Mustafa Kutlu ve Dergah – Fikrikadim

Mustafa Kutlu ve Dergah

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Gazetemizin 8 Aralık 2015 tarihli nüshasında yer alan “Kaptan köşkünde nöbet değişimi” başlıklı haberi, arkadaşlarımın uyarısıyla bir sonraki gün görebildim.

Mustafa Kutlu’nun, Mart 1990’dan bugüne çıkardığı Dergah dergisinin yazı işlerini bırakmasıyla ilgili olan o haberi, “Editör” imzalı olduğuna göre, demek ki sevgili Ayşe Olgun bizzat yapmış.

Konu edebiyat ve isim Mustafa Kutlu’ysa, elbette haber olur. Olgun’un bu konulardaki özel dikkati ve özenli dili de hep takdir edilegelmiştir zaten.

Haberi okuyunca hüzünle karışık bir şaşkınlık yaşamadığımı söylersem yalan olur. Kutlu’nun son yazısına tekrar bakınca rahatladım ama biraz.

“Ulan elektirik tam da kesilecek zamanı buldun” diyordu ya orada, bu önemliydi.
Kutlu’yu yakından tanıyanlar iyi bilirler. “Ulan” diye başlıyorsa bir cümleye orada tatlı-sert bir ironiyle incelmiş dipdiri bir bakışın tepkisi var demektir.

“(B)en iylikten yanayım. O ne, o? İylik-sağlık” da diyor ya işte. Bununla, spekülatif gibi görünen ama olmazsa olmaz bir insani haslete dikkat çektiğine göre, kaleminin onun elinde olmaktan neşe duyduğuna hükmetmeniz mümkündür.
Zaten olan neydi ki? Yazı işlerini bırakması değildi, dergideki yazı işlerinin yükünü bırakmasıydı.

Yaklaşık bir ay önce Sultanahmet tramvay durağındaki teşehhüt miktarı süren konuşmamızda da bunun işartlerini vermemiş miydi?
O gün, Özkan Gözel’le birlikte Süleymaniye’ye doğru hareketlenmiştik ki, durakta bizi gördü, kenara çekti; söz arasında, onu buralara gelmelere bile yüksündüren bir yorgunluk hissettiğini söyledi.

Musta Kutlu adıyla yorgunluk kelimesinin pek bağdaşmadığını ben de biliyorum.
Ama hayat yormaz mı insanı? Hayat dediğimiz şey yazıdan, dergiden, kitaptan ibaret olsa hadi neyse; “meslek gereği” der, sineye çekersiniz.

Ama hayat aynı zamanda bir ilişkiler toplamıdır ve asıl bu yorar insanı. İnsanlara laf anlatmak, kaynağı çoğu zaman belirsiz olan sitemleri doğru karşılamak, nedenini bir türlü anlayamayacağınız kimi düşmanlıklara maruz kalmak, dahası siz olgunlaşmış yaşınızın verdiği onca tecrübeyle yaşayıştaki aşırı hızı yavaşlatmaya çalışırken, çevrenizdeki gençlerin o aşırı hızı daha çok artırma tutkularına tanık olmak… Yorar bunlar, vallahi en gamsız ve rahat görünenleri bile yorar.

Haberdeki şekliyle, “İlk sayısını Mart 1990’da çıkardığımız Dergah Dergisi’nin yazı işleri görevinden ayrılıyorum. Tanıyanlar bilir, uzun vedaları sevmiyorum. Görevi Ali Ayçil yürütecek. Ayçil’in ismini Asım Erverdi’ye ben teklif ettim. Tüm sorumluluk artık ona aittir. Bu yirmi beş yıl nasıl geçti? Rüzgar gibi. Geçen zaman içinde kimin kalbini kırdım, kimi üzdüysem hakkını helal etsin. Ben eğer varsa hakkım, helal ediyorum. Cenab-ı Hak yar ve yardımcımız olsun.” diyerek söz konusu yorgunluğu, kayıtlı hale getirmiş, deyim yerindeyse resmileştirmiş Kutlu.

Belli ki, ilk doğru değerlendirme de asli, en esaslı yoldaşından gelmiş. Demiş ki Ezel Erverdi, “Yöneticilikten emekli olunur ama yazarlıktan asla. Okuyucuları gibi ben de yeni kitaplarını bekliyorum.”

Bunlardan bakınca, olanın doğal haliyle oluşuna rağmen, yine de o kör olası hüzünün yakanıza yapışmasına neden engel olmadığınız biraz biraz anlaşılıverir.

Elbette Mustafa Kutlu dinlenecek. Onca hikaye kitabının, o dev ansiklopedinin, geçmişte Hareket, şimdi ise çeyrek asırlık Dergah dergisinin ağır yükleri içinden geçmenin bir gereği bu.

Ağır bir gerçek daha var ama burada işte, som bir gerçek, bir caminin sütununa toslamışçasına sizi sersemletecek, dağıtacak bir gerçek: Mustafa Kutlu dinlenmek üzere ailesi içinde kendi kendisiyle olacak, siz ise onsuz olacaksınız.
Mustafa Kutlusuz olmak! Özenle işlenmiş bir çeşm-i bülbülün elinizden kayıvermesi gibi; onunla karşılaştığınız, sigaraların ince dumanları, tavşan kanı çayların sıcaklığı içinde sanata, edebiyata ve hale ilişkin konuştuğunuz o mekanların birden bire renksizleşivermesi gibi…

Hayır hayır, söz böyle böyle akarsa, hakimiyet hüznün olur. Aklımız, gerçeğimiz ve dualarımızdır bize ondan çok daha fazla lazım olan.

Ayçil’in söyleyişiyle “Dergah dergisi… bir anlamda edebiyatımızın kaptan köşküdür.” Kutlu onun banisidir ki, emanet etmesi de onun hak ve tasarrufudur.

Dahası, o edebiyat adına düşünen, eyleyen herkesin kaptanıdır; asla ve asla köşklerin kaptanı değil… Köşklerin kaptanı olmayı seçseydi kimsenin kaptanı olamazdı zaten.

Kaptan halen odur; edebiyatın kaptan köşkü olarak Dergah ise ayaktadır. Lütfen kelimeler arasındaki farkın farkında olalım.
Dolayısıyla Mustafa Kutlu aramızdadır, hissetmeyi bilirsek yanıbaşımızdadır.
Dualarımızdadır ve umarız ki bizler de onun dualarındayızdır.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun