“İttifak ABD’nin değişen Ortadoğu politikasına uyum sağlama çabası” – Fikrikadim

“İttifak ABD’nin değişen Ortadoğu politikasına uyum sağlama çabası”

Ayşe Karabat

Ayşe Karabat

Türk-Arap Diyaloğu Platformu Genel Sekreteri ve eski Cumhurbaşkanı Gül’ün danışmanı Erşat Hürmüzlü’ye göre, Suudi Arabistan’ın öncülüğünde bir araya gelen 34 İslam ülkesinin teröre karşı ittifak oluşturması, ABD’nin değişen Ortadoğu politikasına uyum sağlama çabası. Hürmüzlü’ye göre, ittifak bir iyi niyet beyanı.

Türk-Arap Diyaloğu Genel Sekreteri, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dış politika danışmanı Erşat Hürmüzlü’ye göre, ABD’nin Ortadoğu politikası değişti. Bu yeni politikanın merkezinde “Güvenliğime kim dokunmuyorsa, yolunu açabilirim” anlayışı var. Bu politika değişikliği de İran’ın bölgede etkisini arttırmasına neden oldu.

Fakat yine de Hürmüzlü’ye göre, 14 Aralık’ta Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan ve Sünni 34 ülkenin dâhil olduğu terörle mücadele ittifakını mezhep temelli bir yapılanma olarak görmemek gerek. Bu yapılanma daha çok, ABD’nin de uzun süreden beri istediği bir biçimde ‘teröre karşıyız’ beyanında bulunma ve onunla mücadele etme arayışı.

Hürmüzlü, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşme sürecine girmiş olmasının Arap ülkeleri tarafından olumlu karşılanacağını düşünüyor ve Ankara-Kahire ilişkilerinin normalleşmesi için de olumlu sinyaller geldiğine dikkat çekiyor.

Suudi Arabistan öncülüğünde 34 ülkenin katılımıyla teröre karşı İslam ittifakı adı altında yeni bir oluşum ilân edildi. Fakat bu, Sünni bir yapılanma olarak algılandı. Nedir bu oluşum?

Riyad’da ilan edilen bu oluşum, bir mezhep için ya da başka bir mezhebe karşı bir oluşum değil. Bu teröre karşı İslam ülkelerinin bir araya gelmesi. Ayrıca Irak’ta durum şöyle, Suriye’de bunlar, diye ortaya çıkmış bir şey de değil bu. Genel olarak ‘biz teröre karşıyız. Buna karşı sesimizi yükseltelim” arayışı. Üstelik bence gecikmiş bir hareket. Biraz da sitem etmek gerek bu nedenle. Arap Birliğinde 22 ülke var. İslam İşbirliği Teşkilatında da 57. Şimdiye kadar neden teröre karşı seslerini yükseltmediler? Bir sorun olduğunda hep konu konu ele alındı.Terör terördür. Terörün aması yoktur. Bu şekilde bakmak lazım. Bazı ülkelerde benim terörüm, senin terörün oluyor. Lübnan’da Hizbullah ile ötekiler, Yemen’de İran’ın müdahalesi. Bu konular mezhepsel bir görünüm verebiliyor. Bunların içinden çıkıp “biz şimdi mezhepleri bir tarafa bırakalım. Biz hepimiz İslam ülkesiyiz. Terörü karşıyız demek gerekir.” Bu da oldu. Bu bir askeri pakt değil, gördüğüm kadarıyla. Zaten Türkiye de asker vermiyoruz dedi. Bu bir iyi niyet tecellisi, bir iyi niyet ilanıdır. Pakistan, Lübnan ‘benim haberim yoktu ama ismimiz var’ dediler. Çok ciddi bir şekilde örgütlenmiş, iç tüzüğü yazılmış bir olaya benzemiyor. Bu, ‘Biz İslam ülkeleri olarak teröre karşıyız. Bizi terörle birlikte sınıflandırmayın. Sizin kadar hatta sizden daha çok teröre karşı olmamız gerek ve bunu ilân ediyoruz,” demek.

Bir araya gelen bu ülkelerin ortak olduğu bir terör tanımı var mı? Neyin ve kimin terör yaptığı konusunda bir fikir birliği var mı?

34 ülkenin katılımı olduğu söylendi. Suudi Arabistan Savunma Bakanı ki kendisi ikinci velihattır, bu oluşum ilan ederken on ülke daha buna ilgi gösteriyor, dedi. Neredeyse 44. İkisi üçü girmezse 40 ülke. Büyük bir teşkilat bu. Böyle bir ilan bizatihi önemlidir. İnsanlara ve insaniyete karşı cinayet işleyen teröristtir. Etnisitesine, mezhebine bakmamak gerekir. Bunda anlaşırsak o zaman bu çalışmalar başarılı olabilir.

Obama doktirini, ‘Ortadoğu petrolüne olan bağımlılığımız azaldı, Ortadoğu sorunlarını kendi kendine çözsün, bu konuda oluşabilecek riskleri de göze alıyorum’, üzerine kurulu. IŞİD ile mücadele de sınırlı davranma var. Biraz, ‘kendiniz şekillendirin’ diye bakıyor meseleye. Arap ülkeleri nasıl bakıyor bu ABD politikasına?

ABD’nin bu meseledeki tutumu benim gördüğüm kadarıyla petrol ya da ekonomik ilişkiler üzerinden değil. Güvenlik üzerinden. Ben bu konuda bir rapor yazmıştım. ABD’nin İran’a karşı geleneksel bir politikası vardı. Şah rejiminden sonra gelen Şii yönelimine karşı. ABD, şer ekseninden söz ediyordu. İran, Suriye, Kuzey Kore. Ama 11 Eylül’den sonra Taliban, Kaide, Nusra, hatta Saddam Hüseyin rejimi. Hepsi Sünnidir. ABD politika değiştirdi. Irak’ta, İran’nın elini rahatlamak da oradan kaynaklandı. Sünni-Şii arasındaki bir itilaf olarak değil, kendi güvenliğine tehdit nereden geliyorsa, oradan baktı. Kendi güvenliğini tehdit etmeyen, iyi devam edebilir. Ambargolar kalkabilir. Ekonomiden çok, güvenlik meselesidir, ABD’nin Ortadoğu’daki politika değişikliği. Bunun bir nedeni de bu bölgede yaşayanlardır. Bu gerçeği görmediler. Terör filizleri başladığında imha ederek daha demokratik bir biçimde insanları eğitmeyerek. Ama şimdi 34 ülke bir araya geliyor ve teröre karşı sesimizi yükseltelim diyorlar ve doğru yapıyorlar. Bizim eğitimimiz buna müsaade etmesin diyorlar. Bakın Suudi Arabistan’da kadınlara yerel seçimlerde seçme seçilme hakkı tanındı. Kadınların araba kullanmasına izin verilmiyor, bu nedir ki diye küçümseyenler olabilir. Fakat bu doğru bir şeydir ve gelişebilir.  Nasıl Mısır’ da ciddi seçimlere gitmek meselesi konuşuluyor, Irak ta Saddam Hüseyin’den sonra seçim oldu. O yere gelebilir bu bölge. O yere geldiğinde de kurtulur, bu bölge.

Arap ülkeleri, Rusya’nın, Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’deki varlığını daha da kalıcı hale getirmişini nasıl okuyorlar?

Endişeyle. Yanlış zamanda yanlış mekanda olduğunu düşünüyorlar. Bunu da Rusya’ya söylediler. Nötralize edebilmek için çalışmalar yaptılar. Daha çok anlaşma, ekonomik ilişkileri güçlendirme önerdiler. Rusya’ya mükafatlar önerdiler, agresif bir biçimde bölgeye dönüşünü engellemek için. Rusya’nın Tartus’ta askeri üssü vardı. İkincisini yapıyorlar. Hazar denizinden Suriye’ye güze atılması Batı’ya da Arap ülkelerine de bir mesajdır; biz varız ve istediğimiz zaman orada oluruz. Buna karşı pragmatik şeyler yapmak gerekir. Arap basını için yazdığım köşe yazılarının birinde buna ahlaki pragmatizm demiştim. Reel politikayı takip ederek ama ilkelerden de vazgeçmeyerek. Buna Arap ülkelerinin de, Türkiye’nin de ihtiyacı vardır.

Suriye’de bir çözüm olması için gerekli zemin oluştu mu sizce? Bu iç savaşı vekalet verdikleri uzantıları üzerinden yürüten güçler, ‘evet artık çözüm gerek’ noktasına geldiler mi?

Artık gelindiğini düşünüyorum. Birinci günden görüldü ki siyasi çözüm şart. Arap ülkelerinin bir kısmının, Suriye muhalefetinin bir kısmının o yönde çalışmaları oldu. Siyasi çözümün artık ortaya çıkması kararı verildikten sonra, muhalefetin şartları kolaydır. Yapılabilir. Suriye muhalefetine koordinatör olarak eski Suriye Başbakanı’nın atanması iyi bir mesajdır. Hem o tarafta hem bu tarafta Suriye lehine çalmışmış bir insanın siyasi çözümde yardımcı olabileceği önemli bir mesajdır.

Türk-İsrail ilişkilerinin normalleşmesine Arap ülkeleri nasıl bakıyorlar?

Türkiye İsrail ilişkileri normalleşirse bu en çok Arap ülkelerinin lehinedir. Türkiye, Filistin-İsrail görüşmelerinde her zaman pozitif bir rol oynamıştır.

Yalnızca Filistin meselesi yüzünden mi?

Bu bölgede olan bütün çarpışmaların nedeni Filistin meselesidir. Böyle bakmak lazım. O çözülürse, imkânlar halkların refahı için kullanılır. Eğitim, bilim, sanat, daha çok demokrasi için. Fakat Türk-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi için bir engel var o da Gazze’ye yönelik ambargo. O da çözülebilir. Siyasette bu konular vardır. Adamlar der ki mesela, ‘bina inşaat malzemelerindeki ambargoyu kaldıralım.” Bizimkiler de ‘bu doğru istikamet’ der. Hepimizin gönlünden geçen elbette bütün ablukanın kaldırılmasıdır. Ama siyasette talep et ve al revaçtadır. Zinhar kabul etmem değil. Talep et, al, sonra daha fazlasını talep et. Yoksa isteklerimin tamamını kabul etmezsen ben seninle yokum, demek değil. Netenyahu’nun özür dilemesinden sonra bir anlaşma zemini oluşmuştu. Ticaret hacmi 6 milyar dolara çıktı. Pragmatik düşünmek gerekir.  Aksi takdirde İsrail, Mısır başka ülkeler Akdeniz’ in doğusu hep Yunanistan ile işbirliği yaparsa ve Türkiye’nin karşısında yer alırsa bu lehimize olmaz. Bunun önlemlerin almamız gerekir herhalde.

Türk-Mısır ilişkileri de normalleşme sürecine girmek üzere mi sizce?

Mısırdan iyi sinyaller gelmeye başladı. Aradan 4 sene geçti.  Pragmatik bakmak gerekirse, böyle bir konjonktürde Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri bu ülkelerin ayrışma içinde olmaları doğru değil.

Neden?

Akdeniz bölgesinin selameti bu ülkelerin işbirliğine bağlıdır. Bu çok önemlidir. Bunu İran’a karşı bir blok olarak söylemiyorum. Doğu Akdeniz bölgesinde sıkıntıların ortaya çıkmaması için bu ülkelerin beraber olması gerekir. Bu yönde de iyi sinyaller gelmeye başladı.

Kaynak: Al Jazeera

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun