Doğrudur: Erdoğan giderse terör biter

   

Murat Kapkıner

Murat Kapkıner

    Aynen Peygamber Aleyhisselam gibi, elini öptüğüm kardeşim R. Tayyip Erdoğan, yukarıda andığım Mescid-i Dırar’ı yıkmak üzere; dualarımız onunla”. (Murat Kapkıner. ‘Son Münafık’  başlıklı yazı. Varide)


 

Attığım başlıkla aslında bir başka doğruya dikkatinizi çekmek istedim: Malûm yerel ve dünya medyası biliyorsunuz daha önde bir şey daha diyor: “Terörün nedeni Tayyip Erdoğan”.

İşte en önemli doğru bu doğru. Bu saptamaya tüm kalbim ve beynimle katılıyorum. Yalnız, onlarla benim aramdaki ayrım, gerekçelerimiz arasında bulunan uçurum.

Değerli GYY’mizin açtığı “Türkiye nereye gidiyor” başlıklı soruşturmaya şuraya diyebilme olanağım yok ama Türkiye’nin ‘el’an’ nerede olduğunu söyleyebilirim.

Biliyorsunuz bir üçüncü dünya savaşından söz ediliyor: felaket yanlış. Çünkü henüz ikincisi bitmiş değil.

Dünyada esasen Almanya, Avusturya ve Polonya’da temerküz etmiş olan Yahudiler: “aman bir vatanımız olsun” diye İsrail’e gelmedi. Oraya zorlandılar. Çünkü ‘Plân’ böyleydi. Bulundukları ülkelerde tedricen sıkıştırıldılar. Hitler Yahudileri, öyle bir gecede kesmedi. Giden gitti. Fazla dünyacı olup Almanya’da kalmakta ısrarcı olan bir kısım Yahudi de öldürüldü: Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulacak çünkü.

Şuraya gelmek istiyorum: Paris saldırısının hemen ardından düzenlenen küresel çaptaki protestoda, dikkat edin, o esnada, Netanyahu neden on bin Yahudiyi daha İsrail’e yerleşim için davet etti. Çünkü İkinci Dünya Savaşı’nda ‘Planlanan İsrail Devleti’ henüz tamamlanma aşamasında değil.

İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği tarih olarak kaydedilen tarihler, savaşın bittiği günlerin değil, ‘ateşkes’in tarihidir. Yani göz boyayıcı bilinen anlaşmaların gerisinde kimler nelerde anlaştı onu bilmiyoruz. Özetle, 1946 dan üç beş yıl öncesine kadar bir ateşkes vardı ve şimdi onun ihlal edilme zamanı geldi.

‘Kaldığımız yerden devam’ dediler ve İslam dünyasını harabeye çevirdiler; geriye kaldı Türkiye; şu an direniyor.

İmdi:

Epigrafa aldığım yazı verdiğim adresten okunabilir: “Elini öptüğüm Başbakan Tayyip Erdoğan”: Fetullah İblisine savaş açmıştı.

Kol kırılır yen içinde kalır dedim, zamanı değil dedim, hiç gereği yok dedim (o günler gerçekten yoktu) ve Sayın Cumhurbaşkanımız’ın şimdi söyleyeceğim vebalini anmadım.

Şimdi İkinci Dünya Savaşı sürüyor; ikinci raundu başladı, bitmek üzere ama keferenin alacağı kesin sonuç için Türkiye diye bir son kale var ve direniyor. Türkiye direndikçe de istikrarsızlaştırılıyor: Patlatılan bombalar.

Bakınız, sağlam bir bürokrasimiz, sağlam bir güvenliğimiz olsa, velhasıl, Kale ‘içeriden’ ciddi şekilde kuşatılmamış olsaydı kesinlikle, ‘kefere bir şey utamaz, utamayacak’ derdim; Sayın Cumhurbaşkanı’mız gibi.

Diyemiyorum; çünkü elma içinden kurtlanmış durumda. Fetullah, az ….. değildir, en az kırk yıl emek çekerek devleti ele geçirdi. Evet evet; hadi yarı yarıya diyeyim (daha aşağı inmem).

Olmaz! Olmaz! İstihbaratı, Bürokrasisi, güvenliği düzgün, içeride hainin olmadığı istikrarlı bir ülkede 5 ayda üç katliam, başkentlerde gerçekleştirilemez. “Milyonluk metropollerde nasıl kontrol edeceksin; zor” demeyin. Bilmiyorsanız söyleyeyim: andığım devlette, altı ay önce uçan kuştan haberi olur devletin.

Dikkat ettiyseniz bütün bombacılar sabıkalı, kayıtlı, izlenenlerden. Üç gün sonra devlet bunu açıklıyor. Gözden kaçan (acaba kaçtı mı) bir Suriye’li göçmen hariç. Acaba diyorum, birileri bunları hem yapıyor, hem de ertesi gün ‘biz biliyorduk’ mu diyor: kesinlikle!

Ankara Emniyeti’nin bilgisi, dahli olmadan Ankara’da kimse kimseye kurşun sıkamaz; bırakın katliamı. Bunu belleyin. Kim bunlar: FETÖ.

FETÖ’nün, ordudan, emniyetten, memuriyetten atılan adamlarına (köşe olacakları şekilde) kim af çıkardı; Sayın Cumhurbaşkanı’mız. Devletin tüm bürokratik kadrolarını bunlara kim açtı: Sayın Cumhurbaşkanı’mız.

Diyor ki: “Aldatılmışız, aldanmışız”. Beşeridir ve bu savunma sonuna kadar mazerettir: “Ben nereden bileyim münafık olduklarını; benimle saf tutuyorlardı”.

Mümkün olsaydı da sorsaydım: “Sayın Cumhurbaşkanı’m! Münafık, ajan- provokatör olduğunu, benim 1980’de anladığım bu adamın ne mal olduğunu sen anlamadın mı. Kaldı ki ben siyasetten oldukça uzak biriyken, sen onun provokasyonlarından çekmiş biriydin; siyasetin en yakıcı odağındaydın. Seninle aramızda da sanıyorum dört yaş farkı var; benden sadece dört yaş gençsin”.

Bazen kendi kendime: “Olabilir, bilmeyebilir” diyorum. “Başbakan da olsa ona bilgi verenler de Fetullahçı; yanıltmışlardır”. Elbet öyle değil. Benim emrimde MİT yok ama bu Münafık’ın münafık olduğunu otuz beş yıl önce, cahil kafama, gündem, siyaset bilmememe karşın anlamışım.

Özetle: Kale içerden sağlamsa (aileler için de geçerlidir) dışarıdan korkma. Ama içeride nifak varsa… Zordur vesselam ve müsebbibi başta söylediğim gibi Sayın Cumhurbaşkanıdır: Yukarıda ‘öyle değil’ dedim. Değil. Sayın Cumhurbaşkanı, iş ta şahsına gelinceye kadar durdu. İş şahsına gelince mübarek bir savaş başlattı ama dışarıdan bakılınca, benim gibi biri, bu mülahazalarla: “ektiğini biçiyorsun” diyebilir.


 

ÇİFT BAŞLI YANILGI

Taraf’ta yazarken, anımsadığım kadarıyla Hükümet’i eleştiren bir yazı yayınladım. Çünkü zaten gazeteci değildim, Gazete’deki usta gazeteciler kadar siyasetten anlamazdım. Netice-i kelam, ben denemeciydim. Orada da denemelerimi yayınladım.

Andığım yazı Hükümet’in ordudan atılan subay astsubaylara af çıkarmasıyla ilgiliydi.

Daha sonra o yazımda bilgi eksikliklerini görsem de özetle şunu diyordum Hükümete: Ben de ordudan keyfi olarak atıldım beni değilse de emsallerimi niye kapsama almadınız. (Bu konuda emekli subay-astsubay dernekleri hâlâ bu haksızlığın giderilmesi için çalışıyor). Neymiş: Bizim zamanımızda yargı (askeri yargı) yolu açıkmış. O zamanlar bir okuyucum yazmıştı: “abi anamı seven kadı; kime gideydim”. Şöyle bitirmiştim herhal: “Şimdi deseler ki salt fetullahçıları affetmek için yasa çıkardılar; haksız mı olurlar”.

Şuraya gelmek istiyorum. Ogünlere kadar TSK tüm fetullahçıları birer birer izleyip ordudan atıyordu; ne kadar pespaye, ne kadar takiyyeci olsalar da TSK’nin gözünden kaçamıyorlardı. Nedeni: Bunlar Müslüman. (Şimdi ‘yahu herkes müslüman’ demeyin; anlıyorsunuz işte).

Andığım affa ve dersaneler olayına kadar da Sayın Başbakan bunları korudu; hem de riskler alarak. Nedeni aynı: Bunlar müslüman.

İki taraf da şu günler feci şekilde yanılmış olduklarını anlamış durumda. Bunların İslam’la mislamla ilgilerinin olmadığı konusunda. İşin bambaşka bir şey olduğu konusunda iki taraf da agâh olmuş durumda.

Kendimi dinler, değerlendirirken, benim (izliyorsunuz) Sayın Başbakan’ın yanında hiç olmadığım kadar olduğum tarihlerle, bu nifak şebekesinin deşifre olduğu tarihlerin örtüşmesi dikkatimi çekti. İktidarda bir yabancı malzeme olduğunu biliyor gönül rahatlığıyla destekleyemiyormuşum demek ki. Şimdi yabancı malzeme ayıklanıyor ve ben artık brüt değil ‘net’leşen AKP’nin sonuna kadar yanındayım.

Şafak söküyor. Ortalık aydınlanınca ‘şekil’ler netleşiyor hamdolsun.

Murat Kapkıner’in Varide’de yayınladığı yazı

YAZAR HAKKINDA

1950 Malatya dogumlu. Ses ve saz sanatçısı, ressam, denemeci, romancı ve şair. (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun