açacaktır: Bu görüş, sosyal Beyaz Türkleri siyasal Beyaz Türklerden ayırır. Sosyal Beyaz Türkler’in sosyo-kültürel hayattaki değişen yüzleri, iniş çıkışları, bazı durumlarda gerilemeleri olabilir. Bu onların değişen-dönüşen tarafıdır fakat asıl işi belirleyen onların sabit kalan taraflarıdır. İşte öne sürülen görüşün Özneyi bulduğu ve bağladığı yer burasıdır.

Diğer taraftan bu görüşü ciddiye almayacak içeriğin bulunduğunu söylemek gerek. Devletin sadece işlevsel değil aynı zamanda yapısal değişime uğradığı hesaba katmamız, görev süresi üzerinden açıklama yapmaya çalışan görüşü zayıf kılar. Tekno-bürokratik akış, siyasal ve olgusal durumların karmaşık ilişki düzeyleri ve bağlantıları, bazı ezberlerin çoğu zaman tutmamasını sağlar. Bununla birlikte her şeyin post-modern süreçte kayıp gittiği yanılsamasına düşmemek gerek. Recep Tayyip Erdoğan’a nefretin kendi içinde düzenli ve sistematik oluşu, tesadüfe bağlanamaz.

Recep Tayyip Erdoğan’a nefretin sebebini değişik dengelerin güçlerin çatışma ve talepleriyle okumak, durumu sadece psikolojik bir unsur olmaktan çıkarır. Bu dengeler ya da güçler; uluslar arası olduğu gibi, resmi muhalefet de olabilir. Resmi olmayan etnik sosyal ve fikri yapılar buna ilaveten Parti içindeki çatışmalar, çekişmeler de sayılabilir. İktidarı temsil eden kişi, daima büyük nefretin ve sevginin hedefi olur. İşin paradoksal tarafı şudur: Nefret, iktidarı çok büyük bir arzuyla iştahlamak için bağırıp durur. Olan biten şey, iktidarın tekrar kurulmasıdır fakat neden kendisinin değil de Onun orada olduğu, hazımsızlığın başıdır.

Bekir Çoşkun meselesine dönecek olursak; sahneye traji-komik şeylerin çıktığını görebiliriz. Seyirlik ucuz bir oyuncunun performansıyla kıyaslanacak bir oyun sergileyen B.Çoşkun, gücünü sadece belirli bir yerin “sözcülüğünü” yaparak alan ülkemizdeki mebzul miktarda gazetecilerden biridir. Onun Erbakan’ı sözde referans göstererek sarf ettiği “Kanlı mı olacak, kansız mı?!” sözü, temsil ettiği zihniyetin ve yapının “daha önce yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır!” diyen bir aşağılama ve tehdit içerir. 

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun