Vahşetin çağırışı, demokrasinin çağrısı – Fikrikadim

Vahşetin çağırışı, demokrasinin çağrısı

vedat_bilgin

Vedat Bilgin / AKŞAM

Terör örgütleri, Ortadoğu coğrafyasında kontrol sağlamak isteyenlerin, bu bölgenin haritasını yeniden çizerek, bölge halkına rağmen yönetmek isteyen ülkelerin gizli veya açık unsurları tarafından Türkiye’yi devre dışı tutmak için taşeron olarak kullanılan araçlardır.

Dolayısıyla PKK/PYD ve diğer harflerden oluşan terör yapılarının Türkiye’ye karşı ittifakını, muhtelif istihbarat örgütlerinin ortak kararı olarak okumak lazımdır. Zaten bu örgütler araştırıldığında birçoğunun, başta bölge ülkelerinin istihbarat örgütleri olmak üzere, benzer yapılar tarafından kurulduğu görülecektir. Bunlar arasında Suriye El Muhaberatı’nın oldukça maharetli olduğu, Türkiye’de ‘sol örgüt’ adı altında alfabenin muhtelif harflerinden üretilmiş terör yapılanmaları kurduğu artık herkesin bildiği bir husustur.
BAAS rejimlerinin Irak ve Suriye’de bu tür paramiliter örgütler kurmada geniş bir tecrübeye sahip oldukları anlaşılmaktadır ki PKK/PYD yapılanmasının zaten doğrudan doğruya bu anlayışın içinde oluştuğu bilinen bir konudur ve DAEŞ yapılanmasının da BAAS’ın Irak tecrübesi üzerinden şekillendiği ve şimdilerde aynı merkezlere hizmet ettiğine kesin gözüyle bakılmaktadır.

İnsanlık mı vahşet mi?

Bilirsiniz Jack London’ın ‘Vahşetin Çağırışı’ adlı bir romanı vardır, hatırladığım kadarıyla ilk Türkçe çevirilerinden birine Çetin Altan önsöz yazmıştı. Doğada geçerli olan kuralın vahşet olduğunu, hayvanların genetik yapılarında mündemiç olan bir düzene göre davrandıklarını bu roman çok güzel anlatır. Bu düşünceyi çeşitli fikir adamlarının daha farklı bir düzlemde ele aldıkları çalışmalar da vardır ki bunun en sade ifadesini hayvanları inceleyen bilimin zooloji olduğuna vurgu yapan, insan davranışlarını anlamanın yolunun farklı olduğunu söyleyerek sosyolojinin yerine işaret edenlerde görmek mümkündür. Elbette bu vurguyu yapanların üzerinde durduğu temel husus; insanın toplumla birlikte var olduğu, onu anlamak için genetiğine/biyolojisine değil toplumsallığına gitmek gerektiğidir. O toplumsallık içinde tarih, ideoloji, kurumsal yapılar, ekonomi, muhtelif sosyal örgütler, gruplar vb. bulunmaktadır.
“İnsanların zaman zaman birbirine gösterdikleri şiddeti, savaşları da yine çeşitli toplumsallıklar içinden, onlar arasında yaşanan fonksiyon bozukluklarından, uzlaşmazlıkların çatışmaya dönüşmesinden, çıkar veya ideolojik sorunların sebep olduğu durumlarla açıklamak mümkündür.” Savaşları toplumları aşan, daha geniş düzlemde uluslararası düzeyde ele alıp açıklamak gerekmektedir.

Her şeye rağmen demokrasi

Terör eylemleri doğası gereği çok farklı biçimlerde açıklanabilir; terör eylemlerinin bireyi aşan bireyi yok eden bir aşamada ortaya çıkması, bir vahşet dürtüsünün açığa vurulması şeklinde tezahürü, onun korkunç yüzünü ortaya koymaktadır.
PKK/PYD örgütlerinin Ankara’da üst üste gösterdiği bu korkunç yüzü, İstanbul’da DAEŞ’ in İstiklal’de göstermesi ‘insanın bütün beşeri boyutundan uzaklaşıp biyolojisine dönerek vahşetini sergilemesi mümkün müdür’ sorusunu akla getirmektedir. Her şeye rağmen insanın tabiatının bu kadar kötü olabileceğini düşünmek bile ürküntü vericidir, bu sebeple insanın tabiatına dönerek yani vahşetin çağrısına cevap vererek bu insanlık dışı katliamları yapamayacağını düşünüyorum.
İnsanlar doğuştan, tabiaten kötü olamazlar, onları vahşileştiren ideolojilere, onları insanlıktan çıkaran totaliter anlayışlara bu sosyal psikolojiyi üreten otoriter örgüt yapılarına, onları kullanan karanlık istihbarat ağlarına bakmak, bu katliamları yapanların nasıl insanlıktan çıktıklarını anlamak açısından daha açıklayıcı olabilir. “Türkiye bu vahşetin çağrısına uyacak hale getirilmiş katillere, onların politik arenadaki sözcülerine karşı demokrasinin kuralları içinde, demokrasinin çağrısıyla cevap vererek bu mücadeleyi kazanacaktır. Bu tavır vahşete karşı insanlık demektir.”

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun