Kıbrıs’ı İngilizlere satan II. Abdülhamid’i kim affedecek? – Fikrikadim

Kıbrıs’ı İngilizlere satan II. Abdülhamid’i kim affedecek?

Ömür Çelikdönmez

Ömür Çelikdönmez

Kıbrıs öyle sıradan bir yer değil. Biz sanırız ki Akdeniz’de egemen olmak isteyen hangi güç varsa Kıbrıs’ı bir şekilde elinde tutmak ister. Ancak bu egemenlik, İngiltere başbakanlarından Disraeli’nin ifadesine göre Asya’nın anahtarı. Kıbrıs, Emevi ve Abbasi döneminde İslam ordularının fetih alanı olmuşsa da bu seferlerin adanın kalıcı şekilde Müslümanların elinde uzun süreli kalmasına zemin hazırlamadığı söylenebilir. Ancak fetihler sırasında vefat edenlerden peygamberimizin halası olduğu için Hala Sultan olarak bilinen Ümmü Haram Tekkesi  Kıbrıs’ın en ünlü dini ziyaret yerlerinden. Larnaka’da Tuz Gölü yakınlarında bulunan, yedinci yüzyılda  Emevi halifesi Muaviye’nin gönderdiği  İslam askerlerince adaya düzenlenen seferler sırasında Muhammed peygamberin halası ve sütannesi olan Hala Sultan’ın (Ümmü Haram) vefat ettiği noktada,  M. 647-649 yılları arasında inşa edildiği söyleniyor.

Osmanlı döneminde, Larnaka sahillerinden geçen Osmanlı bayraklı gemiler bayraklarını yarıya indirip, Hala Sultan’ı selamlamak için toplarını ateşlerdi. Güney Kıbrıs Rum Kesiminde bulunan Hala Sultan Tekkesini Kıbrıslı rehberimiz Mesut Öztürk ve kadim dost Musa Öztürk ile 12-17 Ekim 2015’te birlikte gerçekleştirdiğimiz seyahat sırasında arzu etmemize rağmen ziyaret edemedik ama Kıbrıs Türklerindeki yaygın kanaate göre Hala Sultanın muhafızı ve Bizanslılarla çarpışma sırasında şehit düşen Hz Ömer türbesine uğradık ve tüm şehitlerimizle beraber onun ve silah arkadaşlarının ruhuna Fatiha okuduk.

Hz. Ömer Türbesi adadaki bir diğer önemli İslam bakiyesi ve Kıbrıs’ta önemli dini ziyaret yeri. Girne’den 4-5 km doğuda bulunan Çatalköy’ün deniz kıyısında kayalık bir arazide bulunan türbede; Emevi Halifesi Muaviye döneminde M.S. 647 yılındaki Arap akınları sırasında ordu komutanlarından Ömer ve altı arkadaşının mezarı bulunuyor. Günümüzde türbenin bulunduğu yerin yanında şehit düşmüşler ve burada bulunan mağaraya gömülmüşler. Kıbrıs’ı fethinden sonra mağaradaki 7 İslam mücahidinin kemikleri çıkarılarak bugünkü yerlerine defnedilip, buraya bir türbe ve mescit yaptırılmıştır.

Adanın Osmanlı egemenliğine girmesi 16 Mayıs 1570 ve 9 Ağustos 1571’de gerçekleşiyor. Ancak ne yazık ki binlerce Osmanlı askerinin canı pahasına Venediklilerden alınan ada, muhafazakâr çevrelerin toz kondurmadığı kimisinin evliya ilan ettiği II. Abdülhamid tahta çıktıktan sonra Sadrazam Kara Sadık Paşa’nın İngilizlerle yaptığı görüşmeler sonucunda, İngiliz ordusunun Ruslara karşı Osmanlı ordusuna yardım yapması karşılığında İngilizlere üs temini sözü verilerek terk edildi.

Padişah adına yetkili Sadrazam Kara Sadık Paşa ve Hariciye Nazırı Saffet Paşa ile “Kıbrıs Asya’nın anahtarı” sözünü söyleyen İngiltere Başvekili Benjamin Disraeli tarafından 4 Eylül 1878’de imzalanan anlaşma ile herhangi bir bedel ödemeleri talep edilmeden İngiltere’ye bırakıldı. Fırsatçı İngilizler Almanların yanında savaşa giren Osmanlı Devletine tepki olarak 4 Eylül 1914’te, 1878’de iki devlet arasında imzalanan anlaşmayı tek taraflı fesh ederek adayı ilhak etti. Şimdi tam yeri ve sormalı, Kıbrıs’ı İngilizlere bırakan anlaşmayı imzalayan II. Abdulhamid’i affedebilecek misiniz? Bu mudur siyasi deha? Bu mudur Ulu Hakan olmak?

KKTC’nin serüvenini biliyoruz tekrara gerek yok. Zaman zaman taraflar arasında sözde barışı sağlamak için görüşmeler yapılıyor. Lakin Kıbrıs Türkleri barışın 1974 Barış Harekâtı ile yapıldığını söylüyor. Rumlarla yeniden bir arada olmak Kiliseden Camiye çevrilen mabetlerin yeniden Kilise olması, Kıbrıs Türkünün mal varlığının ellerinden alınması ve Kıbrıs Türkünün asli vatandaşlık haklarından mahrum edilmesi şeklinde yorumlanıyor. Yaygın kanaat Kıbrıs davası kazanılmıştır geri dönüş yaşanmaz. Bugünlerde Kıbrıs’ın kuzeyi, Kıbrıs Türk toplumunun Türkiye ile olan ilişkilerinin geleceğini ilgilendiren çok önemli bir krizle çalkalanıyor. Ada’da İngiltere’nin üslerinin ortadan kaldırılmasına paralel olarak, Yunanistan ve Türkiye’nin garantör olduğu bir geçiş planının devreye sokulabileceği söylentisi tartışmaların fitilini ateşliyor.

Ama asıl önemli olan ve bizimde tanıklık ettiğimiz, Mersin’in Anamur İlçesi’nden KKTC’ye denize döşenen 80 kilometre uzunluğundaki borularla su temin edilmesi için temeli 7 Mart 2011’de atılan ve ‘Asrın Projesi’ olarak nitelendirilen şebekenin 17 Ekim’deki muhteşem açılışı. Kıbrıs Türkünün yaşadığı susuzluk sorununu görmezlikten gelen Rum kesimi deyim yerindeyse kıskançlığından çatır çatır çatladı. Kendini bilmez bazı Kıbrıslı Türklerinde Rumlara çanak tutması ne kadar utanç verici. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kıbrıslı Türk liderler tarafından 17 Ekim Cumartesi günü açılışı gerçekleştirilen ve ‘Asrın Projesi’ olarak nitelenen Anadolu’dan Kıbrıs’ın kuzeyine su taşıma projesi, Rumlar tarafından Avrupa Komisyonu’nun gündemine taşındı.

Kıbrıs’ı Avrupa Parlamentosu’nda temsil eden AKEL Milletvekili Takis Hatzigeorgiou, sunduğu soru önergesiyle Avrupa Komisyonu’ndan su projesi karşısındaki duruşunu netleştirmesini talep etti. Kıbrıslı Rum siyasetçiye göre ‘Asrın Projesi’ Kıbrıs’ın Türkiye’ye olan bağımlılığını artıran ve adayı coğrafi açıdan Türkiye ile bütünleştiren bir proje. Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye’nin hayata geçirdiği projeyi ‘barış suyu projesi’ olarak görmüyor.

Türkiye’nin bu projeyle KKTC’nin Anadolu’ya bağımlılığını artırmayı hedeflediği ve Türklerin manevra alanını sınırlandırdığı düşünülüyor. Rum istihbaratı, KKTC ile BM’nin ortak hazırladığı ve sadece Türkiye’yle paylaşılan ‘gizli damgalı’ su belgesini medyaya sızdırdı. Belgeye göre Türkiye’den gelen suyla KKTC’de mülk fiyatları ile ülkenin milli geliri artacak, böylece Rumlar’ın müzakere masasında talep ettiği toprakları alması uluslararası hukuk kurallarına göre zorlaşacak.

Disraeli Kıbrıs’ı Asya’nın anahtarı görmekte meğer ne kadar haklıymış. Ortadoğu’nun da anahtarı olan Kıbrıs, Türkiye’nin vazgeçemeyeceği kadar tarihi ve kültürel bağlarla sarıp sarmalandığı gibi stratejik açıdan da vazgeçilemeyecek bir vatan parçası. 1974 Barış Harekâtı sırasında kanlarıyla adayı sulayan yüzlerce Mehmetçiğin ana koynunda uyur gibi ebedi uykularına uzandıkları yer. Kıbrıs’ın tapusu, Rumların katlettiği yüzlerce masum Kıbrıs Türkünün mezarında gizli. Kıbrısın tapusu canları pahasına Türk Mukavemet Teşkilatında görev alan mücahitlerin azminde gizli. Bu tapu Hala Sultan ve muhafızı Ömer’in türbesinde duruyor. Ben gidip gördüm sizde gidin ve görün!

Twitter:@oc320c39
omurcelikdonmez@hotmail.com

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

16 adet yorum var.

  1. Musa diyor ki:

    Kalemine sağlık gönül gözünden bakışının satırlara yansıması olmuş. Kıbrıs Türk Milletinin Namusu ve Şerefidir. Teşekkürler, başarılar.

  2. Kıbrıslı Mücahit diyor ki:

    önemine binaen gündemde olması gereken bir makale kalemine kuvvet

  3. Halil kantarcı diyor ki:

    Allah Allah buda nerden çıktı iyi araştırdınızmı? vebali büyük ona göre

  4. menzil sofisi diyor ki:

    gurban cennetmekan ulu hakan Abdulhamid han hazeretleri Allahın evliya kullarından kıprısı neden satsın bu işte bir hata olmasın

  5. Asildost diyor ki:

    Kıbrıs ile ilgili güzel yazı. Eline sağlık hocam. Oraları gezmeniz, olanları anlatmanız güzel olmuş. Elinize sağlık.
    Ama ben Hz. Ömer’in Mescid’i Nebevi’de olduğunu biliyorum.
    Biz Kıbrıs’ı daima vatan bildik. Kardeş bildik. Ya onlar….

  6. Hatice diyor ki:

    Milletin aklını bulandırma başlıkla. Al oku da tarih bilgin açılsın.
    http://mobil.zaman.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/iste-abdulhamidin-kibris-notu_1161323.html

  7. muharrem diyor ki:

    avni paşa mithat paşa ve ekibi sultan aziz tahtan indirip katlettikten sonra 5 nci muratı yahta geçirdiler 90 gün sonra tahtan indirildi eylül 1876 da abdülhamid han tahta geçti iktidar paşaların elindeydi her yerde isyan vardı abdulhamit tanta geçti 3 ay sonra savaş başladı
    kaybolan itibarlarını kazanmak için paşalar rusya ile savaşa tutuştular
    ruslar tunayı tek silah atmadan geçtiler 20.000 rus askeri istanbul yeşilköye geldi
    bu sırada osmanlı seraskeri mühtedi mehet ali paşadır nazım hikmet ve mehmet ali aybarın dedesidir
    osmanlı nın savaşacak paşasımı vardı
    o vaktin genel kurmayı darbe ile meşguldu
    beyler darbe yapan ordular savaş yapamaz
    sultan hangi askerle komutanla rusa ingilize karşı savaşacaktı özel ordusumu vardı
    Abdülhamit’in Kıbrıs’ı verdiği falan yok. O dönemin şartlarını bilmeden ve Ayastefanos ile Berlin Antlaşmalarını okumadan olaya bakarsanız öyle tarihi hatalara düşersiniz. İstanbul üzerindeki tehlikeleri uzaklaştırmak için Kıbrıs’ı geçici olarak yönetiminde ortak olacak şekilde verdi. Kıbrıs’ın kaybedilişi 1. Dünya Savaşı’na İngiltere’ye karşı girmemizle oldu.
    Senin başkentin gitmek üzere, ordun dağılmış durumda, iş diplomatik hamlelere kalmıştı. Sultan Abdulhamit, önce yönetimde tam hakimiyeti sağladı ve hamlelelerini çok zor şartlar altında sağlam bir şekilde yaptı. Satranç oynuyanlar iyi bilir, rakibin güçlü taşını yemek için bazen o taştan daha zayıf taşlarını feda edersin. Benzeri durumdu ama Kıbrıs bir süreliğine verilmişti. Sonraki iktidarın yanlış hamleleri ile de kaybedildi.
    yakın tarihimizde zafer kazandık dediğimiz halde 800 metre mesafedeki adaları nasıl verdik asıl konu budur egeden çıkamıyoruz
    abdülhamit han tahta çıktığında osmanlı devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. karadağ ve sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, bosna-hersek ve girit’te ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. bu arada sadrazam mithat paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 aralık 1876 da birinci meşrutiyet ilan edildi. ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı meclis-i mebusan’ın ilk işi rusya’ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, osmanlı devleti için tam bir felaket getirdi. ruslar istanbul önlerine kadar geldi. bir milyondan fazla türk, bulgaristan’dan istanbul’a hicret etti. mütareke isteyen sultan abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren meclis-i mebusan’ı kapattı (13 şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. ayastefanos antlaşması ile osmanlı devleti makedonya, batı trakya, kırklareli, kars, ardahan ve batum’u kaybediyordu. ancak ingiltere ile anlaşan abdülhamid han, kıbrıs’ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı berlin konferansı’nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu.

    abdülhamid han büyük meseleler karşısında bunalan osmanlı devleti’ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. düyun-u umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. yunanlıların girit’te isyan çıkarıp, türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, yunanistan’a harp ilan etti. alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri termopil geçidini 24 saatte aşan osmanlı ordusu, atina önüne vardı. yunanistan’ın tamamen osmanlı eline geçeceğini anlayan avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.
    yahudilerin filistin’de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. onların osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. doğu anadolu’da ermeni hareketlerine karşılık hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.

    sultan abdülhamid han’ı tahttan indirmeden osmanlı devleti’ni parçalamanın ve islam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu türk hakanına karşı cephe aldılar. bir taraftan sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. ermeni asıllı fransız yazar albert vandal’ın “le sultan rouge=kızıl sultan” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.

    bu arada padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, ittihat ve terakki mensuplarını kışkırtarak 23 temmuz 1908 de ikinci meşrutiyeti ilan ettirdiler. böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 mart vakası sebebiyle ittihat ve terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen abdülhamid han, selanik’e gönderildi (27 nisan 1909). 10 şubat 1918 devefat etti mekanı cennet olsun
    ÖMÜR BEY BÜTÜN İŞİ DARBE YAPMAK OLAN BİR ASKER VE PAŞALARLA SULTAN ABDÜLHAMİT HAN NE YAPACAKTI
    20000 RUS SİLAH ATMADAN TUNAYI GECİYOR ŞÜKÜR PLEVNE VAR
    RUS BAŞKENTE DAYANIYOR NE YAPACAKDI ABDÜLHAMİT HAN EMPATİ YAPIN YERİNE KENDİNİZİ KOYUN
    İNGİLİZ LE RUSU DEF ETMEK İSTEDİ
    DEVLETİN ÖMRÜNÜ 40 YIL UZATTI

  8. muharrem diyor ki:

    ben başka bir kayıp söyliyeyim
    lozan da m. kemalin baş katibi tevfik bıyıklıoğlu limni adası bize bırakıldığı halde zapta geçirmeyi unuttuğu için alınamadı
    tibil yerine nibil yazıldığı için bir nokta ile suriyenin 1/4 ünü kaybettik

  9. muharrem diyor ki:

    ‘Kıbrıs fatihi’ Henry Layard

    Bu olayın mimarı, İngiliz Büyükelçisi Henry Layard’dı. II. Abdülhamit’in sofrasına karısı ile birlikte katılacak kadar padişahın güvenini ve dostluğunu kazanmış olan Layard, Çırağan Olayı’ndan beş gün sonra, Britanya’nın Dışişleri Bakanı Lord Salisybury’nin telgraf emri üzerine, Abdülhamit’e, Britanya’nın Osmanlı Devleti ile bir savunma işbirliği antlaşması imzalamak istediğini bildirmişti. Bundan sonrasını Layard’ın merkeze yolladığı 27 Mayıs 1878 tarihli ‘çok gizli ve mahrem’ damgalı rapordan izleyelim.

    Konuyu görüşmek üzere Yıldız Sarayı’na giden Layard, II. Abdülhamit’i çok hasta ve büyük bir ruhi depresyon içinde bulmuştu. Sultan, Çırağan Olayı’ndan beri hiç uyumadığını, dolayısıyla şiddetli başağrısından mustarip olduğunu söylemişti. Layard, olayın aslında abartılacak bir şey olmadığını, olay sırasında halkın ve ordunun kendisine sadık kaldığını belirterek Abdülhamit’i teselli etmiş, ayrıca İngiltere Kraliçesi’nin de kendisine şahsi sempatisini ve desteğini ilettiğini belirmişti. Bu sözler Abdülhamit’i rahatlatmıştı. Ardından Layard, İngiltere’nin Osmanlı Devleti ile ilgili planını açıkladı.

    Mesele şuydu: İngiltere, Osmanlı Devleti ile yapacağı herhangi bir savunma antlaşmasının gereği olarak bir yandan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’nın ağır şartlarını hafifletmeye çalışacak, diğer yandan da Osmanlı Devleti’ne herhangi bir saldırı olması halinde onun yanında yer alacaktı. Ayrıca İngiliz Hükümeti, Yeşilköy’deki Rus ordularını buradan uzaklaştıracaktı. Bunları duyan Abdülhamit çok memnun oldu ancak, öylesine hasta, uykusuz ve dermansızdı ki, Layard’a bundan sonrasını Başvekil Sadık Paşa’ya anlatmasını söyleyerek odasına çekildi.

    İngilizlerin küçük (!) şartı

    Layard’ın Sadrazam Sadık Paşa ve Hariciye Vekili Safvet Paşa’ya sunduğu taslakta bütün bunların karşılığında küçük bir şartları vardı: Kıbrıs’ın idaresini istiyorlardı. Böylece hem Osmanlı Devleti’nin güneyde güvenliği sağlanacaktı hem de bölgeye İngiliz sermayesinin akması mümkün olacaktı. İki paşa bu şartı duyunca, padişaha sormadan evet diyemeyeceklerini belirterek Layard’dan birkaç saat müsaade istediler. Anlaşılan Padişah olur vermişti ki, görüşmeler devam etti. Sadık Paşa, taslağa, Rusları kışkırtmamak için iki devlet arasında savunma antlaşması imzalanmadan, İngilizlerin Kıbrıs’a birlik çıkarmaması şartını eklemek istedi ancak Layard, Lord Salisbury’nin gönderdiği metne herhangi bir ekleme yapamayacağını belirtti. Sadık Paşa ısrar etmedi, taslak Bakanlar Kurulu’na sunuldu ve onaylandı.

    Abdülhamit, 26 Mayıs 1878 günü, akşam saat 8:00’da antlaşma metni kendisine sunulur sunulmaz imzasını bastı. Bu durum Layard’ı bile şaşırtmıştı. Altında Sadık ve Safvet Paşalarla Layard’ın imzası bulunan antlaşma metninde şunlar yazmaktadır: “Şayet Rusya, Batum’u, Kars’ı elinde tutmağa çalışırsa veya Sultan’ın belli antlaşmalarla sahip bulunduğu kabul edilmiş topraklarını almak için bir saldırıda bulunursa, [İngiltere] buraları silahlı güçlerle savunmak için Osmanlı Devleti ile müttefik olmağı taahhüt eder. Öte yandan, Sultan idaresinde bu topraklarda yaşayan Hıristiyan ve diğer vatandaşlarının korunması için (sonradan iki güç arasında üzerinde anlaşılacak) gerekli reformlar yapmağı, İngiltere’nin taahhütlerini yerine getirebilmesi için Kıbrıs adasının İngiltere tarafından kullanılmasını ve idare edilmesini kabul etmektedir.”

    Helicon zırhlısı Ortaköy’de

    Antlaşmanın imzalandığı gün Abdülhamit, Layard’ı çağırtarak, Ali Suavi (Çırağan) hadisesinin sanıldığından çok daha ciddi olduğunu, ailesinin ve kendisinin hayatının tehlikede olduğunu söylemiş ve işin içinde İngilizlerin olduğunu düşündüğünü ima etmişti. Layard kendisini ikna edince de, İngiliz gemilerinden birinin Ortaköy önlerine getirilip demirlemesini istemişti. Layard bu endişeye katılmasa bile, Helicon adlı geminin Çırağan’ın önüne demirlemesini sağladı. Layard’a göre Abdülhamit o güne dek görülmemiş bir çeşit ‘cinnet hali’ içindeydi. İşte Abdülhamit böyle bir haletiruhiye içinde 4 Haziran 1878 tarihinde Kıbrıs’ı İngiliz idaresine resmen devreden antlaşmayı imzaladı.

    Kıbrıs’ı kolaylıkla Osmanlı Devleti’nden koparan Layard, Kraliçe tarafından “Grand Cross of The Bath” nişanı ile ödüllendirildi. Abdülhamit bir süre sonra vehimlerinin yersiz olduğunu fark etti ve antlaşmadan caymaya çalıştı ama iş işten geçmişti.

    Neyse ki, İngilizler sözlerini tuttular 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması’yla, Rusları aşırı güçlendiren Ayastefanos Antlaşması’nın bazı maddelerinin hafifletilmesini sağladılar. Ancak, Osmanlı Devleti, yine de büyük toprak ve büyük nüfus kaybına uğradı. Ayrıca, 800 milyon altın franklık savaş tazminatı ödemeye mahkûm edildi….alıntı

  10. muharrem diyor ki:

    Abdülhamid yağmurdan kaçarken tutulduğu dolunun ne olduğunu biliyordu. İngilizlere hayır dese, Ruslar Yeşilköy’deydi, her an başkente yürüyebilirlerdi. Evet dese, İstanbul’u kurtarmış oluyordu ama Kıbrıs’ı kurdun pençesine teslim etmiş oluyordu. Bir şeyler yapmak için kıvranıyordu genç Sultan. Tuttu, Kraliçe Victoria’ya mektup yazıp bir şeyler yapmasını rica etti. Sonuç alamadı. Ne yapıp edip hem tazminatı düşürmeli, hem de Balkanlar’daki topraklarına bir geçit açmalıydı. Berlin Kongresi’nde Ruslarla yapılan antlaşmanın lehimize değiştirilmesi ihtimali belirmişti. Bu fırsatı kaçırmak istemiyordu.
    İşte o sıkıntılı çırpınış günlerinde işgalin geçici olması ve Rusların Kars, Ardahan, Batum gibi vilayetlerden çekilmesi halinde İngiltere’nin de Kıbrıs’tan çıkacağını taahhüt etmesi şartıyla antlaşmayı imzalamak zorunda kaldı.
    Tarihler yine sıcak bir temmuz gününü gösteriyordu: 15 Temmuz. 133 yıl önceydi. Antlaşma metnini masasına koydu. Bir şart daha eklemek istediğini söyledi. Bu şart Layard’ı şaşırttı ama Abdülhamid kararlı görünüyordu. Yazılı bir güvence istiyordu. Kabul ettiler. Bunun üzerine sol üst köşeye kendi el yazısıyla şunları yazdı ve altına imzasını attı:
    “Hukuk-i Şahaneme asla halel gelmemek şartıyla muahedenameyi tasdik ederim.”
    Altına da büyükelçinin sözleri yazıldı. Bu antlaşmayla Padişahın haklarına asla halel getirilmeyeceğini beyan etti. Nitekim Berlin Kongresi’nde borcumuz düşürüldü, Makedonya ve Arnavutluk’a Doğu Rumeli diye bir geçit açıldı ve devlet nefes aldı. İşte Abdülhamid 30 yıl devam edecek “kurtlarla dansı”na bu şartlar altında başladı.
    İşte o asla ihlal edilemeyeceğini belirttiği “hukuk-i Şahane”, yani padişahın simgelediği “devletin hakları”, Lozan’da unutmuş olsak bile şehit Fatin Rüştü Zorlu’nun inanılmaz mücadelesi sayesinde 1958’de “Garantörlük hakkı”na dönüştü ve 1974’te o haklar sayesinde Kıbrıs’a müdahale edebildik. Bugün Lozan sayesinde değil, 1878’deki o şart ve 1958’deki Zorlu-Menderes ikilisinin gayretiyle kazanılan hak sayesinde oradayız….alıntı

  11. Eski bir dost diyor ki:

    Peh peh ulu hakancılar uluorta konuşuyor vallahi sizin yazıda başlıkta süper, internette sizin yazıdan sonra şöyle bi dolaştım baktımki Kıbrısı İngilizlere veren bu padişah bide utanmazlar Atatürke dil uzatırlar Allahtan korkmazlar kuldan utanmazlar

  12. ılgaz diyor ki:

    Eski bir dost a katılıyorum
    eleştiriye tahammül yok, tarih putlaştırılıyor objektifflik yok kör inad sürüp gidiyor tabuları yıkmalı. Muhharrem bey maşallah destan yazmış belki doğru ama uzun olunca inanın okuayamadım

  13. muharrem diyor ki:

    özeti yazayım
    avni paşa mithat paşa ve ekibi sultan aziz tahtan indirip katlettikten sonra 5 nci muratı yahta geçirdiler 90 gün sonra tahtan indirildi eylül 1876 da abdülhamid han tahta geçti iktidar paşaların elindeydi her yerde isyan vardı abdulhamit tanta geçti 3 ay sonra savaş başladı
    ruslar tunayı tek silah atmadan geçtiler 20.000 rus askeri istanbul yeşilköye geldi
    darbeci ordu rus a karşı koyamadı
    bu sırada osmanlı seraskeri mühtedi mehmet ali paşadır nazım hikmet ve mehmet ali aybarın dedesidir
    rus tuna nehrini kurşun atmadan geçti
    başkentin 20.000 rus askerinin eline düşmesi an meselesi
    sultan abdülhamit özel şart koşarak kıbrıs üzerinde ingiliz hakimiyetini tanıdı
    ayestefenos anlaşmasının ağır şartlarını kaldırttı

  14. ılgaz diyor ki:

    mandacı yani şimdi deha bunun neresinde Muharrem bey anlayamadım orduya bile sahip çıkamamış bir padişahtan söz ediyorsunuz bana kalırsa Atatürkün tırnağı bile olamaz

  15. muharrem diyor ki:

    yapma orduya nasıl sahip çıkacak daha 1 ay önce çırağan baskını olmuş zar zor yedi sekiz hasan paşa bastırmış
    resneli niyazi misali askerler enufak patırdıda devletine karşı dağa çıkmaya hazır
    padişah katletmiş asker iktidarı bırakmıyor
    gavur yeşilköye gelmiş asker ortada yok
    her taraf ateş bu halde devleti kan dökmeden 30 kusur yıl sürdürdü
    bırak abdülhamit i osmanlı nın başına o an istersen napolyon u getir yine bir şey yapamazdı

    *****lozan da m. kemalin baş katibi tevfik bıyıklıoğlu limni adası bize bırakıldığı halde zapta geçirmeyi unuttuğu için alınamadı
    800 metre ötedeki adalar talep bile edilmedi
    kim kimin tırnağı olamaz tarih yazacak
    tibil yerine nibil yazıldığı için bir nokta ile suriyenin 1/4 ünü kaybettik

  16. Cem diyor ki:

    Muharrem bey Abdülhamid’i kimse kötülememez bu topraklar için yaptıklarını kimse inkar edemez siyonizme karşı hep dik durmuştur tek bir hata nelere malolmuş araştırman için teşekkürler keşke olmasaydı ama olmuş Atatürk’ün tırnağı olamaz diyenler haklı Atatürk ülkenin her yerini satmıştır abdulhamidi tahttan indirmeye ortak olan halk da Hatay’a düşmüştür o bataklıktaki ülkeyi tek kurtarabilecek padişah da Abdülhamid tir Rabbim sonumuzu hayır etsin inşallah eski gücümüze biraz olsun yaklaşmayı rabbim bize nasip eder

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
2016-11-13 10:18:12
yorum ikonu
NATO’nun IŞİD maskesiyle Türkiye operasyonu! | Bayraksevdasi.com: […] İstanbul Atatürk Havalimanı terör saldırısını gerçekleştiren canlı bombaların eylem
2016-10-13 16:50:13
yorum ikonu
Sözleşmeli öğretmenlik için ön başvurular devam ediyor – FİKRİKADİM: […] MEB 5 bin sözleşmeli öğretmen alacak […]
2016-09-07 00:47:43
Facebookta bizi bulun