Kürtçenin ıstıraplı hikâyesi – Fikrikadim

Kürtçenin ıstıraplı hikâyesi

“Türkçe dil, Kürtçenin ‘dıl’ına benzer. Dıl, Kürtçe yürek demektir. O yüzden anadille ilgili yapılan her kötü yorum, verilmeyen hak bizi yürekten yaralar.” Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün  kurucularından Necdet İpekyüz’ün, Kürtçeyle ilgili bir toplantıda söylediği bu söz, Kürtlere ve dillerine dair çok şey anlatır. Elimizdeki kitap, yani Nuri Fırat’ın Politikanın Kürtçesi ise, Kürtçenin 1600’lü yıllardan günümüze kadar Kürtlerin kendi dillerini yaşatmak için uğraşlarını ve İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin bu dört parçaya ayrılmış halkın dilini kullanamaması için uyguladıklarını dil politikalarını ele alarak yapıyor bunu. Epey kapsamlı bir çalışma.

Politikanın Kürtçesi’nin birinci bölümünde İngiltere, Fransa ve Rusya’nın hem şarkiyatçı çalışmalar hem de devlet politikalarıyla Kürt dilini nasıl ele aldıkları ve Irak, İran ve Suriye devletlerinin Kürt dili politikaları değerlendiriliyor. İkinci bölümde, kapsamlı şekilde Türkiye’nin Kürt dili politikası var. Üçüncü bölümde ise Kürt dilinin politik aktivizm ve kimlik söylemi süreçlerinde Kürtler tarafından nasıl ele alındığı inceleniyor.

Birinci bölümde, “İran’ın ‘kaba’ dili” olarak başlayan Kürtçeye dair ilk veriler, Batılı misyonerlerden geliyor ve aslında uzunca bir süre bu niteliğini de koruyor. Kürtçe yerel ve medeniyet dışı ilan ediliyor.  Bugün de hâlâ kullanılan sebepler ise muhtelif: “Yazılı bir geleneğe sahip olmadığı, standardizasyondan yoksun olduğu, parçalı ve çok lehçeli bir yapı arz ettiği, Farsçanın parçası olduğu veya toplama bir yapısı bulunduğu, eğitime ve yazılı geleneğe müsait olmadığı” vb. Yazarın tespiti de Kürtlerin yaşadığı her bölgeler hem de Batı için geçerli oluyor.“Bu durum, sadece kültürel aşağılamayı ifade etmez; aynı zamanda Kürt diliyle ilgili hak taleplerinin reddedilmesine ve Kürt dilinin egemen dillere entegrasyonuna yönelik politikaların gerekçesini de oluşturur.” Buna rağmen, Kürtçe kendi yolunda ilerler.

Ehmede Haxi’den Şam’da Celadet Ali Bedirxan’ın çıkardığı ilk Kürtçe dergi Hawar’a kadar. Ama Kürtçeyle olan politik oyunlar hiç bitmedi. Sovyetler Birliği döneminde, Kürt geleneksel eserleri tahrif edilerek içeriklerinin Sovyet ideolojine uygun hale getirilirken, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Irak’a yerleşen İngilizler ve Suriye’ye yerleşen Fransızlarca “yerel dil” kabul edilerek, bölge içindeki politikalarda göre devletlere karşı koz olarak kullanıldı. Özellikle de Kürtler hak istediğinde ya da isyan ettiğinde. Bu koz olarak kullanılma, Kürtlerin bulunduğu ülkelerin de işine geldi, İran’da Farsçanın Suriye ve Irak’ta ise Arapçanın içinde eritilmeye çalışıldı. Ki bugün de geçerliliğini koruyan bu tutum, 2003’te Irak’ta Kürtçenin resmi dil olarak ilan edilmesiyle biraz farklılık gösteriyor. En azından İran’da 1946’da ilan edilen ve sadece altı ay yaşayabilen Mahabad Kürt Cumhuriyeti zamanında Kürtlerce kurulan ve cumhuriyetin yıkılmasıyla ortadan kalkan Kürtçe eğitim, şimdi Irak’ta devam ettirilebiliyor.

Tabii ki Türk kökenliler!
Gelelim memlekete. Nuri Fırat, Türkiye’nin Kürtçeyle imtihanı 1876’ya bağlıyor. Çünkü Osmanlı’da reformların yapıldığı 1876’da aynı zamanda yasayla Osmanlı Türkçesinin Osmanlı Devleti’nin resmi dili olarak belirlenir. Ve ardından da İttihatçılar’ın Türkçülüğü düşünülünce Kürtlerin aslında Türk olduğu teziyle birlikte Kürtçe’nin üzerindeki inkâr ve asimilasyon da dozunu arttıracaktır. Bunun için de çeşitli yollar vardır. O yollardan birini Nuri Fırat, çarpıcı bir örnekle gösterir: “Dr. Friç imzasını taşıyan Kürdler-Tarihi ve İçtimai Tetkikat adlı kitap da bu teşkilatın ürünüydü. Kitapta Kürtlerin ‘Asurlar döneminde Turan (Türk) kökenli Lurdehu Devleti’nden geldiğini, yani aslında Türk kökenli olduklarını ileri süren Dr. Friç, bu görüşüne uygun bir biçimde Kürt diline ilişkin görüşler de savunuyordu. ‘Birincisi; Kürtlerin özgün bir dillerinin olmaması hususudur. Friç’in iddiasına göre, Kürtlerin dilleri bir millet dili değildir; İran, Arap, Türk dillerinin bir karışımıdır. İkincisi; Friç, Kürtlerin, dilleri gibi ‘devr-i tarihleri olmadığı için’ kendilerine özgü bir tarihleri ve kültürlerinin olmadığını da ileri sürer. Cumhuriyetten sonra Kürtlerin yokluğuna dair revaçta olan tezlerin belki de temelini Dr. Friç böylece atmış bulunuyordu. Ancak gerçekte Dr. Friç diye birisi yoktu. Bu mahlası kullanan İttihatçı kadrolardan Osmanlı Milli Emniyet görevlisi Naci İsmail Pelister idi.”

Gelelim, eleştirimize. En nihayetinde Nuri Fırat, birçok akademik çalışmayı, makaleyi ve Kürtçeye dair birçok tarihi belgeyi bir araya getirerek, Kürtçenin ıstıraplı yolculuğunu baştan sona derli toplu anlatıyor. Üstelik bunu doğru yerden yani dilin politik olduğu noktasından bakarak yapıyor. Fakat dilin politik olduğu gerçeğinden hareketle Türkiye’deki Kürtçenin serüveni anlatılırken, otuz yıldır devam eden PKK-Türkiye çatışmasının en minimuma indirgenerek aktarılması da en azından böyle bir kitap için eksiklik. Çünkü yazar kendisi de şöyle diyor: “Kürt diliyle ilgili veriler ve açığa çıkan sonuçlar, aynı zamanda Kürt meselesinde yaşananların bir manzarasını oluşturması bakımından da önemlidir.” Bunu derken PKK’yı denklemin içine katmamak ne kadar doğru, tartışılır. Eksiklik tamam ama üçüncü bölümde çeşitli defalar tekrarlara düşülmesi de fazlalık! Ama yine de Kürtçenin acıklı ama zafere giden dil olarak hikâyesini derli toplu okumak için iyi bir kaynak.

“Anlaşılmaz bir dilde konuşanlar”
Mamak Cezaevi’ndeki oğlunu görmeye gelen ve tek kelime Türkçe bilmediği için ezberletilen cümleyi sürekli tekrarlayan İpek Ateş ve Kamber Ateş’in hikâyesi kitabın satırları arasında çıkıyor:  “’Kamber Ateş nasılsın?’ ‘İyiyim ana, sen nasılsın?’ ‘Kamber Ateş nasılsın?’ ‘Sıhhatin nasıl, yolculuk nasıl geçti?’ ‘Kamber Ateş nasılsın?’” Bugün Kamber Ateş’in Ankara’dan HDP milletvekili adayı olması, biraz daha ilerlediğimizin göstergesi belki ama elbette henüz Kürtlerin anadilde eğitim taleplerinin fersah fersah uzağındayız. Üstelik ödenen bedellerin haddi hesabı yok. Leyla Zana’nın Meclis’te Kürtçe yemininden sonra on yıl hapis yatması, seçmeli Kürtçe dersi için üniversitelere verilen dilekçeler sonucunda birçok öğrencinin “PKK’lı teröristler” olarak tutuklanması ve okullarından uzaklaştırılması, zar zor açılan Kürtçe kurslarının kapılarının boyutları gibi nedenlerden kapatılması, ana babaların çocuklarına Kürtçe isim vermekten gözaltına alınmaları, Ahmet Kaya’nın Kürtçe söyleyeceğim dediği için linç edilmesi, devletin uzunca bir süre “çanak anten avı”na çıkması, Kürt belediyelerin parklara verdiği isimlerin dahi bölücülükle suçlanması, KCK davasında anadilde savunma hakkının “anlaşılmaz bir dilde konuşuldu” diyerek verilmemesi, Kürtçe savunma için yapılan uzun açlık grevleri, ölüm oruçları… Kürtler hâlâ direne direne kimliklerini hem de kimliklerinin ayrılmaz bir parçası olan dillerini almaya çalışıyorlar. Anadilde eğitim talebiyle ilgili devlet seçmeli ders kartından başkasını vermiyor. Elbette TRT Kurdi’nin açılması önemli bir aşama oluşturdu ama yeterli değildi. Her şeye rağmen bölgede ve ulusal düzeyde yayın yapabilen radyolar, televizyonlar, kitaplar, dergiler ve gazeteler, kültür kuruluşlarıyla Kürtçe kendi yolunda akıyor. Tabii ki sık sık tuhaf nedenlerle yasaklanarak.

Yazan: NAZAN ÖZCAN ozcanazan@gmail.com

POLİTİKANIN KÜRTÇESİPOLİTİKANIN-KÜRTÇESİ
Nuri Fırat

RadikalKitap

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun