Haftanın vizyona giren filmleri – Fikrikadim

Haftanın vizyona giren filmleri

 GEVEZE WESTERN
“THE HATEFUL EIGHT”

Quentin Tarantino, “Django Unchained”la gazını alamamış olacak ki bu kez çok daha apaçık bir western ile karşımızda. Filmin prodüksiyon tarihçesi bile başlı başına macera. Önce çekimler başlamadan önce senaryo internete sızdı, sonra zar zor ikna edilen Tarantino senaryoyu baştan yazdı, ama film daha gösterime girmeden kaliteli bir kopyası bilgisayar korsanlarınca çalındı. Türlü zorluklara rağmen efsanevi sinemacının 8. filmi en kanlı canlı haliyle karşımızda. Kanlı derken, kelimenin tam anlamıyla kanlı bir film bu. Amerikan iç savaşının bitmesinden bir kaç yıl sonrasındayız. Ortalıkta öfkeli adamlar, ödül avcıları, ırkçılık gırla. Tipi şeklinde yağan kardan sığınacak yer arayan karakterlerimiz zaman zaman birbiriyle karşılaşıyor, önyargıları doğrultusunda hareket ediyor ve evet, fazlasıyla kan döküyorlar. Ama aksiyon dolu bir film değil “Hateful Eight”. Tarantino kalemine acımamış, en geveze filmlerinden bile daha geveze bir film ortaya çıkarmış. Bu nedenle filmin herkese, özellikle de western denilince silahların susmadığını düşünenlere hitap etmediğini söyleyelim. Ama Tarantino’nun Altın Küre’ye de aday gösterilen zeki senaryosu, birbirinden değerli oyuncularla birleşince ortaya yine Tarantinesk diyebileceğimiz bir iş çıkmış. O değerli oyuncuları Samuel L. Jacson, Kurt Russell, Altın Küre adayı Jennifer Jason Leigh, Michael Madsen, Tim Roth diye sayabiliriz. Müziklerin de bir başka efsaneye, Ennio Morricone’ye ait olduğunu ekleyelim. Belki en iyi Tarantino filmi değil, ama farklı bir western olduğu kesin..
(5 üzerinden 3.5 puan)

BİR EFSANEYE SAYGI DURUŞU
“CREED”

“Mad Max: Fury Road” ve “Star Wars:The Force Awakens” ile aynı niyette bir film aslında “Creed”. Çünkü o da bir efsaneyi yeniden diriltmeye çalışıyor. Efsaneden kastımız elbette ki, Sylvester Stallone’nin neredeyse 40 yıl önce yarattığı Rocky Balboa!. Rocky serisini bilenler için bir başka efsane de kuşkusuz Apollo Creed’dir. “Creed”, onun gayri meşru oğlunun yolculuğunu anlatıyor. Genç Adonis, babasının gölgesinden kurtulmak ama bir yandan da onun gibi boks şampiyonu olmayı istiyor. Ona bu ikisinin birbiriyle bağlantılı olduğunu gösteren ise Rocky oluyor. Tamamı Philadelphia’da geçen filmde, eski Rocky filmlerinin kasvetini de bulabilirsiniz, Adonis üzerinden Rocky filmleriyle büyüyen bir jenerasyonun tükenmez heyecanını da. Rocky ilk başta isteksiz elbette Adonis’i çalıştırmakta. Ama onda kendi gençliğini, belki de unutamadığı dostu Apollo’nun gençliğini görüyor. Başlıyorlar birlikte antrenman yapmaya. İlk uzun metrajı “Fruitvale Station”la gayet olumlu bir ses getiren genç sinemacı Ryan Coogler, Rocky filmlerini iyi özümsemiş görünüyor. Yaşayan bir efsane ile başka bir efsanenin oğlunun ilişkisini sadece antrenör-dövüşçü ekseninde değil yeri geldiğinde baba-oğul bağlamında ilmik ilmik örüyor. Ancak filmin dramaya ayırdığı pay, pastanın üzerindeki krema gibi. Yeterince doyurucu olamıyor. Coogler’ın ilk filminde de çalıştığı Michael B. Jordan, genç Creed’de, patlamaya hazır bir dinamitten evcil kediye geçişleri gayet yerinde yapıyor. Stallone, zaten kendisinin yarattığı karakterin kollarına bırakıyor bu kez kendini. Üstelik tek mücadelesi genç Creed’i maçlara hazırlamak da değil. İzleyince onun hikayesi de yaralıyor insanı. Ama dediğimiz gibi dram’a açılan parantez biraz daha geniş tutulsa, Stallone’ye Oscar adaylığı gelecek belki. Coogler, bir efsaneye nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davranmış filme. Saygılı, ölçülü, heyecanlı ve yenilikçi. “Creed”, Rocky serisinin ilerledikçe bozulduğunu düşünenleri bile ikna edebilir. Hiç Rocky izlememiş birisine bile (eğer varsa) boks ile drama arasındaki bağın ne derece güçlü olduğunu gösterecek türden bir film: “Ne kadar sert vurduğun önemli değil, önemli olan en sert darbede bile ayağa kalkabilmen”
(5 üzerinden 3.5 puan)

ÇETE İŞ BAŞINDA
“JOY”

Yazdığı ve yönettiği filmlerle şimdiye dek 5 kez Oscar’a aday gösterilen David O. Russell son yıllarda artık “çete” diyebileceğimiz oyuncu kadrosuyla bir kez daha karşımızda. “Joy”un başrollerinde Jennifer Lawrence, Bradley Cooper ve Robert De Niro var. Tıpkı “Umut Işığım”da olduğu gibi yani. O filmde gencecik yaşında Oscar’a kavuşan Lawrence, bu kez güçlü bir kadın karakter çiziyor perdede. Çocukluğundan beri bir şeyler keşfetmeye meraklı Joy, hayatındaki zorluklara rağmen dimdik durmasını bilir. Nedir o zorluklar: boşandığı eşi, sorunlu annesi, yaramaz iki çocuğu ve belalı bir baba. Joy, hayallerinin peşinde koşmaktan yorulmuştur artık, onları yakalamaya karar verir. Russell’ın yeni filminin de Oscar potasında olduğunu söylememize gerek yok. Filmin ve Lawrence’ın performansının Altın Küre’ye aday gösterildiğini de ekleyelim.
(5 üzerinden 3 puan)

BUZDAĞINI GÖREMEMEK
“BÜYÜK AÇIK”

Beyzbol dünyasında geçen “Moneyball”da, istatikler yani rakamlar denizinde gerçek duyguların peşinde koşan yazar Michael Lewis, “The Big Short” kitabıyla da bu filmin yaratılmasında baş aktör olmuş. 2000’lı yılların ortalarındayız. Küresel ekonomide yaklaşan büyük çöküşü kimlerin önlemeye çalıştığını, kimlerinse görmezden geldiğini anlatıyor film. Bu haliyle J.C. Chandor’ın 2011 tarihli “Margin Call”ını anımsatıyor. Ama başrolde gerçekten büyük yıldızlar var. Brad Pitt, Christian Bale, Ryan Gosling ve Steve Carell gibi. Filmde hepsi “peruğunu kapan koşmuş” diyebileceğimiz bir imajla karşımızda. Ama bu ciddi bir film. Modern bankacılığın nasıl işlediğini ve bazen nasıl işlemez hale geldiğini ikna edici biçimde ele alan “Büyük Açık”, biraz geç de olsa Oscar potasına girmiş durumda. Will Ferrell’lı komedileriyle hatırladığımız Adam McKay’in, getirdiği sistem eleştirisiyle taşı gediğine koyduğunu söyleyenler çoğunlukta. Ciddi bir konu anlatmasına rağmen yapımın Altın Küre’ye müzikal/komedi dalında aday gösterildiğini de not düşelim.
(5 üzerinden 3 buçuk puan) 

HABABAM SINIFI’NI MUMLA ARAMAK
“AMMAN HOCAM”

Haftanın komedisi bir Fransız yapımı. Mezunlarını üniversiteli yapma oranıyla ülkenin en kötü lisesi seçilen bir okulda, öğrencilerin ilgisini ne çekebilir: elbette en az onlar kadar kötü öğretmenler!.. Evet, bize de mantıklı gelmedi ama filmde iyi öğretmenleri bulup getiren ancak sonuç alamayan okul yöneticileri çaresiz kalmış olmalı.. Vasat komediyi sadece eski lise günlerindeki haytalıklarını özleyen bugünün yetişkinlerine önerebilirdik ama onu da yapamıyoruz malesef.
(5 üzerinden 2 puan) 

HAFTANIN “ŞEY”İ
“SEVİMLİ TİLKİ”

Haftanın animasyonu ise gayet yetenekli bir ajan olan tilki F.O.X’un Havuç Şehri’ndeki maceralarını anlatıyor. Ajanımızın derdi, iyi kalpli tavşanların arasına sızmış olan sahte tavşanı bulmak. İlginizi çektiyse ve animasyon meraklısı küçük bir çocuğunuz varsa bile lütfen tek başınıza filme gidiniz, ona bu kötülüğü yapmayınız. (5 üzerinden 1 buçuk puan) 

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun