Kadını Çuvala Soksak mı? – Fikrikadim

Kadını Çuvala Soksak mı?

Murat Kapkıner

Murat Kapkıner

             

             “Karşıdan görünürsün

              Çarşafa bürünürsün

             İpek çarşaf içinde

           Ne güzel görünürsün”

Modern tıb, ölümü artık kalbin durmasıyla değil, teneffüsün durmasıyla tanımlıyor. Ben (hastanelerde bi yattığımda) bir tane görmüş, gerçekten şaşırmıştım: Ölünün ağzında bir tükürük balonu vardı ve öylece duruyordu. Ölülerden korktuğum için zaten fazla ölü de görmedim.

Ölüm gerçekte hangisi. Teneffüsün durması tanımı daha doğru gibi. Çünkü adamın kalbi duruyor (yani çalışmıyor) ama akciğerlere kan pompalanmaması sonucu kişi boğularak ölebiliyor.

Bu ölüm/kalım sorunu bu parkurda benim sorunum değil: bedenin ölümü. Şu saate kadar da (sayısız temrine karşın) bu ölümle ölmedim. Öyle demeyin; ölüm alıştırmalarıyla, ölüm oldukça farklı olabilir.

Kutsal Kitaplar’da konu edilen ve bu ‘bedenin ölümü’yle ilgisini bulamayacağınız ölümler ve dirimler söz konusu.

Kur’an dahil bütün vahyi metinlerde bir başka ölüm ve bir başka dirimden söz ediliyor. Ve bir başka ‘kalp’ ve ‘göğüs’ten. Kutsal metinler, asıl (bedenî olmayan) bu organların ölüm ve diriminden bahsediyor.

Epigrafa aldığım, sahnede, arkasında bağlama çalmaklığımın nasip olduğu, hemşerim merhum Kemal Çığrık’ın yeniden ünlendirdiği, işbu Diyarbakır türküsü ne diyor:

“Karşıdan görünürsün çarşafa bürünürsün

 İpek çarşaf içinde ne güzel görünürsün”

Kadın çarşafa ‘bürünmüş’ ve üstelik ‘karşıda’ yani uzakta. Üstelik ipek çarşafın ‘içinde’. Ama çok güzel görünüyor.

Bir denememde de “pencerede gördüm kınalı eli”nden hareketle benzer şeyler söylemiştim. Bu kadın cinsi, karşı cinsi kışkırtmamak için ne yapmalı. Pencerede görülen parmaklar  kışkırtılmak (cazibeli olmak) için yetiyor, karşıdan bürünülmüş çarşaf kışkırtılmamak için yetmiyor.

Açıkça söylüyorum, benim için kadını çuvala soksanız da anadan üryan etseniz de eşit. Sekiz köşesi lehimli bir teneke kutuya koysanız ,  ben, orada bir kadın olduğunu bilirim.

Sağlıksız diyeceksiniz: kesinlikle.

Zaten bu kadar lafı da bunu diyesiniz diye ettim.

Şimdi ben, Allah’tan korkmadan, kuldan utanmadan, hem de Allah’ın Dini adına: “kadını çuvala sokmak” sekiz köşesi lehimli tabuta sokmak lazımdır dersem, ben kimim.

Bu güne kadar, (haşa) “İslam’da Genelevleri” başlığı hariç İslam’daki her şey kitaplarla söylendi, yazıldı. Bunları yazanlar hiç, “ben kim oluyorum ki” demedi: “Allah’ın dini şu ve ya budur” diyorsun. Nasıl. Hangi yetkiyle. Edep Ya Hû. Oysa ayetin dediği gibi dönüp neyden yaratıldığına bir baksan yeter. Dervişe sormuşlar: “İnsanlığın hali nedir” diye: “upuzun bir iddia ve dava, apaçık bir acz ve fena” demiş.

Şu, neredeyse altmış yedinci (altmış altı bitmek üzere) yaşıma değin yazdım. Düşünüyorum da bir kez olsun “İslam’da” dememiş, “bana göre” demişim.

Şunu demek istiyorum, Merhum Said-i Nursî gibi: “insan çoğu zaman arzularını fikir sanabilir”.

Kadın benim için böyle diye İslam’da da böyle diyebilir miyim. Dersem, Din’e ihanet etmiş olurum. Din’i tahrif etmiş olurum, Din’i kendi keyfime göre yorumlayıp sapıtmış ve saptırmış olurum…

Ayet diyor ki: “İsteyebileceğiniz her şeyi size verdik”. Yirmi yıl kadar sürdürdüğüm münafıklıklarımdan biri de şudur ki: içimden hep: “yalan söylüyor” dedim; çünkü bana, istediğimi ömür boyu vermemişti. Toyluk işte. Biraz düşününce, Tanrı’nın (benim dışımda) kim ne istiyorsa vermiş olduğunu, veriyor olduğunu hayretle gördüm. Haşa! Tanrı yalan söylemiyordu: Bütün bu kullar, kebabın iyisini yiyor, meşrubatın iyisini içiyor, kadının iyisiyle…… Ayrıca Ayet, benim için inmemişti: “Size yaşam koşulları için ne lazımsa verdik” diyordu.

Sair tüm yorumları lütfen bu açıdan yeniden değerlendirin. Sosyal, siyasal, hukukî (Fıkhî), ekonomik vs. tüm yorumları bu perspektiften yeniden değerlendirin; (en azından) dangalaklıkları göreceksiniz

Bu yazıdan sanıyorum şu sonuç çıkar: Kendi örneğimizden hareketle alel ekser için çıkarsamalarda bulunursak, bu çıkarsamayı etrafa teşmil eder, genel-geçer sanarsak felaket yanılırız, yanıltırız.

Ölümü kalp mi belirliyordu, teneffüs mü.

Ölüm, bedenin mi ruhun muydu.

Ayrıca bu yazının ‘çarşaf’la ilgisinin  nasıl bir şey olduğu da bana pek anlaşılır gibi gelmedi.

 

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

1950 Malatya dogumlu. Ses ve saz sanatçısı, ressam, denemeci, romancı ve şair. (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun