Hece Dergisi İlgisiyle: Müteşair Nasıl Var Olur – Fikrikadim

Hece Dergisi İlgisiyle: Müteşair Nasıl Var Olur

Murat Kapkıner

Murat Kapkıner

Hece Dergisi’nin Kasım 2015 sayısında Rasim Baba (Özdenören) babayani bir ön yazı yayınladı. Genç şairlerle ilgili. Çünkü bu sayıda genç şairler toplantısı vardı; genç şairler konuşturuluyordu.

Özdenören, gençliğinden örneklerle de destekleyerek, özetle şunları söylüyor: Yaşı bir yerlere gelmiş, iyi kötü bir imzası olan, makbul olmuş yazar ve şairler gençleri beğenmezlerdi. Bunun nedeni de gençlerin kendileri gibi yazmamalarıydı vs. Kendisinin başından beri böyle olmadığını, gençleri izlediğini, önemsediğini de ekliyor. Ben tanığım ki hep öyle oldu ve olmaya da devam ediyor.

Özdenören’le kendimi kıyaslamak gibi bir densizliği benden beklemeyeceğinizi umarak söyleyeyim: ben de Rasim Baba gibi olmasa da öyle davrandım. (Gene kıyas etmeyin lütfen) o da uzun zaman dergicilik yaptı ben de. O da artık yaşlandı ben de. Onun da elinden binlerce şiir geçti benim de. Yani artık o kınadığı yazar-şairlerin konumundayız.

Tam anımsamıyorum; altı-yedi yıl dergi yayınladım. Şiirler gelirdi adı sanı olmayanlardan, o kadar güzel şiir olurlardı ki bunları kapaktan yayınlardım; kıdemli şairler içerde. Böyle böyle Vâride okul oldu. Hemen aklıma gelen üç şairin adını anayım: Cevdet Karal, Murat Güzel, Ahmet Murat Özel… Bunlar şiire Varide’de merhaba demişlerdir ve benim andığım tutumumla. (Hatta Cevdet’in, şiirimde etkisi var).

Öteki birçok dergi editörü hakkındaysa söylediğim şuydu: Adam şiirden anlamıyor ki; imzadan anlıyor.

Şuraya gelmek istiyorum: Bütün bunlar böyle diye, kimse kusura bakmasın, ben Hece’nin bu sayısında konuşturulan gençlerden hiç bir şey bekleyemeyeceğimi söylemek durumunda, yani Rasim Baba’nın kınadığı adam durumundayım. Aslında kendisi de aynı zamanda gençleri, çevrelerinin dolmuşuna binmemeleri konusunda uyaran biri.

Anılan gençlerin, benden yana şansları yok ve umutsuz vakalar. Bu konuşturmalar ibret-i alem için olmuş. Yaşayan bir iki imza dışında yaşını başını almış kimseyi de beğenmediğim ayrı konu. Söyleyeceklerimin hepsi onlar için de geçerli olacak.

Uzun süre dergicilik yaptım, binlerce şiir geçti elimden, başarısız bulduğum hiçbir geç şaire yukarda söylediklerimi söylemedim, gururlarını kırmamak için atraksiyonlar yaptım: “iyi bir şiir okuyucusu, yazan kadar değerlidir” dedim mesela. Peki iş bu Hece’ci çocuklara niye dedim, diyeceğim: Çünkü bunlar konuşuyor?!? Çocuk, şiir üzerine ahkâm kesiyor. Benim öğrencilerim dinlerlerdi.

Moderatör Hayriye Ünal Hanımefendi eli yüzü düzgün sorular sormuş; kutluyorum. (Onları şair kabul ederek sorduğu sorular saklı). Şimdi yanıtlardan alıntılar vereceğim: Lütfen sabredin; bu çocuklar yirmişer yaşında ve birkaç şiir yayınlamışlar.

“Öncelikle bugün kullandığımız dil sorunlu”. (Çocuk yazacak yazacak ama dil sorunlu M.K.). “şiirimin diline gelince” (Hangi zaman içinde, kaçıncı kitabından sonra. M.K.). “Dünya gittikçe karmaşık bir hal alıyor…İnsanların birbirini anlayamayacağı kadar karmaşık süreçler yaşıyoruz….Şairin sırtını patrona dayamadığı…” (Hayır: haksızlık etmeyin; bu sözlerin, şiirle, ilerde bağlantısı kurulacak. M.K.). “Terimler soyut fikirlerin aktarılmasında hayati önem taşır” (Önemli: fikir nakli yapılacak. M.K.). “sözlüğe mi (TDK) uyacağız, sözlüklere (diğerleri) mi. Kargaşanın (kaos da diyebiliriz) tam ortasında olduğumuz düşüncesi mevcut bende” (sözlük çalışmaları ve şiir? M.K.). “her şeyimizle yenildik. En çok da dilimiz yenildi” (Yukarda değinmiştim: şiir yazacak yazacak da şu gözü kör olası Türkçe…? M.K.). “Günümüz dünyasında çelişkiler çelişki üstüne zaten. Şiir de ister istemez bu vaziyetten nasibini alıyor”. (Olacak şey mi şimdi bu: yaşamda çelişki, şiirde çelişki?? M.K.). “Sanayi devriminden günümüze…” “Kapital zihinli yığınlar şiiri diğer şeyler gibi kısa bir süre içinde tüketip… ‘Fast Foot şiir okuyucusu’ diyorum bunlara”. (Kardaş ‘benim şiirim fast foot’ deseydin, mesela Sezai Karakoç’u aşağılamamış olurdu. Onunki tükenmiyor: nasıl bir kuzu sürüsünü kesip kebap ile sofrayı donatmışsa. M.K.).

Üstelik bu sözleri söyleyenler yirmili yaşlarda; düşünebiliyor musunuz; Üstat Necip Fazıl yetkesiyle konuşuyorlar. Biraz küstahlık da olmuyor mu bu.

Değerli okuyucularım. Yoruldum. Onun için meseleyi on ikiden vuran iki alıntı daha yapıp sizi de kendimi de bu sıkıntıdan kurtaracak, bu bölümü bitireceğim:

Şiir duygusal olandan daha çok, düşünsel bir çabanın verimi”. “Şaire vahiy inmiyor diye biliyorum. Yoksa iniyor mu. Yazdıklarını dogmatik (ilham ürünü demek istiyor herhalde.M.K.) bulanlar varsa onları da psikiyatriye havale ediyorum”.

Bilhassa sonuncusu üstelik ne kadar da küstah görüyorsunuz. Yunus Emre’ler gitti tımarhaneye.

Birkaç yıl önce Derida’nın birkaç sayfalık poetikasını okumuştum. Yüzde kaç verimle okuyup anladığım tartışılabilir ama aklımda şu kalmış: “Şiir ezberdir”.

Yukarda bahsettiğim 25- 30 yıl öncesinden ila haza yevmina elimden binlerce şiir, onlarca şair geçti. O yıllar…

O yıllar genç şair adayı büroma gelir şiirleri olduğunu, onlara bir bakıp bakamayacağımı sorardı. Koltuğumda kaykılır, cümle samimiyetimle: “hadi şiirlerinden birini oku da beraber dinleyelim; gerisi kolay” derdim.

Bu uzun yıllar içinde (aklımda kaldığı kadarıyla) iki kişi, 17 yaşında bir sümüklü oğlan Murat Güzel’le Hamdi adında orta yaşlı biri kendi şiirini ezberden okuyabildi. Ben de kapaktan yayınladım. İkisi de şiirdi. İkisinin de yayınlanan ilk şiirleri oldu.

Derida’nın iş bu “ezber” meselesi temrinlerle başarılan bir ezber değil (başıma gelince zaten vaktiyle anlamıştım) sizin bir ezber çabanız yok, şiir ‘ciğerden’ geldiği için o andan itibaren ezberlemiş olduğunuzu anlıyorsunuz. Derida’yı önemsiyor, hatta söylediği sözde, vahye ima da buluyorum.

Ama bizim gençler niye Derida değil. Ona yanıyorum. Bunu bizimkiler söylemeliydi. Çocuk Sokrates: vahyi, ilhamı yadsımayla başlıyor. Rasim Baba! Bunları mı önemsememi, dikkate almamı istiyorsun.

İsmet Özel sol gelenekte var olan şeyin bizde müşteri bulacağını sanarak bir vakit (şimdi esamisi okunmayan) Süleyman Çobanoğlu adında bir genci şair ‘atadı’. Atamayla olacak sanıyor. Hani kendisi ‘amentü’ dediğinde komünistler: “Aptal! sana Nazım’ın yerini hazırlıyorduk” demişlerdi ya. Yani atayacaklardı. Sol gelenekte şair atanırdı.

Bu topraklarda bunlar yemez. Çünkü bu toprakların şairlerinin kahir ekseriyeti velidir. Atanmamış; seçilmişlerdir. Yukarıdaki çocuk! Sana söylüyorum: edep Ya Hû.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

1950 Malatya dogumlu. Ses ve saz sanatçısı, ressam, denemeci, romancı ve şair. (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun