Ağıtlarla yaşayanlar – Fikrikadim

Ağıtlarla yaşayanlar

Jar, Hav ve Ucunda Ölüm Var, Arkanya havalisine ve insanlarına adanmış, birbirlerini tamamlayan üç önemli roman. Hangisinden başlayacağınızın önemi yok, anlatılan hikâyelerin rehberliğinde memleketin kalbine doğru uzun bir yolculuğa çıkacaksınız.

A. Ömer Türkeş

A. Ömer Türkeş

Kemal Varol, şiir ve hikâye kitapları, çeşitli gazete ve dergilerde yer alan deneme ve eleştiri yazılarından sonra, 2011 yılında ilk romanı Jar’ı yayımlamıştı. Romancılığını Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Haw (2014) ile sürdürdü. Üçüncü romanı Ucunda Ölüm Var’da, cenaze evlerinde ağıtlar yakan, yaşlı bir kadının yıllardır görmediği aşkını bulmak için yaptığı yolculukları anlatıyor…

Anadolu’nun son ağıtçısıdır kadın. “Senelerce ölülerin ruhlarına gül suyu ferahlığı verip kalanların kalplerinde biriken, âdeta bir irin halini alan acılarını akıtmalarına” yardım etmiş, “ölenin kim olduğunu, neler yaşadığını, hangi zorluklarla büyüdüğünü, neden öldüğünü, hangi muradını tamamlamadığını, içinde hangi ukdenin çözülmediğini, bu dünyadan göçerek kimleri yalnız başına koyduğunu, son anlarında neler söylediğini, arkasında hangi boşluğu bıraktığını öğrendikten sonra“ cenaze evlerinde ağıtlar yakmış. Öyle hikâyeler katmış ki ağıtlarına, “sadece Allah’ın sevgili kullarını değil, düzenbaz, hilebaz, nebbaş, katil ve cinsî sapıklar gibi cehennem ateşiyle yanmaya layık olan en kirli kulları bile feraha çıkarıp onları mahkeme kübraya temiz hal kâğıdıyla yollamış. Yaktığı ağıtlar yardımıyla, faydasız bir hayat yaşayan en sütü bozuk ölüyü dahi benzerine evliya tezkirelerinde bile rastlanmayan bir mertebeye çıkarmış. Kahveye giderken yere yığılan birini sanki Kâbe’ye varamamış bir mümin ya da fazla içtiği için ölen bir başkasını zemzem suyunun hasretiyle ölmüş bir tarikat ehli gibi tasvir etmiş. Düzenbazları itikatlı, hilebazları emin, cinsî sapıkları pirüpak, birbirinden fena huyları olan en işe yaramaz hovardaları bile hak yolunda birer veli olarak çizmiş.” Ne var ki herkesin ömrünü hikâye ederken kendi ömrüne bir cümle bile kuramamış…

fft1_mf20522

Oysa onun da bir hikâyesi var dinlemeye değecek. Güzelmiş bir zamanlar. Yaklaşık elli yıl önce kentlerinden yolu geçen bir saz ustasına, Heves Ali’ye tutulmuş. Heves Ali, alıp başını gittiğinde doğup büyüdüğü yerlerde daha fazla duramamış, “bir saz âşığı elli diyar gezse de önünde sonunda bir gün Arguvan’a gider” diyenlerin aklına uymuş, pılısını pırtısını toplayıp Arguvan’ın yolunu tutmuş. Heves Ali’yi bulamasa da, bugün giderim, yarın ayrılırım derken elli yılını tüketmiş Arguvan’da.

Artık ölmeye hazırlanan bir kadın o. Azrail’in bir türlü gelmek bilmediği gecelerden birinde, “Ben öldüm, gel ağıdımı yak!” diyen bir ses çalınıyor kulağına rüyasında. Seslenenin Heves Ali’den başkası olamayacağını düşünür kadın. Ve onca zaman sonra, hiç mecali olmadığı halde, kursağında kalan aşkını son bir kez görmek için yeniden aşkın yollarını yürüyecektir.

Bir bahar sabahı iner trenden Konya’da. Ama gittiği cenaze evinde aradığını bulamaz. Yine de ölenin hikâyesini dinleyecek, ardından bir ağıt yakacaktır. Yaşlı kadın, Heves Ali’nin bıraktığına inandığı işaretleri takip etmekten vazgeçmez. Böylelikle uzar yolculuğu. Şehir şehir, her birinde yeni bir hikâye dinleyip yeni bir ağıt yakarak cenaze evi cenaze evi dolaşır. Zerre kadar kadir kıymet görmediği şehirlerde sersefil bir halde dolaştıktan sonra, artık memlekete dönmek zamanı gelmiştir…

Arguvan nereye düşer?
Hikâyeleri kadar hikâye ediş tarzıyla da sevmiştim Kemal Varol’un önceki romanlarını. Ama Ucunda Ölüm Var’da daha da olgunlaştırmış tarzını. Özellikle yazarın şairlik yanını inkâr etmeyen dili övgüye değer. Bazen üçüncü tekil şahıs, bazen birinci tekil şahıs bakış açısıyla anlatısıyla aktarılan hikâyelerde farklı zaman ve mekânlardaki insanların kendileri ve yakınları üzerine dil aracılığıyla şekillenen düşünce pratiklerini çok iyi yakalamış. Hikâyeler ve ağıtlar arasındaki ilişki dilin, dış dünyadaki var olanla dolaylı, zihindeki var olanla doğrudan ilişkisini, düşünenin tasarımlarını, tasarlayış biçimlerini yansıtıyor. Roman kişilerinin hayatları, hayata bakışları, kendi söylemleri üzerinden okuyucu algısına sunulmuş. Jar’da, Haw’da ve Ucunda Ölüm Var’da roman kişileri diğerlerine yakıştırdıkları hayat hikâyelerinde kendi deneyimlerini, arzu ve beklentilerini başkaları üzerinden dile getiriyorlar. Aslında dile gelenler dış dünyanın, yani bizim yaşadığımız gerçeklerin zihin süzgüsünden geçirilerek, bazen algı sürecinde çarpılarak hikâye edilmiş halleri.

Anlatı, sadece edebiyata özgü bir düşünme-tasarlama-dillendirme faaliyeti değildir. İnsanlar, hatta cemaatler, toplumlar, devletler anlatılarla anlamdırırlar varoluşlarını. “Konuşulanları anlamaya başladığımız andan ölünceye dek, önce ailemizde, sonra okulda, daha sonra da çeşitli görüşme ve okumalarda, sürekli olarak anlatılarla çevrili yaşarız.” Kemal Varol’un romanlarında memleket mozaiğini bütün canlılığıyla ortaya koyan renkli şahıslar kadrosunun kahramanları da anlatılarla çevrilmişler. Abartmalar, yer değiştirmeler, hafıza kayıpları olabilir ama biliyoruz ki kurmaca anlatılanların arkasında tarihsel, toplumsal gerçeklikler yatıyor. Belki “ağızdan ağıza geçtikçe, hafıza ve çevre değiştirdikçe, asıl söyleyen unutuldukça, aslındaki birtakım unsurları yitirmiş, bunların yerine daha çok hayali unsurları toplamış”tır ama o hayali unsurlar da başka gerçeklerin simgesidir. Aslında anlatanın da dinleyenin de arzusu kendi gerçeğini keşfetmektir. Aynı temanın -mesela hikâye edilenle yakılan ağıdın- farklılığı ağıtçı kadının “gerçek dünyada gerçekleşmiş, gerçekleşmekte ve gerçekleşecek olan uçsuz bucaksız şeylere anlam vermek” için giriştiği bir çaba olarak yorumlanabilir.

Yalan perdesi
İlk iki romanındaki gibi Ucunda Ölüm Var’da da anlatı zamanını ve kahramanın yaşadığı mekânı bilerek muğlaklaştırıyor Kemal Varol. Ancak okuyucuların kolaylıkla izini süreceği kerteriz noktaları koymayı ihmal etmemiş. Tarihi kesinleştirmek için kullanacağımız işaret noktası, 12 Eylül sonrası Diyarbakır Cezaevi’nde görev yapan, anmak istemediğim adı akıl almaz işkencelerle anılan bir binbaşıya İstanbul’da düzenlenen suikast. Mekân, yani Arguvan neresi derseniz, Varol’un önceki romanlarını referans almalısınız. Batıdan Diyarbakır’a uzanan demiryolu hattında, Munzur dağı eteklerinde konuşlanmış hayali Arkanya kasabasına komşu bir başka hayali yerleşim yeridir Arguvan. Kemal Varol, üç romanında da benzer bir kurgu kullanmış, roman bütünlüğünü masalsı hikâyeler yoluyla oluştururken, Kürt edebiyatının kadim sözlü anlatım geleneğini modern bir form olan romanla birleştiriyor. Hikâyelerde farklı isimlerle karşımıza çıkan karakterler, hayali kasabalar ve sözlü anlatımın masalsı dili romana gerçeküstü bir hava kazandırmakla birlikte, gerçeklik -hele ki ölümün acı gerçekliği- hep ortada. Hayal oyunlarıyla yalanın perdesi arkasından gerçeği görmeye davet ediyor okuyucusunu Varol. Anlatılan hikâyenin gerçekten farklı bir kavrayışı dile getirdiğini unutmadan, dış gerçeklikten kopmadan, masal dünyasına kapılıp farklı yönlere sapmadan okuyacaksınız Ucunda Ölüm Var’ı.

Bir söyleşisinde, “edebiyatın kendi hakikatleri vardır. Ne kadar acı çektiğinizi istediğiniz kadar anlatın. Soğumadan, unutmadan yazılmıyor bazı şeyler. (…) Bana kalırsa, en iyi savaş romanları doğrudan savaşla ilgili olmayanlardır” demişti Varol. Bu fikriyattan hareketle, romanlarında -özellikle bugünlerde giderek tırmanan- savaştan, şiddetten, sokağa çıkma yasaklarından, hayatını kaybeden yaşlı ve çocuklardan doğrudan söz etmiyor. Ama romanın kurmaca dünyasıyla dış dünya arasındaki bağlar öylesine sıkı örülmüş ki, gösterilmeyen ve söylenmeyenleri zihnimizde canlandırabiliyoruz.

Kemal Varol’un büyük olayların küçük hayatlarda bıraktığı acı izleri ayrıntılarda yakalarken, üç romanında da acılarla baş etmenin çaresini mizahta bulmuş. Kahkaha atan, karşısındakini kabaca alaya alan türden değil, tersine sessiz, bıyık altından gülümseyen, iğneyi de çuvaldızı da kendine batıran, ciddiyetle yapılmış bir mizah tarzı bu.

Jar, Hav ve Ucunda Ölüm Var, Arkanya havalisine ve insanlarına adanmış, birbirlerini tamamlayan üç önemli roman. Hangisinden başlayacağınızın önemi yok, anlatılan hikâyelerin rehberliğinde memleketin kalbine doğru uzun bir yolculuğa çıkacaksınız.

UCUNDA ÖLÜM VARolum
Kemal Varol
İletişim Yayınları
2016, 227 sayfa, 19 TL.

KAYNAK: RadikalKitap

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun