Maçlardaki saygı duruşları neden yuhalanıyor? – Fikrikadim

Maçlardaki saygı duruşları neden yuhalanıyor?

“Utandım. Tabii ki çok utandım. Stadyumda bulunan seyirciler adına utandım. Türkiye ve Türk insanı adına utandım.”

Türkiye ile Yunanistan arasında İstanbul Başakşehir Fatih Terim Stadyumu’nda dün oynanan hazırlık maçını izleyen gazetecilerden birinin sözleri bunlar…

Maçın başlama vuruşu öncesinde Paris’teki katliamda ölenler anısına saygı duruşu yapılmış, saygı duruşu sırasında tribünlerden ıslık ve tekbir sesleri yükselmiş, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları atılmıştı.

Bundan önce, Yunanistan milli marşı çalınırken de ıslık sesleri duyulmuştu.

Milli takım kaptanı Arda Turan ve Mehmet Topal seyircileri el işaretleri yaparak susmaya davet etmiş, ancak bu çaba da bir netice vermemişti.

Milli Takımlar Sportif Direktörü Fatih Terim, maçın ardından kameraların karşısına geçti ve “Ölmüş insanlar için saygı duruşu yapıyoruz. Bir dakika sabredemiyor muyuz?” diyerek yaşananlara tepkisini dile getirdi.

Terim, “Niye ülkemize bunun için kötü baksınlar? Barış ve kardeşlik için kullanılabilecek en önemli enstrüman spordur” diye konuştu.

Dünyanın bir diğer noktasında Londra’da Wembley Stadyumu’nda oynanan İngiltere – Fransa dostluk maçında ise İngiliz taraftarlar, Fransızlarla birlikte hep bir ağızdan Fransız milli marşını söylüyor, bir dayanışma görüntüsü çiziyordu.

Olası saldırı tehditleri nedeniyle aynı gün iki maç, Almanya – Hollanda ve Belçika – İspanya karşılaşmaları ise iptal edilmişti.

Hal böyleyken, İstanbul’daki stadyumdan yükselen tepkinin nedeni neydi?

‘Acınızı paylaşmıyoruz demek’

Spor yazarı Bağış Erten’e göre, “Bu bir tavır. Çok açık bir şekilde, ‘Biz sizin acınızı paylaşmıyoruz’ demek istiyorlar.”

Erten, bunun iki şekilde yorumlanabileceği görüşünde:

“Bir, ‘Biz ne acılar çektik, siz bizim acılarımızı paylaştınız mı? Ne olursa olsun, acılarımız ortak değil.’ diyen tepkisel bir durum. İkincisi ise daha kötü bir tavır: ‘Böyle bir acıya saygı duymuyorum.’

“Durum buysa, bu bir nefret suçudur, insanlık suçudur. Bunu ne anlayabiliriz ne de anlatabiliriz.”

Milliyetçilik ve futbol konularındaki araştırmalarıyla da bilinen yayıncı Tanıl Bora ise olay anında stadyumda bulunmadığı için “ihtiyat payıyla konuştuğu” notunu düşerek şu değerlendirmede bulunuyor:

“Bu tepkiyi verenlerin bir kısmı, sanıyorum, Paris’te öldürülenleri ‘değersiz canlar’ olarak gördüğü için bunu yapmıştır.

“Gavurlardır veya yabancılardır. Bizden olmayanlardır. En azından dostumuz olmayanlardır. Kimisi ‘gebersinler’ diye bile düşünür, kimisiyse ‘bizi ne ilgilendiriyor’ demiştir.

“Bir kısmının ise ideolojik diyemeyeceğimiz daha genel, sıradanlaşmış bir saygısızlıkla, bir kayıtsızlıkla, lümpen bir eğlence havası içinde ıslıklamış olabileceğini zannederim.”

İlk değildi

İstanbul Başakşehir Fatih Terim Stadyumu’nda yaşananlar birçok insan için ne kadar “utanç verici” olsa da türünün ilk örneği değil.

10 Ekim’de yüzü aşkın vatandaşın ölümüyle sonuçlanan Ankara katliamından yalnızca üç gün sonra Konya’da oynanan Türkiye-İzlanda maçı öncesinde de benzer görüntüler söz konusu olmuştu.

Ölenler anısına yapılan saygı duruşu sırasında tribünlerden yine tekbir ve ıslık sesleri yükselmişti.

Neden iki ayrı katliam sonrasında, iki farklı kentte, birbirine bu kadar benzer tepkiler bir futbol maçı öncesinde ortaya kondu?

Yani futbol seyircisinin profili ile bu tür tepkiler arasında bir bağlantı kurulabilir mi?

Tanıl Bora, futbol ortamının siyasi ve ahlaki açıdan müstehcen olana daha çok imkan sağlayan bir yer olduğunu söylüyor:

“Futbol statlarının insanlara, esasen erkeklere, ‘azma’ imkanı tanıyan yerler olduğunu unutmayalım. Mesela futbol medyasında da, genel medyada yanlış ya da edepsiz bulunan imalar, imgeler daha rahat kullanılır.

“Bu mahiyetiyle, ‘şuurlu’, doktriner veya örgütlü milliyetçilik ile sıradan, banal, lümpen milliyetçi reaksiyonlar, hınçlar çok kolay iç içe geçebiliyor buralarda.

“Ama toplamda, elbette, bu ortamı mümkün kılan, güçlü bir ırkçılık var, güçlü bir yabancı düşmanlığı var.”

Bağış Erten de Türkiye’de tribünlerin giderek daha milliyetçi olduğu, zaman içerisinde buna ırkçılık ve İslamcılık gibi unsurların da eklendiği kanaatinde.

Sadece Türkiye’de değil

Ancak futbol ile “siyaseten doğruculuk” kavramının ele ele gitmemesine tek örneğin Türkiye olmadığının da altını çiziyor:

“Örneğin İngiliz futbol takımı Liverpool’un yaşadığı Hillsborough faciasından sonra takımın gittiği deplasmanlarda, ölen taraftarlarla dalga geçildiğini de biliyoruz. Manchester United’ın Münih’te düşen uçağıyla da dalga geçilmişti. Ortak acıların paylaşılmadığı dönemler oldu. Tribünlerde bunlar karanlık dönem olarak adlandırılır.”

1989 yılında Liverpool ve Nottingham Forest takımları arasında oynanan müsabakada yaşanan izdiham 96 kişinin ölümüne, 700’ü aşkın kişinin yaralanmasına yol açmıştı. Hillsborough, bugün hala dünya futbol tarihinin en büyük facialarından biri olarak anılıyor.

Peki stadyumlardan dünya ekranlarına yansıyan bu görüntüler Türkiye toplumu için ne ifade eder? Yani tribünler Türkiye’nin karanlık bir yüzüne ayna mı tutuyor, yoksa böyle bir genelleme yapmak yanlış mı olur?

Hayatın metaforu olarak futbol

Bağış Erten, “Futbol hayatın metaforudur.” diyor.

“Futbol hayatı yansıtıyor ama abartılarıyla yansıtıyor. Bir takım korkularımızı depreştiriyor. Kutuplaşmanın sıkıntılarını herkes yaşıyor.

“Ama bu ıslıklama olaylarından yola çıkarak Türkiye’de futbol seyircisi tamamen böyledir demek doğru olmaz.

“Kendisini taraftar olarak tanımlayan milyonlarca insan var. Bunların homojen bir kültüre sahip olduğunu iddia etmek haksızlık olur.”

Bağış Erten bu noktada Türkiye Futbol Federasyonu ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın bu gibi olayların tekrarının yaşanmaması için kampanyalar yapabileceğini, böylesi kampanyaların taraftar kitleleri üzerinde etkili olacağını söylüyor.

Görüşlerini almak için aradığımız Türkiye Futbol Federasyonu ise, Fatih Terim’in konuyla ilgili açıklamalarına ekleyecek bir şeyleri olmadığını söyleyerek mülakat talebimizi reddediyor.

Yayıncı Tanıl Bora’ya göre de “(Stadyumlardaki) manzara Türkiye’yi temsil etmez, denemez. Ama, şükür ki, demek lazım, Türkiye bundan ibaret değil.”

Bora sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Elbette Paris katliamından teessür duyanlar vardır. Muhafazakarlar, İslamcılar arasında da vardır pekala. Küçümsenecek bir kitle de olduğunu sanmıyorum.

“Ancak maalesef çirkin sesler daha gür çıkıyor ve kendini gönül rahatlığıyla açığa vurmakta beis görmüyor. Bunda elbette nefret dilinin politik ortamdaki hakimiyetinin etkisi de var.

“Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı, başka her türlü acı ve protesto ifadesini bastıran bir saldırganlığın ifadesine dönüşmüş durumda.

“Paris katliamı için saygı duruşu yapılırken bu sloganı atmak bence, kabaca şöyle bir hissiyatın ifadesi: Dünya yansa bizi sadece ‘Türk’ ilgilendirir, başkasının acısına bakmayız.

bbc

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun