Boşanma sürecinde psikoterapi – Fikrikadim

Boşanma sürecinde psikoterapi

Boşanma sürecinde psikoterapiden yardım alınabilir mi? Duygunun hafıza üzerinde nasıl bir etkisi vardır? Ağlamanın çocuk gelişimindeki önemi nedir? Pazar günü yeniden buluşmak üzere, keyifli okumalar! 

Bir evliliğin bitişi partnerlerin her ikisi için de zorlu bir süreçtir. Duygusal, fiziksel, sosyal ve finansal açıdan birçok değişikliğin yaşandığı boşanma sürecinde, çift terapisi ya da bireysel terapiye ihtiyaç duyulabilir. Boşanma sürecindeki kişi, korku, kaygı, suçluluk duyguları hissedebilir ve yas tepkisine benzer bir depresif bir süreç geçirebilir. Bu duyguların çoğu olağan olmakla birlikte, bu dönemden geçerken terapi desteği almak başa çıkmayı kolaylaştırır.

Boşanma süreci tüm zorluklarının yanı sıra kişisel büyüme anlamında önemli bir fırsattır. Kişi bu sayede bir ilişkiden ne istediğini ve neyi yaşamak istemediğini anlar ve kendi istek ve ihtiyaçlarına saygı duymayı, sadık kalmayı öğrenir. Psikoterapi süreci ise bu farkındalıkları destekleyerek kişisel büyümeye ve bütünlüğe katkı sağlar.

Boşanmak ciddi bir stres faktörüdür. Bu stres faktörü, tüm diğer stres faktörleri gibi kişinin yatkınlığı olan psikolojik sorunları da tetikleyebilir. Örneğin, depresyona yatkın bir kişide, bu süreçte hissedebileceği suçluluk duyguları ya da kayıp hissi ile birlikte depresyon başlayabilir. Anksiyeteye yatkın bir kişideyse bu sürecin yarattığı kaygı hissi ile panik duygusu tetiklenebilir.

Birçok kişi boşanmayı kişisel bir hata olarak algılamaya meyillidir. Oysa boşanma ve tüm diğer ayrılıklar bir hata olmaktan çok, bir sonuçtur.

Çift olarak alınan yardımda çiftler sağlıklı bir şekilde ayrışma konusunda destek alabilirler. Boşanma ile birlikte yapılması gereken yaşamsal düzenlemeler, finansal konular ve ebeveynliğe dair paylaşımlar da bu süreçte ele alınır. Terapist boşanmanın gerektirdiği bu değişikliklerin sağlıklı işlemesi için bir arabulucu görevi de görür.

Boşanma sırasında çocukların da yardım alması gerekebilir. Çocuklar boşanma sürecini terkedilme gibi yaşantılayabilir, suçluluk ve korku duyguları hissedebilirler. Ebeveynlerinden birini seçmek ya da sadık kalmak zorunda hissedebildikleri gibi, kendilerini boşanmanın bir sebebi olarak da görebilirler. Özellikle ebeveynlerin birbirine karşı öfkeli ve agresif oldukları durumlarda çocuklar için başa çıkmak daha da zorlaşabilir.

Top of Form
Bu süreçte duyguları dile getirmek ve çocukların da mümkün olduğunca ifade etmesini sağlamak, bu değişimi daha kolay yaşamayı sağlar.

Kaynak

Gottman, J. M., & Silver, N. (1999). The seven principles for making marriage work. New York, NY: Crown.

Neden bazı şeyleri hatırlarken bazılarını unuturuz-II

Duygunun hafıza üzerindeki normal işlevi yaşamsal önemi olan deneyimleri hatırlamayı kolaylaştırmasıdır. Duygu, hafıza oluşumunun tüm evrelerini etkiler ve bunu çeşitli yöntemler kullanarak yerine getirir. Geçtiğimiz hafta bu yöntemlerden bazılarına değinmiştik. Bugün diğer yöntemlere göz atıyoruz:

4. İşlemeye hazırlama (priming): Geçmişte yaşananlara dair hatıralar genellikle kişinin çevresi tarafından tetiklenerek yeniden hafızanın yüzeyine ulaşır. İşlemeye hazırlama, bilinçdışı bir telkin sayesinde davranışın aktive olması şeklinde tanımlanabilir. İşlemeye hazırlamanın (priming) hafızadan geri çağırma (retrieval) ile ilişkisini araştıran bir çalışmada katılımcıların bir kısmından önce özdisiplin kavramıyla ilgili cümleleri düzenlemeleri istenmiş. Bu yolla, katılımcıların özdisiplin kavramı üzerine bilinçdışı düzeyde odaklanmaları sağlanmış. Ardından katılımcılardan, az sonra atıştıracakları yiyecekleri seçmeleri istenmiş. Özdisiplin kavramıyla ilgili cümleleri düzenleyen katılımcıların, seçimlerini lezzetli ancak sağlıksız yiyecekler yönünde değil çok lezzetli olmayan ancak sağlıklı besinlerden yana yaptıkları gözlemlenmiş. Bu araştırma uzun süreli hafızadaki sağlıklı yaşam hedefinin yeniden hafıza yüzeyine getirildiğini ve işlenmeye başladığını göstermiş. Benzer bir çalışma da kütüphane sözcüğüyle işlemeye hazırlamanın, daha alçak sesle konuşmayı sağladığını göstermiş.

5. Duygudurum hafızası: Kişilerin içinde bulunduğu duygudurum benzer bir duygusal tonda olan deneyimlere dair hatıraların daha kolay yüzeye getirilmesine olanak verir. Mutlu hissederken mutlu anıları hatırlamak çok daha kolay olur; aynı şekilde depresif hissederken geçmişteki olumsuz deneyimleri daha kolay hatırlarız. Bunun sebebi, duygudurumun zihinde düşünceler ve hafızayla kurmuş olduğu bağlantılarıdır.

6. Silinme: Stres hafızada birtakım kusurlara yol açar. Çok önemli bir sınavda ya da kaygı veren bir mülakatta yaşanan anlık ya da kısa süreli hatırlayamama hali çoğumuz için tanıdıktır. Bu esnada kişinin tüm hafızası kısa süre için de olsa silinmiş gibidir. Başarıya dair yüksek düzeyde endişe bu sebeple kişinin performansını olumsuz etkiler. Az düzeydeki stres ve endişe ise performansı olumlu etkileyecektir. Kaygının başarıyla ilişkisi eğrisel bir grafik (ters U) çizer. Diğer bir deyişle, kaygının çok az oluşu da çok fazla oluşu da başarı üzerinde olumsuz bir etki yaratır.

7. Sürenin göz ardı edilmesi: Yaşadığımız bir olayı, her bir anın toplamı olarak hatırlamayız. Diğer bir deyişle olayı tüm süresi boyunca hatırlamak hemen hemen imkansızdır (şipşak bellekler bir istisnadır). Olayların genellikle başlangıç ve bitiş anlarıyla en iyi ve en kötü anlarını hatırlarız. Örneğin yaz tatilinizi hatırlamaya çalıştığınızda tüm anları hatırlamak çok zordur zira işlenecek çok fazla veri vardır. Dolayısıyla zihin en iyi / en kötü ve en yakın anları hatırlar. Bu yüzdendir ki, kötü sonlanan bir deneyim, deneyimin geri kalan kısmı güzel olsa da genellikle kötü hatırlanır.

Özet olarak, öğrenmenin büyük kısmı duygusal öğrenme şeklinde gerçekleşir. Hafızayı güçlendirmenin yolu nesnelere ya da deneyimlediğimiz olaylara duygusal önem eklemektir.

Karısını Şapka Sanan Adam

Yakın zamanda hayata veda eden Prof. Oliver Sacks bu kitabında 24 ayrı vaka üzerinden oldukça ilginç ve çarpıcı örnekler veriyor. Karısını Şapka Sanan Adam her insan için “zihinsel” bir yolculuk, nöroloji ile ilgilenenler içinse kaçınılmaz bir kitap

Somut zamanda “kayıp” olan bir insanın varlığını oturtabileceği, kendini var kılabileceği bir yer var mıdır? Varlığının farkında bile olmadan kullandığımız duyularımızın küçük bir kısmını kaybettiğimizde neler olabilir? Romantik tavırlı, geniş ve açık uçlu yaklaşımlarla örülmüş “ciddi” bir kitap…

Çocukların ağlaması neden önemli?

1) Ağlama ile ilgili bildiklerimiz

Ağlayan bir çocukla baş etmenin yetişkinler için zor bir durum olduğunu biliriz. Yeni doğan bebeklerle ilgili ilk sorulan, çok ağlayıp ağlamadığı olur genelde. Parkta çocuğu ağlarken ne yapacağını bilemeyen ve hemen onu susturmaya çalışan anne babalarla da sıkça karşılaşırız. En ufak bir terslikte gözyaşlarına boğulan çocuğunuzun daha az ağlamasını istediğiniz oldu mu hiç? O zaman ağlamanın nedenleri, yaşamımızdaki gerekliliği ve ağlama ile ilgili algılarımız konusunda yapılmış çok sayıda araştırmaya göz atmakta fayda var. Araştırmalar arasında öne çıkan, kimlerin daha çok ağladığı üzerine yapılan çalışmalar. Pittsburgh Üniversitesi’nden Lauren Bylsma’nın araştırması kadınların ayda ortalama 5, erkeklerin ise 1 kez ağladığı sonucuna ulaşmış. Biyolojik olarak erkeklerde yoğun olan testosteron hormonunun ağlamayı baskıladığı, kadınlardaki prolaktinin ise kolaylaştırdığı biliniyor. Ancak araştırmaya göre ağlama sıklığında sosyal ve kültürel faktörlerin de önemi var. Düşünce özgürlüğünü ve eşitliği savunan toplumlarda insanların daha sık ağladığı, ekonomik olarak gelişmemiş ülkelerde ise özellikle erkeklerin ağlamasının kabul görmediği gözlenmiş.

Psikoterapist Judith Kay Nelson duyguları ağlayarak ifade edebilmenin altında çocukluk döneminde ebeveynlerle deneyimlenen bağlanma şeklinin yattığı görüşünde. Nelson’a göre güvenli bağlanmaya sahip yetişinler duygularını ifade etmekte daha rahatlar ve ağlamalarının kabul göreceği inancındalar. Oysa güvensiz bağlanma yaşayanlar genelde gözyaşlarını bastırma ve duygularını uygun olmayan, farklı yollarla ifade etme eğilimindeler. Bu kişiler kendilerini tutmayı başaramayıp ağladığında ise tekrar sakinleşebilme konusunda yetersiz kalıyorlar. Bağlanma şekli ne olursa olsun, Nelson da kadınların erkeklere oranla daha fazla ağladığı sonucuna ulaşmış.

Ağlama sıklığı üzerinde etkili biyolojik, kültürel ve psikolojik faktörleri anladığımızda çocuklarımızın gözyaşlarıyla ilgili algımız değişebilir. Bir sonraki yazı, ağlamanın insan yaşamına olumlu katkıları üzerine.

-Lorna Collier. Why we cry. Monitor on Psychology. February 2014, Vol 45, page 47.

THERAPIAGROUP PSİKOLOJİ&PSİKİYATRİ REHBERİ köşesi Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde; Uzm. Psk. Burcu Gençer, Psk. Ceylan Özge Kunduz, Uzm. Psk. Şencan Taşkale tarafından hazırlanmaktadır.

SORULARINIZ İÇİN: info@therapiagroup.com

Facebook: facebook.com/TherapiaGroup

Twitter: TherapiaGroup

İnternet adresi: www.therapiagroup.com

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun