Atalay: “Sendikacının akçeli işi olmayacak, verdiği sözü tutacak” – Fikrikadim

Atalay: “Sendikacının akçeli işi olmayacak, verdiği sözü tutacak”

Meclis gündemindeki “esnek çalışma” düzenlemesinden, bir ay sonra gündeme gelmesi beklenen Kıdem Tazminatı Fonu’na ve Türkiye’de etkisini kaybeden sendikalılaşmaya kadar bir dizi konuda Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, “Türkiye’de örgütlenmenin en büyük sorun” olduğunu söyledi. “Sendikacının akçeli işi olmayacak, verdiği sözü tutacak, milli olacak” diyen Atalay, kıdem tazminatı konusunda net. “İşçinin lehine olursa konuşurum. Olmazsa yapmazlar, yaptırmayız.”

Gonca Şenay / Al Jazeera

Gonca Şenay / Al Jazeera

Önümüzdeki birkaç ay içinde çalışanlar açısından çok önemli konular gündemin ilk sıralarında olacak. İlk olarak “esnek çalışma” ya da “kiralık işçilik” adıyla bilinen düzenleme komisyonda kabul edildi, Genel Kurul gündemine gelecek. Sendikalar karşı. Bir diğer düzenleme ise yaklaşık bir ay sonra Meclis gündemine getirilmesi beklenen Kıdem Tazminatı Fonu.

Tüm bu başlıklarla ilgili Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, esnek çalışmanın “tarım işçileri, yabancı kadın işçiler, ev temizliği yapan kadınlar ve birkaç başlıkta daha gerekli” olduğunu söyledi. Ancak Atalay, diğer iş kollarında “kiralık işçilik” düzenlemesi için, “Taşeron ülkenin başına bela oldu, bu da yakışmıyor” diyor. Atalay’a göre en büyük sorunlardan biri ülkede işçilerin örgütlenememesi.

Al Jazeera’nin Türk-İş’ten aldığı rakamlara göre 1980 yılında ülke nüfusu 45 milyon, sigortalı işçi sayısı 2 milyon 200 bin, sendikalı işçi sayısı ise 2 milyondu. Ocak 2016 rakamlarına göre ise ülke nüfusu 78 milyona, sigortalı sayısı 16 milyon 633 bine çıktı. Sendikalı işçi sayısı ise sadece 1 milyon 514 binde kaldı. Sendikalaşma oranı yüzde 11-12 arasında. Bu işçilerin 878 bini Türk-İş çatısı altında örgütlü.

Örgütlenmenin giderek azalmasını, çalışanların Meclis’te temsil edilememesi ve sendikalarla ilgili bazı sorunlara bağlayan Türk-İş Başkanı, örneği ise gazetecilerden verdi. “Şimdi biz, gazetecilerin içinde şu anda yüzde 2 örgütlü değiliz. Ben nasıl yapacağım bunu? Sanayide çalışanları, devasa patronların hepsinin gazetesi var, televizyonu var. Nasıl yapacağım? Siz benim işçim kadar maaş almıyorsunuz. Sizi kim temsil edecek? İş güvenliğiniz sıfır.” Atalay, örgütlenmenin artması için sendikacıların yapması gerekenleri de sıraladı, “Akçeli iş olmayacak. Sendikacı verdiği sözü tutacak, milli olacak” dedi.

Çalışma hayatını çok sıcak birkaç ay bekliyor. Esnek çalışma ile ilgili yasal düzenleme Meclis gündemine geldi, ardından kıdem tazminatı fonu bekleniyor. Önce esnek çalışma ile başlayalım. Neden karşısınız?

Şimdi Türkiye cayır cayır yanıyor şu anda. Ülkenin belli bölgelerinde olanları hep beraber yaşıyoruz. Her gün 3-4 şehit cenazesi geliyor. Bunların anneleri, babaları, kardeşleri var. Kapı gibi insanlar geliyor, cenaze namazları kılınıyor, defnediliyor. Niye ölüyorlar? Bu ülkenin birliği beraberliği için can veriyorlar. Büyük bölümünün evlerine, barklarına baktığımız zaman zor koşullarda çalışan vatan evlatları olduğunu görüyoruz. Bu ülke bu zor şartlarda bu işler devam ediyor. Bu ülkede Suriyeliler var. Geçen hafta Hatay’a gittim, kampları dolaştım. Vali dedi ki, “Ben senden para istemiyorum, oyuncak istiyorum.” Oyuncak yolladık, çocukları gördüm. Koç gibi kadınlar, erkekler var. Doktor var, cami var, okul var ama vatan yok vatan. Onun için bugün Türk-İş’in de benim de önceliğim Türkiye. Ülkede bu sıkıntı varken esnek çalışma nereden çıktı? Aynısı 2009’da yine gündeme geldi. Esnek çalışmaya bu ülkenin ihtiyacı var mı? Var. Tarımda çalışan, kamyon kasasında işe giden kızlarımız, çocuklarımız var. Onlara esnek çalışma ile düzenleme uygundur. Resmi değil ama bakanlıktan aldığım bilgiye göre 300 bine yakın yabancı kadın var çalışan. Onlarla ilgili düzenleme gerekiyor. Temizliğe giden kadınlar var, hepimizin evine geliyorlar. Birinin ayağı kırılsa onlara sosyal güvence gerekiyor. Askerlikle ilgili gerekiyor, doğum yapan kadınlara gerekiyor. Ama onun dışında bu işi yapmak sulandırmaktır.

Mesela somut anlatır mısınız bize? Siz tam olarak neye karşısınız?

1000 kişilik bir işyerinde diyorlar ki “250 tane kiralık işçi alınacak”. Kim alacak bunları? Kim denetleyecek? 8 ay sonra bir daha uzatacak, kim denetleyecek? Bir tarafta 750 insan bir tarafta 250 insan. Bu taşeronun yasallaşmışı oluyor. Hadi taşeronda asıl iş diyorsun, mahkemeye gidiyorsun. Ama bu durumda bunun işvereni kim? Ücreti ödenmediği zaman kim verecek? Ben bunları görmüyorum hazırlanan taslakta. Bir de adını beğenmiyorum, “Kiralık İşçi”. İyi yani, ne demek kiralık işçi? Kiralık sendikacı, kiralık bakan, kiralık genel müdür. Ne demek bu? Adı kötü, ne kiralığı. Hadi 6 ay beni aldınız, ben sizinle çalıştım. 6 ay sonra ben ne yapacağım. Dünya bundan vazgeçiyor. Hiç hoş karşılanmayan bir görüntü var.

Daha önce “Amele pazarı, köle pazarı” benzetmesi yapmıştınız.

Taşeronlaşma neye sebep oldu? Niye geldi bu ülkenin gündemine? Ben anlatayım. Gidin şeker sanayiine, gidin demiryollarına, kamu kurumlarına. Diyoruz ki, “İşe memur alın, işçi alın”. Bürokratlar bakana diyor ki, “Efendim işe almayın, sendika var, memur almayın hakları var”. Ne alalım? “İşte bu taşerona verin, daha az para veririz”. Ben bunu iyi biliyorum böyle yaptıklarını. Aynısı demiryollarında var, ben “Makinist alın, işçi alın” deyip duruyorum. Demiryollarında bürokratların bir bölümü Binali Bey’e, “Yok efendim sendika hakkı var, öbürünün memur hakkı var. Kuralsız adam çalıştıralım, çok çalıştıralım. Korksun, istediğimiz zaman alalım, istediğimiz zaman satalım” diyorlar. Belli bürokratlar koydu bunu siyasilerin önüne, tüm siyasiler bunları çalıştırdı. Şimdi ne oldu? Bela oldu ülkenin başına. Aynı şeyi şimdi bir daha söylüyorum, söylediklerimin dışında yaparsanız kiralık işçilik, esnek çalışma buna yakışmıyor. Diyelim ki ben alacağım 2 bin lira, ona ne vereceksiniz? Ben bilmiyorum. Denetlemeyi görmüyorum taslakta. Bunlar flu. Niye o zaman Abdullah Gül bunu reddetti? “İnsan onuru” dedi, “Eşitlik” dedi.

Atalay, Türkiye’de iş güvencesi ve örgütlenme olmadığını söyledi. [Al Jazeera-Zahidin Köşüş)

Niye geldi o zaman geri?

Niye geldi ben ne bileyim. Getirene sor. O zaman da geldiği zaman götürdüm oraya. Şimdi de bas bas bağırıyorum, kapı kapı dolaşıyorum. Bu iş yanlış diyorum. Bir daha gidip anlatacağım. Tereddütlerimizi sayıyorum. İş güvencesi yok, örgütlenme yok. Zaten örgütlenme bu ülkede yüzde 11.

Neden örgütlenme yok? Neden örgütleyemiyorsunuz işçileri?

Örgütlenme 1,5 milyon. Bunda bizim de kabahatimiz var. Geçmişteki kaygı ve tedirginlikleri biz halledemedik.

Ne bu kaygılar?

Bu ülkede 80 senesinden gelen tedirginlikler var. Ben Türk-İş Başkanıyım. Diğer sendikalar var. Bu sendikalar bizim evimiz. İşyerleri bizim babamızın fabrikası.

Ama giderek küçülüyorsunuz, etkiniz azalıyor…

Hayır büyüyoruz, daha kötü durumdaydık. Yeterli mi? Değil. Konuşulacak rakam mı? Hayır değil. Ama eskisinden daha iyi. Ben bir hedef koydum önümüze, bu dönemde 1,5 milyon örgütlenme yapacağız. Çırpınacağım bunu yapmak için. Sen şimdi örgütlü olan işyerlerine bak. İş kazası yok, bir iki kötü örnek var başımızda, onlar dışında yok. 2015 yılında 1730 iş kazası var, büyük bölümü inşaat sektöründe. Kimse farkında değil, 1-2 kişi ölünce haber olmuyor ki. Hükümet’in örgütlenme ile ilgili yasal düzenleme yapması lazım.

Sizin siyasilerle ilişkileriniz iyi, Cumhurbaşkanı ile görüşebiliyorsunuz, Başbakan ile görüşebiliyorsunuz. Özellikle Ergün Atalay olarak sizin için söylüyorum. Bunun için neden bunca zamandır bir yasal düzenleme çıkarılmasını başaramadınız? Nerede hata yapıyorsunuz?

Ben bütün partilerle görüşüyorum, bütün partilere gidiyorum. Çünkü ben 35 sendikanın üye olduğu Türk-İş’in başkanıyım. Her görüşten siyasi parti benim için makbûldür. Burada milli olan herkes benim başımın üstünde. Ama benimle bitecek bir şey değil. 550 milletvekili var Meclis’te. Sendika kökenli 5 kişi var. Patronlar, avukatlar, doktorlar ağırlıklı. Bu Meclis’te bizim sözümüzün geçmesi Ergün Atalay olmak ile hallolmuyor ki. O çatının altında gücümüzün olması lazım. Esnaf, işçi, emekçi yüzde 78’iyiz biz bu ülkenin. Ama maalesef bizim bu saydığım kesimlerden 10 tane vekil yokuz. Esas bizim kendimizi sorgulamamız lazım. Eskiden bu saydığım kesimlerden partiler gidip milletvekili alıyordu. Benim öyle bir niyetim yok, olmam da milletvekili. Ama biz kendimizi saydırırsak olur bu iş. 1 Kasım seçimlerinde gündeme ne geldi? Taşeron, kıdem, asgari ücret… Burada bütün partilerin payı var. İşçi olmamış, çapa yapmamış adam nasıl anlar bizim halimizden?

Ama illâ ki siyasette mi temsil edilmeniz gerekiyor. Türk-İş diye bir gerçek vardı önceden, etkili, eylemler yapan bir sendikaydı. Türk-İş nerede hata yaptı?

Şimdi Türk-İş yine Türkiye’nin en büyük kitle örgütü. Güvenilirliğinde de en önde. Mükemmel miyiz? Noksanımız var mı? Elbette ki var. Sen diyorsun ki “Nerede hata yaptınız?” Biz bize yanlış sendikacı, yanlış kanaat önderi, askerde poliste ne kadar varsa bizde de o kadar var.

Zenginleşenler, siyasi ilişkiler kuranlar bunlar etkilemedi mi Türkiye’de sendikacılığın gücünü?

Zenginleşen sendika başkanını sorgulamak lazım. Ben kendimden sorumluyum, ben bu evin 10 seneden fazla mali sekreterliğini yaptım. Etik yasası çıkacaktı, yazı yazan adamlardan biri benim. Bizi denetleyin dedim. Bak şimdi Türk-İş, Demiryol-İş kimseye gerek yok. İsterseniz 3 gazeteci gelsin, 3 işçi gelsin hemen denetlettireyim. Sen gerçi şimdi kayda alıyorsun ama ben Türk-İş’te görev yapanların bir tanesine 15 senedir harcırah vermedim. Hiç ayıp değil, ben maaşımı da söylerim, mal varlığımı da söylerim. 17 senedir Ankara’dayım. Benim Ankara’da evim yok. Ben 50 yaşından sonra oturduğum evde Adapazarı’nda kaloriferi gördüm.

Sadece sizi sormuyorum, geneli soruyorum, geçmişi hepsini? Ne sebep oldu bu güç kaybına?

Hayır, herkesin başı benim burada. Yanlış yapanlar vardır bizde de. Ama içimizde barındırmıyorum.

Peki o zaman sadece yasa olmadığı için mi örgütlenemiyorsunuz?

Bak şimdi biz gazetecilerin içinde şu anda yüzde 2 örgütlü değiliz. Ben nasıl yapacağım bunu? Sanayide devasa patronların hepsinin gazetesi var, televizyonu var. Nasıl yapacağım. Siz benim işçim kadar maaş almıyorsunuz. Sizi kim temsil edecek? İş güvenliğiniz sıfır. Kapının dibine koyuyorlar. Bak ben söyleyeyim. Önce biz kendimize dikkat edeceğiz. Birincisi akçeli işimiz olmayacak. Ağzımızdan çıkanı duyacağız. Verdiğimiz sözü tutacağız. İşçi diyecek ki “Bu benim başımdaki adam verdiği sözü tutar”. İşçi diyor ki bana, “Sen işçinin Cumhurbaşkanısın”. O kadar söz verdim mi tutmak zorundayım. Sendikacı yalan söylemeyecek, akçeli işi olmayacak, sendikacı milli olacak. İşveren de diyecek ki, “Bu sendika benim işyerime girdiği zaman üretimim artar. Kalite artar. Malın kalitesi de üretimi de artıyor örgütlü olduğumuz zaman.” Ama tabii şimdi bir de moda var, özellikle de sonradan zenginleşen işverenlerimizde. “O sendika gelmesin, A sendikası gelsin”. O zaman sendika olmuyor ki. Benden memnun olmuyorsa gitsin. Buna kimse müdahale etmesin. Ben geçmişte de kötü adam olduğunu zannetmiyorum. Bir iki tane kötü adamın bedelini ödüyoruz biz. Gazeteciler, televizyonlar pişiriyor. Ben diyorum hep, “Dağlar kadar hizmet ederseniz haber olmazsınız. Ama nokta kadar hata yaparsanız gazetelere kapak olursunuz.” Ben buraya ne araba aldım, ne başka bir şey. Mustafa Kumlu’dan kalan arabayı da sattım. Ama marifet değil ki bunlar. Sendikacılarda büyük bölümde yapı değişti. Sendikacı deyince sanki eskiden işyerini batıran gibi bir algı vardı.

Atalay, esnek çalışma ile ilgili “Derdimizi anlatırsak netice alırız diye düşünüyorum” dedi. [Al Jazeera-Zahidin Köşüş)

Batırmak değil esas sorun, sendikanın etkisinin, anlamının olmaması. Mesela esnek çalışma için ‘amele pazarı, köle pazarı’ diyorsunuz. Bunu engelleyebilecek misiniz?

Biz seneler evvel bunda değişiklik yaptırdık, kimse yazmaz, hatırlamaz şimdi. İşi anlatırsak derdimizi netice alırız diye düşünüyoruz.

Bir de kıdem tazminatı fonu gelecek. O daha büyük bir muamma işçiler için. Bu konuda ne yapacaksınız?

Bak ben diyorum ki, “29 gün 23 saat” üzerinden ödenecek desinler ben bu işte yokum. Ama deniyor ki, “Mevcut ile ilgili durun, alamayanlar da alsın”. Gelecek ile ilgili olumsuz bir şeyin ne toplantısına katılırım, ne de altına imza atarım. Ama “hayır” diye de çıkmak.

Fon için Türk-İş’in genel grev kararı var…

Konuşmak kolay. Kimse yapmazsa ben tek başıma yaparım, Genel Kurul kararına uyarım. Ama bize derlerse 30 gün duruyor, bir ay daha çalışsa işçi kıdemini alacak, hak kaybı yok, almayanlar da alacak, adını fon istemiyorsunuz, adı da başka bir şey olacak, hazine garantisi veriyoruz, tarafların biri de siz olacaksınız ve bu parayı işveren, hükümet kullanamayacak da derlerse niye hayır diyeyim.

Yani İşsizlik Fonu gibi yönetilmemesi de sizin şartınız…

Evet söylüyorum işte. Eski parayla 90 katrilyon lira param var İşsizlik Fonu’nda. 20 katrilyonunu ben kullandım, kalanını onlar yola, baraja kullandılar. Benim orada müdahale yetkim yok. Ben burada Hazine garantisi istiyorum. İşçi söz sahibi olacaksa neden hayır diyeyim? Palavra atmanın anlamı yok. Oturup konuşurum müspetse. Ama işçinin lehine ise oturur konuşurum.

Hükümet bu son iki düzenlemeyi, işsizlik rakamlarının düşürülememesinden yola çıkarak, piyasanın esnekleştirilmesi ihtiyacı ile açıklıyor.

TOBB Başkanı da, TİSK Başkanı da bana Kıdem Tazminatı Fonu’nu istemediklerini söylüyorlar.

Ama Mehmet Şimşek, “işsizlik rakamlarının düşmesi için piyasanın esnekleşmesi, bu düzenlemelerin yapılması lazım” mesajı veriyor.

Burası babasının çiftliği değil. Başbakan var, Cumhurbaşkanı var, 20’nin üzerinde bakan var. Atmak kolay. O burayı İngiltere zannediyor. “Kıdem tazminatı olmayan ülkelerde işsizlik yok” diyor. Böyle bir mantık var mı? Kıdem tazminatı ne demek? 1300 lira al, ömrün boyunca çalış, alacağın para 40 bin lira. Neyi konuşuyoruz? 4 bin lira alıyor diyelim, 25 sene çalış, alacağın para 100 bin lira. Bir oda alamazsın. Ben 60 yaşına geldim. Bu millet beni 40 senedir başının üstünde tutuyor. Ben niye bu insanlara kötülük yapayım, arkamdan 7 sülaleme küfrettireyim? Türkiye’nin tapusunu verseler bunun yanında olmam. Şartlar daha iyi olursa konuşurum. Kıdem tazminatında Cumhurbaşkanı’nın da Başbakan’ın da, Faruk Çelik’in de, Süleyman Soylu’nun da sözü var. 30 günün altında bize yanlış bir şey yapacaklarını düşünmüyorum. Ama almayanlarla ilgili kafa yormak lazım. 1 ay çalışsam da alayım parayı. Bunu istemez misin? Soruyorum sana da? Söyle…

Kıdem çalışan için büyük bir güvence tabii ki…

İşte onun için bununla ilgili bir şey yapmazlar. Söz verdiler. Yapmazlar, yapamazlar, yaptırmayız. O kadar…

Aljazeera

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun