Organ bağışında ikna ‘en kritik eşik’ – Fikrikadim

Organ bağışında ikna ‘en kritik eşik’

Basak Çubukcu

Basak Çubukcu

Organ bağışında en kilit görev koordinatörlerin. Bir yanda umutla organ bekleyen hastalar; diğer yanda sevdiklerinin ölümünü kabullenemeyen aileler… İkna en kritik eşik. Üstelik, onayın ilk 24 saatte alınması gerek. Organ Bağışı Haftası’nda işin zorluğunu, organ nakli koordinatörü Ayşe Özkan ile konuştuk.

Organ nakli koordinatörü Ayşe Özkan, beş ay öncesine kadar, Türkiye’de başarılı organ nakillerine imza atan Akdeniz Üniversitesi’ndeydi. Üniversitenin organ nakli merkez müdürü Profesör Ayhan Dinçkan İstanbul’a gelince o da İstanbul’un yolunu tuttu. Her ne kadar kendisi “Cerrahımla geldim” dese de Özkan’ın son sekiz yılda özellikle kadavradan organ bağışında elde ettiği başarı, ‘cerrahının koordinatörüyle’ geldiğini gösteriyor.

Türkiye’de canlıdan nakilde herhangi bir sıkıntı yok. Nakillerin yüzde %75’i canlılardan yapılıyor. Kadavra organ bağışı sadece yüzde 23. Avrupa’da bu oran yüzde 75.

Ayşe Özkan’ın ismi işte bu noktada öne çıkıyor. Son 7 yılda 54 beyin ölümü gerçekleşen hastadan organ bağışı aldı. Bu da 250’den fazla hastaya hayat vermekle eş anlamlı.

Özkan, 2013-2014 yıllarında Sağlık Bakanlığı tarafından da en fazla donör bildiriminde bulunan koordinatör ilân edildi ve plâketle ödüllendirildi.

Özkan beş aydır İstanbul’da. Şu ana kadar beyin ölümü gerçekleşen 4 hastanın 3’üden organ bağışı aldı.

ayse-özkan-

Özkan: Organ bağışı aldığım aileler ve organ nakli yapılan insanlarla hala görüşüyorum. Biz kocaman bir aileyiz. [Fotoğraf: Güray Ervin/Al Jazeera Türk]

“İşimiz bıçaksırtı”

İnce bir çizgide yürüyüp de düşmemek… İşte, koordinatörlerin üzerindeki yük, taşıdığı sorumluluk bu. Organı bağışlayanın da alanın da huzurlu olması önemli. Gönül rahatlığı ve huzuruyla ‘Evet’ cevabını duyabilmek aslolan.

Özkan, aslen hemşire. 2001 yılında organ nakli bölümünde hemşirelikle başlayan macerası, son 7 yıldır koordinatörlükle devam ediyor. Mesai kavramı yok. Zamanla yarış var. İlk 24 saatten sonra organlar yavaş yavaş zarar görmeye başlıyor.

Bir kulağı sürekli telefonda. Yoğun bakımından gelecek telefonları sıkıntılı açsa da üzerine düşen görevi gün batmadan yerine getirmesi gerek.

“Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta için yoğun bakımdan aranıyoruz. ‘Beyin ölümü var’ deniyor ve ‘Ailesiyle konuşur musun, organ bağışlayabilirler’ deniyor. Ben beyin ölümü ne demek olduğunu anlatıyorum, yakınlara. Ve birilerine umut olmak isterler mi, hayat vermek isterler mi onu anlatıyorum. Sonuç olarak, bir insana ne kadar iyi anlatırsanız o insanı organ bağışlamaya ikna etmeniz o kadar kolay oluyor. Ama çok zor bir süreç. Kısa süre önce yakını ölen bir insana hem beyin ölümünü anlatmak hem de üstüne bir de organ istemek… O yüzden burada gerçekten bıçaksırtı var. Sonuçta çok üzgün bir aileye hem yakının öldüğünü söylüyorsun hem de organlarını istiyorsunuz. Burada içtenlik, samimiyet, işin doğru yapılacağını anlatmak ve bunca sürecin içinde onları hiç üzmemek gerekiyor. Çok kırılgan bir süreç.”

Sabır ve kararlılık…  Ona göre, altın kural da bu. Süreci iyi yönetmek, hasta yakınlarının güvenini kazanmak onun için her şeyden önce geliyor. Özkan, “Bir an bile ‘Of!’ demeyeceksin” diyor.

“Mesai kavramınız yok. Sürekli hastanede ve hastalarla birliktesiniz. Organ alan ve organ veren herkesle bir aile gibisiniz. Bir tarafta seviniyor diğer tarafta üzülüyorsunuz. Onları mutlu etmek ve onlara huzur vermek zorundasınız. Bilgilendirmek ve yanlarında olduğunuzu hissettirmeniz gerekli. Çünkü onların ulaşabilecekleri tek kişi sizsiniz. Onların hem doktoru, hem ablası hem de kardeşi oluyorsunuz.  O nedenle sorumluluğu çok fazla. Ama bunun sonunda iyileşmiş hayatlar var. Ölümü bekleyen bir karaciğer hastası ya da minicik bedenler var diyalize girmek zorunda kalan… O insanların iyileştiğini, mutlu olduğunu görmek her şeye bedel. Ölmek üzereyken onlara yeni bir hayat yeni umut veriyorsunuz. Ve bunun sonucunu görmek insanı mutlu ediyor ve bağımlılık yapıyor.”

Organ nakli koordinatörü Ayşe Özkan, beş ay öncesine kadar, Türkiye’de başarılı organ nakillerine imza atan Akdeniz Üniversitesi’ndeydi. Üniversitenin organ nakli merkez müdürü Profesör Ayhan Dinçkan İstanbul’a gelince o da İstanbul’un yolunu tuttu. Her ne kadar kendisi “Cerrahımla geldim” dese de Özkan’ın son sekiz yılda özellikle kadavradan organ bağışında elde ettiği başarı, ‘cerrahının koordinatörüyle’ geldiğini gösteriyor.

Türkiye’de canlıdan nakilde herhangi bir sıkıntı yok. Nakillerin yüzde %75’i canlılardan yapılıyor. Kadavra organ bağışı sadece yüzde 23. Avrupa’da bu oran yüzde 75.

Ayşe Özkan’ın ismi işte bu noktada öne çıkıyor. Son 7 yılda 54 beyin ölümü gerçekleşen hastadan organ bağışı aldı. Bu da 250’den fazla hastaya hayat vermekle eş anlamlı.

Özkan, 2013-2014 yıllarında Sağlık Bakanlığı tarafından da en fazla donör bildiriminde bulunan koordinatör ilân edildi ve plâketle ödüllendirildi.

Özkan beş aydır İstanbul’da. Şu ana kadar beyin ölümü gerçekleşen 4 hastanın 3’üden organ bağışı aldı.

Türkiye’de 2014 yılında sadece 4264 nakil gerçekleştirilebildi.

“İşimiz bıçaksırtı”

İnce bir çizgide yürüyüp de düşmemek… İşte, koordinatörlerin üzerindeki yük, taşıdığı sorumluluk bu. Organı bağışlayanın da alanın da huzurlu olması önemli. Gönül rahatlığı ve huzuruyla ‘Evet’ cevabını duyabilmek aslolan.

Özkan, aslen hemşire. 2001 yılında organ nakli bölümünde hemşirelikle başlayan macerası, son 7 yıldır koordinatörlükle devam ediyor. Mesai kavramı yok. Zamanla yarış var. İlk 24 saatten sonra organlar yavaş yavaş zarar görmeye başlıyor.

Bir kulağı sürekli telefonda. Yoğun bakımından gelecek telefonları sıkıntılı açsa da üzerine düşen görevi gün batmadan yerine getirmesi gerek.

“Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta için yoğun bakımdan aranıyoruz. ‘Beyin ölümü var’ deniyor ve ‘Ailesiyle konuşur musun, organ bağışlayabilirler’ deniyor. Ben beyin ölümü ne demek olduğunu anlatıyorum, yakınlara. Ve birilerine umut olmak isterler mi, hayat vermek isterler mi onu anlatıyorum. Sonuç olarak, bir insana ne kadar iyi anlatırsanız o insanı organ bağışlamaya ikna etmeniz o kadar kolay oluyor. Ama çok zor bir süreç. Kısa süre önce yakını ölen bir insana hem beyin ölümünü anlatmak hem de üstüne bir de organ istemek… O yüzden burada gerçekten bıçaksırtı var. Sonuçta çok üzgün bir aileye hem yakının öldüğünü söylüyorsun hem de organlarını istiyorsunuz. Burada içtenlik, samimiyet, işin doğru yapılacağını anlatmak ve bunca sürecin içinde onları hiç üzmemek gerekiyor. Çok kırılgan bir süreç.”

Sabır ve kararlılık…  Ona göre, altın kural da bu. Süreci iyi yönetmek, hasta yakınlarının güvenini kazanmak onun için her şeyden önce geliyor. Özkan, “Bir an bile ‘Of!’ demeyeceksin” diyor.

“Mesai kavramınız yok. Sürekli hastanede ve hastalarla birliktesiniz. Organ alan ve organ veren herkesle bir aile gibisiniz. Bir tarafta seviniyor diğer tarafta üzülüyorsunuz. Onları mutlu etmek ve onlara huzur vermek zorundasınız. Bilgilendirmek ve yanlarında olduğunuzu hissettirmeniz gerekli. Çünkü onların ulaşabilecekleri tek kişi sizsiniz. Onların hem doktoru, hem ablası hem de kardeşi oluyorsunuz.  O nedenle sorumluluğu çok fazla. Ama bunun sonunda iyileşmiş hayatlar var. Ölümü bekleyen bir karaciğer hastası ya da minicik bedenler var diyalize girmek zorunda kalan… O insanların iyileştiğini, mutlu olduğunu görmek her şeye bedel. Ölmek üzereyken onlara yeni bir hayat yeni umut veriyorsunuz. Ve bunun sonucunu görmek insanı mutlu ediyor ve bağımlılık yapıyor.”

En zor görev…

İşinin ehli. Ancak hâlâ unutamadığı anıları var. Özkan, bir arkadaşının beyin ölümü gerçekleşen çocuğunun organlarını bağışlama sürecini unutamıyor.

“Antalya’da organ nakli koordinatörü bir arkadaşımın 14 yaşındaki çocuğunun beyin ölümü gerçekleşti. Onun çocuğunun organlarını istemekte çok zorlandım. O ağladı ben ağladım. Saatlerce birbirimizin yüzüne baktık. Ne ben cümle kurdum; organ istedim; ne de o bir şey söyledi. Saatler sonra bulunduğumuz odadan duyulan tek cümle ‘Evetti’. Benim için hâlâ unutulmaz bir anı. Hamileydi ve bebeğini kaybetti, bu olaydan sonra.”

En çok çocuk ve genç yaşta beyin ölümü gerçekleşen hastaların organlarını isterken zorlanıyor. Tıkanıyor… 27 aylık bebekle ilgili yaşadıkları da anılarından silinmeyenlerden…

“27 aylık bir bebeğin beyin ölümü gerçekleşti. Onda da çok zorlandım. Aile çok kararsızdı. 2 küçük çocukları daha vardı. Ama evlâtlarının organlarını bağışlayarak, 3 çocuğa daha hayat verdiler. Şu an hepsi görüşüyor, hatta iki tanesi yanyana oturuyor. Nakil olan çocuk, ölen çocuğun kıyafetlerini bile giydi. Ölen bebeğin kardeşleri, nakilli çocuğun ablası oldu. Aile zorda kaldığında diğer aile tarafından bakılıyor. Biz olabilmek gerekli. İşin en önemli kısmı bu.”

“Önyargılar en büyük engel”

Özkan, Türkiye’de kadaverik organ bağışlarının istenilen düzeyde olmamasını buna bağlıyor ve önyargılara karşı savaştıklarını ifade ediyor.

“Bilinçsiz bir toplumuz. Eğitim için yeteri kadar insana ulaşamıyoruz. Daha fazla insana ulaşılabilse organ bağışı artabilir. Hastanelerde imam olması, insanları rahatlatır. Bakın, en son burada yaptığım görüşmede aile, kararsızdı. ‘Eve gidelim, size öyle bildirelim’ dediler. Aile oturdukları yerin imamını bulmuş, imam da ‘Organ nakli caiz değil; sakın organlarınızı bağışlamayın’ demiş. Bana bu söylendiğinde yaptığım ilk iş, Diyanet İşleri Başkanı’nın konuşmalarını aileye göstermek oldu. İmamı da telefonla arayıp dinlettim. ‘Ne diyorsunuz’ diye sordum. ‘Haklısınız’ deyip ‘Söyleyin bağışlasınlar’ dedi. Çok uzun bir süreçti ama ikna olup organları bağışlama kararı verebildiler.”

Ayşe Özkan, organ bağışlamamanın sosyolojik bir dayanağı olduğunu da düşünüyor.

“Ben ‘Hayır’ diyen insanların, bencil olduğunu düşünüyorum. Hep bana diyen bir toplum var karşınızda ve ‘Biraz da sen verici ol’ şeklinde ikna etmeniz zor oluyor. ‘Ben kaderimi yaşadım, onlar da kaderini yaşasın’ diyen bir grup da var. Din zaman zaman bahane oluyor. Karmaşa var. Bilmedikleri için kararsızlar.”

Her yıl 2 bin hasta organ beklerken ölüyor

Ön yargılar… Yanlış inanışlar… Sağlık Bakanlığı’nın da üzerinde durduğu nokta bu. 2009’dan bu yana bakanlık da organ bağışı konusunda daha ciddi yaklaşımlar sergiliyor. Din adamları da devrede ama yargıların kırılması noktasında hala katedilmesi gereken uzun bir yol var. Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Uzm. Dr. Arif Kapuağası’na göre Türkiye’de her yıl 2 bin kişi organ beklerken hayatından oluyor.

“Belirli bir yaşın üzerindeki vatandaşlarımızın zihninde yerleşmiş olan yanlış inanışlar organ bağışı konusundaki en önemli engellerdir. Günümüzde 25 binden fazla hastamız organ nakli olmayı beklemektedir. Her yıl yaklaşık 4 bin yeni hastamız bu listeye eklenirken, kadavra organ bağışındaki yetersizlik nedeniyle yılda yaklaşık 2 bin vatandaşımız organ nakli olamadan hayatını kaybetmektedir. 2002 yılında 148 olan beyin ölümü tespit sayısı on kat artış göstererek 2014 yılı sonunda 1810’a yükselmiştir. 2002 yılında 111 olan kadavra donör sayısı ise dört kat artış ile 2014 yılı sonunda 407’ye ulaşmıştır. Ancak tüm bu çalışmalara ve sağlanan artışa rağmen, kadavra organ bağışı oranları henüz istenilen düzeylerde değildir.”

Türkiye’de 28 bini aşkın hasta organ nakli için bekliyor. En kritik olanlar kalp ve karaciğer yetmezliği yaşayanlar. Şu an 621 hasta kalp, 2 bin 218 hasta da karaciğer için organ nakil merkezlerinden haber bekliyor.

Kaynak: Aljaazera

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun