Arap beyin göçünün sorumlusu kim? – Fikrikadim

Arap beyin göçünün sorumlusu kim?

Beyin göçünün tek suçlusu Arap rejimleri değil. Para odaklı hareket eden, ilkesiz aydınlar, başka aydınları baskı altına alıp ezmeye çalışarak beyin göçünün artmasında önemli rol oynuyor. Yüzleşilmesi ve çözülmesi gereken sorun işte bu.

Abdussettar Kasım

Abdussettar Kasım

“Beyin erozyonu” diye adlandırdığımız Arap dünyasındaki beyin göçü problemi, üniversitelerde okutulan pek çok programda akademisyenlerce ele alınıyor. Aynı konu medyanın da gündeminde. Gazeteciler, Arap ülkelerinde her alanda kalkınmayı önemli ölçüde etkileyen olumlu ve olumsuz etmenlerin üzerinde duruyorlar.

“Arap toplum yapısından kaynaklanan sosyal baskılar, bir takım dinî şartların ve ekonomik zorlukların getirdiği baskılar gibi Arap aklının dışarıya göç etmesine sebep olan pek çok farklı etmen var. Diğer taraftan Batının göreceli ekonomik refahı ve özgürlükleri de cezbedici birer faktör.” Abdussettar Kasım

Beyin göçünün en önemli nedeni olarak genellikle siyasî faktörler üzerinde yoğunlaşan akademisyenlere göre, ilim-irfan ehline baskı uygulayan ve bu kesime karşı nefret besleyen siyasi iktidarlar, aydınları, ilim adamlarını, düşünürleri ve akademisyenleri sindirerek bu kişilerin kendi istekleriyle göç etmelerini sağlamaya çalışıyor.

Söz konusu rejimler açısından önemli olan nokta, âkil insanların ülkelerinde güven ve huzur duymalarını engelleyerek, onları kucaklayıp gözetecek, onlara huzurlu ve güvenli bir yaşamın yollarını açacak Batılı ülkelere gitme kararını bizzat kendilerinin almalarını sağlamak.

Elbette Arap toplum yapısından kaynaklanan sosyal baskılar, bir takım dinî şartların ve ekonomik zorlukların getirdiği baskılar gibi Arap aklının dışarıya göç etmesine sebep olan pek çok farklı etmen var. Diğer taraftan birçok Batılının içinde olduğu göreceli ekonomik refah ve Batılı toplum yapısını ayrıcalıklı kılan özgürlükler de cezbedici faktörler arasında.

Aydınların aydınlara baskısı

Fakat akademisyenlerin neredeyse hiç dikkat çekmedikleri önemli bir faktör daha var, o da aydınların aydınlara uyguladığı baskı. Beyin göçü olgusundan nefretle bahseden akademisyen ve aydınlar, çoğu zaman bu sorunun tırmanmasında bizzat etkili olarak nice yeteneğin yurt dışına kaçmasında rol oynuyor.

Sosyal, siyasal ve ekonomik çevrenin kendini dayatan bir yapısı vardır. Bireyin kültürünü, davranış biçimlerini, sorun ve endişeleri ele alış tarzlarını oluşturan hep odur. Eflatun, Aristo, Hobbes, Locke, Rousseau, Farabi ve İbn-i Sina gibi tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün düşünürler çevrelerinden, kendi halklarının kültüründen ve sosyal yapısından etkilenmiş, genellikle küçüklüklerinde ne öğrendilerse yazılarına, görüşlerine ve teorilerine onları yansıtmışlardır.

Kimse eğitimsel kökeninden tamamen kurtulduğunu ve küçükken aldığı eğitimin artık hayatının farklı alanlarında bir etkisinin olmadığını kolay kolay iddia edemez. Bu da demek oluyor ki Arap insanı da dünyanın diğer düşünür, aydın ve akademisyenlerinden farklı değildir; o da çevresinden ve etrafındakilerden etkilenir. Karakter, çoğu zaman sonradan edinilen huylara galip gelir.

Arap insanı otoriter ve baskıcı bir siyasal-sosyal ortamda büyümüştür. Dolayısıyla küçüklüğünde öğrendiği şeylerden etkilenmemesi mümkün değildir. Arapların toplum yapısı hâlâ kabileciliğe dayanır. Bu bağnaz ve dışlayıcı yapı, kabilecilikteki “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışına sıkı sıkıya bağlıdır ve kabilenin veya partinin çıkarını, milletin çıkarından üstün tutar. Öte yandan, siyasî yapı da baskıcı ve otoriterdir. Her an milletin çıkarlarını feda edip kendi çıkar ortaklarına sığınmaya hazırdır.

Bugün pek çok Arap aydını kendi ülkelerinde bir takım sivil toplum kuruluşlarını yönetiyor. Çoğu Batılı finansörleri, bu örgütleri kendi politikalarına uygun bir şekilde yönetmeleri karşılığında onların emrine büyük paralar tahsis ediyor. Söz konusu aydınların bu vazifeyi kabul etmesinin birçok farklı sebebi var, ki buna ekonomik saikler de dahil.

Web siteleri kuran nice aydın var. Bunlar, yayınlanacak içeriklere kendi değer ölçütlerine göre karar veriyor. İktidara veya diğer partilere ait web sitelerini para karşılığında yöneten aydınlar da var. Aynı şekilde bunlar da siteye koyacakları içerikleri daha önceden belirlenmiş ölçütlere göre seçiyor.

Bu aydınlar, genellikle finansörlerinin (ki finansörün yabancı veya Arap olması bir şey değiştirmiyor) politikası doğrultusunda bir perspektif geliştiriyor. Sonra da yönetimleri altında bulunan web sitesi veya STK’da sesini duyurmaya çalışanların, mutlak gerçeklikmiş gibi benimsedikleri bu perspektife bağlı kalmasını bekliyorlar.

Aydınların ötekileştirmesi

Sivil toplum kuruluşlarını ve haber portallarını şöyle bir inceleyecek olursak, bazı aydın ve düşünürlerin buralarda boy gösteremediklerini de görüyoruz. Bu kuruluş ve siteleri tekellerinde tutan kendi yandaşları ve yazarları var. Diğerlerinin boy gösterdiği site veya kuruluşlar da bu taraftakilere yer vermiyor. Her kesim diğerine yasak koyuyor. Dolayısıyla bazı görüş ve fikirlere yasak koymak sadece bir tarafa özgü bir uygulama değil.

Aynı şeyi herkes yapıyor ve gerekçeler de hep aynı. Asıl amaç, milletin bütününü ilgilendirmeyen ve ülkenin kalkınmasına da hiçbir katkısı olmayan bir takım özel sebeplerden dolayı bir görüşün diğer görüşe karşı hâkimiyet kurmasını sağlamak. Elbette önemli olan, görüş sahibinin görüşlerini yayabilmesi. Ne var ki ortada öteki görüşün engellenmesi gibi bir ayıp var. Kimilerini televizyona çıkaran kimilerini de engelleyen, iktidarınki dışında görüş kabul etmeyen Arap kanallarında buna sıkça tanık olmaktayız.  Hatta aynı görüş ve eğilimden olmayan birini ekranlarına konuk etseler bile sunucu, konuğunun söylemek istediği şeyi tam olarak söylemesini önlemek için sözlerini defalarca kesiyor.

Kuşkusuz bu, fikirleri sindirme ve farklı bakış açılarının üstünü örtme yönünde bir politika. Arap çevrelerini olumsuz etkileyen, kin ve nefret kapılarını açan ve nihayet kanlı iç çatışmalara sebep olan çirkin ve rezil bir siyaset…

“Beyin göçünün sebeplerinden biri de aydınların aydınlara uyguladığı baskı. Beyin göçü olgusundan nefretle bahseden akademisyen ve aydınlar, çoğu zaman bu sorunun tırmanmasında bizzat etkili olarak nice yeteneğin yurt dışına kaçmasında rol oynuyor.” Abdussettar Kasım

Üzücü olan ise aydınların bu baskıcı ve ötekileştirici siyasete alet olmalarıdır. Söz, demokrasi ve çoğulculuğa gelince mangalda kül bırakmayan aydınlar, kendi meslektaşlarına bu baskıları reva görüyor; aslında teoride destekledikleri davranış biçimini pratikte tepetaklak ediyorlar.

Belki de bunun köklerini, herhangi bir ilkeye bağlı olmayan oportünist-fırsatçı eğitim şeklinde aramak gerekir. Zira bu eğitim, şahsî çıkarlar için ilkeleri feda etmeye her zaman hazırdır. Arapların mahvoluşu pahasına kendini Arap rejimlerine ve yabancı güçlere satmaya hazır aydın tipini yetiştiren de yine bu eğitimdir. Bu tip aydınlar, birkaç kuruş karşılığında milletine ihanet etmeye hazırdır.

Şu anda birçok sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerini inceleyecek olursak, bunların politikalarının ve bilimsel araştırmalarının büyük oranda Batılılara hizmete yönelik olduğunu, Batılıların siyasî plan ve uygulamalarında bu çalışmalardan istifade ettiklerini ve böylece Arap siyasî iradesi üzerindeki hakimiyetlerini pekiştirdiklerini görürüz.

Bilgi simsarları

Ne yazık ki bazı Arap aydınlar, araştırmacılar ve ilim adamları planlama ve uygulama yeteneklerini geliştirebilmek için Arap kültürü ve toplumunu incelemeye önem veren, zengin Batılı ülkelere gönüllü olarak hizmet ediyor. Birçok Avrupa ülkesi ve Amerika, kültür emperyalizminin ekonomik veya klasik emperyalizmden daha etkili olduğunun bilincinde. Çünkü bu tür emperyalizm, hedeflenen kişiye Batılı bir eğitim vererek onu, Batıya duyduğu hayranlıktan dolayı vatanını ve halkını terk edebilecek bir kıvama getiriyor.

Söz konusu ülkeler, insanları ait oldukları kültürden vazgeçirmek, onların kendi vatanlarına ve halklarına olan bağlılıklarını daima kendi çıkarını önceleyen Batılı ülkelerin lehine koparmak için kültürel emperyalizmi kullanmışlardır. Arap aydınlar, yazarlar ve akademisyenler ise bu gayeyi gerçekleştirmek için kullanılan birer araç. İnsanlar, Batılı araştırmacı ve akademisyenlere şüpheyle yaklaşıyor ve bilimsel araştırmaların gerektirdiği şekilde onlarla işbirliği yapmıyor. Dolayısıyla Arap toplumu hakkında gerçek bilgi toplayamayan Batılılar açısından, bilgi simsarı Araplar bulmak, para harcamaktan her zaman daha kârlı bir yol.

Arap araştırmacı toplumun bir evladıdır ve bir dereceye kadar onun güvenini kazanmıştır. Hiçbir kuşku uyandırmadan vatandaşların arasına girebilir ve bu yönüyle, Batılı meslektaşından üstündür. Batılı ülkeler, bilgi simsarı olarak kendileriyle işbirliği yapacak çok sayıda aydın ve akademisyen bulabiliyor. Onlar parayı veriyor, Arap araştırmacı da bilgi sunuyor. Kâr getirecek değerli bilgileri bizzat kendisi veren Arap araştırmacı, bu sayede patronunu sivil toplum kuruluşlarına para harcamaktan kurtarmış oluyor.

Bildiğim kadarıyla bazı İslamî gruplara bağlı İslamcılar var ve bunlar İslamî hareketler hakkında ilmî araştırmalar yaparken ellerinden geleni esirgememiş insanlar. Ne var ki bu kişilerin yaptıkları araştırmalar, Batılı siyasetçilere izleyecekleri politikayı netleştirmeleri ve kaynağından alınmış bilgilere dayandırabilmeleri konusunda yardım ediyor.

Demokratik kuruluşlar

Arap dünyasında demokrasiyi yaygınlaştırmak için kurulmuş vakıflar ve sivil toplum kuruluşları var. Bunlar her ne kadar realitede ve kuruma  personel alırken pek demokrat bir tutum sergilemeseler de çok sayıda aydın, demokrasiye Arapların yaşadığı siyasî çıkmazlardan kurtuluş yolu olarak bakıyor ve demokrasiyi yayma çabalarına toz kondurmuyor.

Bu aydınlar kendi yanlarında çalışanları işe alırken torpile ve adam kayırmacılığına başvuruyor, eğitim kalitesinden şikayet eden çalışanlarına baskı uygulamaktan geri durmuyor ve istedikleri araştırmalarda seçici davranıyor. Hiçbirinin demokratik rejimin kusurlarını ele alan bir araştırmayı makbul saydıklarını göremezsiniz. Onlara göre kabul edilebilir araştırmalar, son tahlilde demokratik rejimin en üstün siyasî rejim olduğunu ve kucaklanması gerektiğini söyleyen araştırmalar.

Deneyimlerim bana, bir akademisyenin yazdığı makale ya da yaptığı araştırmanın son derece hassas, mantıklı ve bilimsel dahi olsa, site veya STK sahibinin görüşüne uymayan tek bir satırdan dolayı yayınlanma şansını kaybedebileceğini gösterdi. Bir araştırma kuruluşu, Şeyh İzzettin el-Kassâm ile ilgili bir kitabımı Hacı Emin el-Hüseynî’nin 1935 yılında Filistin Devrimi’ni başlatma konusunda Şeyh Kassâm ile işbirliği yapmadığını söyleyen bir cümlemden dolayı yayınlamayı reddetti. Başka bir site, bir makaleyi, daha okumadan, sadece başlığından dolayı yayınlamayı reddetti ki başlık bazen ironik anlamlar taşıyabilir. Yine başka bir site Müslüman teröristlerin çoğunluğunun Şii kesimden olmadığını iddia eden bir makaleyi reddetti. Buna benzer birçok örnek var.

Sonuç olarak, para için kendilerini helak eden ilkesiz aydınlar, başka aydınları baskı altına alıp ezmeye çalışarak beyin göçünün artmasında önemli rol oynuyor. Kendilerini medya patronlarına adamış gazeteciler ile Arap istihbarat teşkilatlarıyla çalışan aydınlar, bu açıdan çıbanın başını teşkil ediyor.

Beyin göçünün tek suçlusu Arap rejimleri değil. Aksine, her daim Arap aklını baskı altında tutmaya çalışan akıl sahipleri var. Asıl yüzleşilmesi ve çözülmesi gereken sorun da işte bu.

Kaynak: Aljaazera

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun