“Hayatım roman değil kütüphane” – Fikrikadim

“Hayatım roman değil kütüphane”

Yakın zamanda iki kitabınız birden yayımlandı. Biri Hürriyet gazetesinde yayımlanan haftalık kitap yazılarını bir araya getirdiğiniz, “kitaplar kitabı” serisinin beşinci kitabı Deme Kış Yaz, Oku Yaz diğeri ise Radikal Kitap ve Tempo Kitap’ta yayımlanan yazılardan oluşan Kitap Hayat İçindir. Yıllardır bu deyimi kullanırsınız, diğer taraftan baktığımızda kitabın hayatınızdaki yerini tekrar yücelten adlar bunlar…  Çağlayan Çevik

Tamamen öyle.  Yıllardır bana, “ne yapıyorsun, nasıl gidiyor, ne haber” gibi soruları sorduklarında daima herkese “deme kış yaz oku yaz” cevabını veririm. Diğer taraftan bakınca kitap hayatımda çok önemli bir yere sahip. Kitap ve okumak kavramlarına bakınca, açıkça kendimi vakfettim, adadım, kapıldım, meczubu oldum diyebiliriz… Hayatımda önce kitap gelir. Seyahatlerimi bile kitap belirler benim. Tatil için gitmem bir yere, ama kitap fuarı varsa giderim. Kitabın peşinden dünyanın öbür ucuna gittim, ama başka bir sebep için asla hareket bile etmem. Çocukluğumdan beri etrafımı kitapların ördüğü bur akvaryumda yaşıyorum belki…

Bir yaşantı biçiminden söz ediyorsunuz.
Doğru. Bir yaşantı biçimi bu. Tutku ile başlayıp, profesyonel olarak iş hayatımı da belirleyen şeydir kitap. Sadece içeriğiyle değil biçimiyle de etkilemiştir beni. Daha çocuk yıllarımdan itibaren teyzem kitaplarımı özel olarak ciltletirdi. Ve bu özel ciltli olmaları da benim kitaplarımı biricik hale getiriyordu. Nesne olarak da bende özel bir etkisi vardır kitabın. Çocukken akranlarından farklı şeylere sahip olan insanlarda benzer bir farklılık duygusu, hissi olabilir muhakkak. Örneğin çocukken devalüasyon olmuştu, o zaman benim ilk yaptığım şey, gidip İngilizce yayımlanan kitaplar almak olmuştu. Yangında önce kurtarılacak uyarısı vardır ya, ben de önce kitap düşünürüm…  Çünkü hayatımdaki her şeyin karşılığını onda görürüm. Sohbet arkadaşlarımı da kitaplar aracılığıyla seçerim; çalışma arkadaşlarımı da. Bir yazar meselâ, kişisel olarak, insan olarak kötü olabilir veya dostluk yapmamış olabilirim, siyasi düşüncelerine katılmayabilirim ama yazdığı iyi bir kitap dolayısıyla onu sevebilirim. Tuhaf bir yere sahip aslında kitap. Doğru olanı bu belki de. Tuhaf! Çünkü kitap olgusunun çok fazla karşılığı var hayatımda. Çocukluğumdan başlayan bir kitap tutkusu, sonra bir saplantıya döndü belki de bilemiyorum. Hayatı yorumlamak için başka bir enstrüman, kriter bilmiyorsunuz. Akşamüzeri sokağa çıktığımızda, sahil gazinolarına gittiğimizde yanımda muhakkak dergiler olurdu. Bugün bile iki günlüğüne bir yere gideyim, yanıma beş altı tane kitap alırım. Arkadaşlarımı da kitaplar ve müzik belirlemiştir.

Kitaplarınız sadece başlıkları değil, içerikleri de sizin yaşantı biçiminizin bir göstergesi aslında…
Radikal Kitap ve Tempo Kitap’ta yayımlanan yazıların içeriği zaman zaman farklı bir hal alsa da, hepsi birden bir nevi okuma günlüğüm benim. Çocukken de böyleydi bu. Beğendiğim bir müziği herkes dinlesin isterim. Beğendiğim bir kitabı da herkes bilsin okusun isterim. Evimizin arka bahçesinde kitap okuma günleri yapardım. Belki yalnız bir çocuk olmamdan kaynaklanıyordu bu, ama kitap aracılığıyla dünyayla iletişim kurdum yıllarca. Kendimi kitap konusunda bir aracı olarak görürdüm, biraz da onun için yazdım belki de. İster edebiyat olsun, ister başka türden bir kitap olsun, okuduğum beğendiğim kitapların başkaları tarafından da bilinmesini istiyorum. Tabii en baştan itibaren, beğendiğim kitap hakkında neden beğendiğime dair fikirlerimi aktarıyorum, insanlara tavsiyede bulunuyorum ama belki de altta yatan beğendiğinin beğenilmesini istemek. Bu da ayrı bir şey… İnsanlara tavsiye ederdim kitapları ve birileri onu okuduğunu söylediğinde bu farklı bir tatmin duygusu yaratıyordu. Belki de hâlâ bunu sürdürebilmek arzusudur… Örneğin kitabı hakkında yazdığım birileri ödül aldığı zaman, daha fazla insan tarafından bilinir olduğu zaman, hep sevinmişimdir. Doğruyu teşhis edebildiğim için ayrıca mutlu olmuşumdur ama “benim sayemde” oldu hissiyle değil tabii…

Bu bir sorumluluk duygusu adeta. Kitaba karşı mı yoksa okura karşı mı?
Kendimi özel bir misyonda görmüyorum açıkçası. Çünkü okura karşı sorumluluk demek, ayarı kaçırdığınız anda okura karşı öğretmen olmak, onlara buyurmak, telkinde bulunmak faaliyetine dönebilir. Benim böyle bir misyonum yok. Eğer bir misyon gerekiyorsa, bunu kitaba karşı taşıdığımı söylemek isterim. Benim yazdığım yazıdan sonra, o kitabı bir kişi bile duysa, öğrense benim misyonum yerine gelmiş olur… Ben önce bir okur olarak yaklaştım her kitaba. Öyle de olmak zorunda zaten… Okumak önce gelir bende. Yazmak onun sonrasında gerçekleşen bir eylemdi. Ama okuduğum şey hakkında beğenilerimi aktarmak başka bir mutluluk vermiştir her zaman. Benim asıl motivasyonum buydu. Doğru kelime motivasyon sanırım, sorumluluktan ziyade.

Az önce kitaplarınız için okuma günlüğü dediğiniz, bir açıdan bakınca da okur için “kaynak” kitap bunlar.
Tamamen öyle. İlk iki kitabı hazırladığımızda, ince eleyip sık dokumuş ve bir seçki yapmıştık. Uzun bir zaman dilimini kapsar oradaki yazılar. Sonra Aynadaki Bakışlar (Kitaplar Kitabı 3) ve Kitaplarla Kültür Turu’nu ( Kitaplar Kitabı 4) hazırlarken şunu fark ettik, orada belli bir zaman aralığı var. Aşağı yukarı dörder yıllık bir zamanı kapsıyor. Mesela buradaki yazılar da 2010 Ocak’ta başlayıp 2014 Aralık’ın son haftasında bitiyor. Son üç kitap bilhassa 2000’lerin bir dökümünü veriyor aslında bize. Hem kişisel olarak benim nelerden söz ettiğimi gösteriyor. Hem de aslında son on küsur yılda dikkat çeken, okunması gereken, edebiyattan tarihe, incelemeden popüler kültüre, özel yayından uzmanlık kitabına kadar geniş bir yelpazede kitapları barındırıyor. 2000’lerin en önemli özelliği çok fazla kitap yayımlanmasıdır. 2000’lerin başında yüzlerce yeni roman yayımlanmıştı. Onların çoğunun adını bile unuttuk, birçoğu bugün önemli yerlere geldiler. Kitaplar Kitabı serisinde yer alan kitaplar da şükürler olsun ki adları unutulmayan yazarların yine adları unutulmayan kitapları aslında. Ama yine de çok fazla bir yayın seyri var. Sayıca çok fazla yayın var ve bu kalabalık içinde birçok okur bunları gözden kaçırabilir. Kaçıracaktır da. Kitaplar kitabı serisinin özelliği işte burada devreye giriyor. Ben okurlarıma, vaktiyle çıkan bazı kitaplardan gazetede söz etmiştim. O söz ettiğim kitaplardan da büyük bir seçki yaptım ve bir araya getirdim. Bu kitabı okuduğunuz zaman o kitapların neler olduğunu göreceksiniz. Ama en önemlisi okur, sözünü ettiğim kitaba yöneldiği zaman bütün aşamalar tamamlanmış ve hem kitap amacına ulaşmış olacak, hem de ben bir okuru daha “o” kitaba yönlendirmiş olacağım. Daha ne olsun. Aslında Kitaplar Kitabı serisi ve benim genel olarak kitaplarım, birer kütüphnane kartoteksi gibidir, okuru onlara yöneltmek içindir.

Olabilecek en güzel örneği verdiniz sanırım. Yaşam biçimi kitapla şekillenen bir insanın, kütüphane de hayatında önemli bir yer kaplar. Siz, yazılarınızda da kütüphaneler üzerine de en çok yazan yazarlardansınız.
Kitaplar kitabı serisi veya genel olarak diğer kitaplarıma bakarak, birer kütüphane oluşturmak mümkün gerçekten. Ben de dediğin gibi kütüphanelere özel önem veren ve aslında daha fazla önem verilmesi gerektiğini savunan birisiyim. Kütüphaneler kitapların, kitap okuyanların kutsal mekânlarıdır. Bakın kişisel olarak, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin benim hayatımda çok özel yeri vardır. Çocukluğumdan itibaren en çok teşrik-i mesaimi kütüphanede, bilhassa Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde gerçekleştirdim. Ailem yazlığa giderdi, ben gitmez evde kalırdım ve tıpkı bir memur gibi, evden çıkar, kütüphaneye gider ve gün boyu orada kitabımı okur, notlarımı alırdım. Ziyaret etmek isteyenler de kütüphanede bulurlardı beni. Kitaplar kitabı serisini birer kütüphane kataloğu olarak görmek de mümkün elbette…

Şimdi düşünüyorum da, adınızı taşıyan birkaç tane kütüphane var, sizin bağışlarınızla kurulan. Sanki bir hak tesliminde bulunmuş gibisiniz…
Şimdi sen söyleyince fark ediyorum. Evet, az önce dediğin gibi kütüphaneler için çok yazdım, yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim de. Ama diğer taraftan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nin kütüphanesine, edebiyat-tarih-sosyoloji ağırlıklı kitapları bağışlamıştık, o kütüphane öyle hayata geçti. Antalya’da benim adımı taşıyan bir kütüphane var. Belediyeyle ortak bir girişimdir ve ne zaman oraya gitsem; gençlerin orada kitap okuduğunu, ders çalıştığını görmek ayrı bir mutluluk veriyor. Diğeri de TÜYAP’ta yine benim adımı taşıyan bir kitaplık. Oradaki kitaplar biraz daha uzmanlık kitapları. Akademisyenlere, araştırma görevlilerine yönelik bir içeriğe sahip. Şimdi söylediğine gelecek olursak, belki de öyle. Kütüphanelerin üzerimdeki hakkını, kütüphaneler kurarak, onlara destekte bulunarak ödüyorum belki de. Karma diyorlar ya, bu biraz kütüphane karması aslında. Ben kütüphanelerden çok yararlandım, insanlar da bu kitaplardan yararlansın istiyorum. Benim kaleme aldığım, yazdığım kitap yazılarını bir araya getirip kitaplaştırmamın sebebi de biraz bu. Bakın kitap hayatımın merkezindeyse, kütüphane de onun mekânıdır. Kabaca bakacak olursak, kütüphanelerin merkezinde kitap vardır ve hem personel sayısını, hem o kütüphanenin önemini kitapları belirler. Tıpkı benim hayatımdaki gibi… Zaman zaman söylerler ya, hayatım roman diye; benim hayatım roman değil kütüphane.

DEME KIŞ YAZ OKU YAZ
Doğan Hızlan
Doğan Kitap, 2015
468 sayfa, 29 TL.

 
KİTAP HAYAT İÇİNDİR
Doğan Hızlan
Doğan Kitap, 2015
336 sayfa, 25 TL.

 

Kaynak: RadikalKitap

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun