Ünlü ekonomi profesörü Piketty: “Ekonomi bilimi diye bir şey yok” – Fikrikadim

Ünlü ekonomi profesörü Piketty: “Ekonomi bilimi diye bir şey yok”

“Asi”, “radikal” ya da “rock star”, bu kelimeler bir ekonomist için pek kullanılmaz fakat Fransız Thomas Piketty’yi iyi tarif ediyor. Ekonomik eşitsizliği konu eden “21. Yüzyılda Kapital” adlı kapsamlı kitabıyla büyük üne kavuşan Piketty Global Conversation programına konuk oldu İsabelle Kumar’ın sorularını yanıtladı.

euronews:
“Thomas Piketty, Global Conversation’a katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Gelir dağılımındaki adaletsizliklerle ilgili çalışmanız büyük ses getirdi ve Kapital adlı kitabınız da beklentilerin üzerinde popüler oldu, bu sizi şaşırttı mı?”

Thomas Piketty:
“Tabii ki uluslararası geniş bir izleyici grubu tarafından okunacak bir kitap yazmak istedim, fakat bu kadar başarılı olmasını beklemiyordum. Dünya genelinde 2 milyon satışa ulaştık. Bu da gösteriyor ki bugünlerde tüm dünyada gelir dağımındaki eşitsizlik konusuna duyulan büyük bir ilgi var. Acaba globalleşme herkese ulaşabildi mi yoksa bundan yalnızca küçük bir grup mu yararlanıyor? Benim kitabımda yeni olan, 30’dan fazla ülkeden araştırmacılarla, gelir ve gelir dağılımındaki adaletsizlikle ilgili tarihin şimdiye kadar yapılmış en büyük veri tabanını kurduk. Yeni olan aslında bu. Ben adaletsizliği tarihi bir perspektiften incelemeye çalışıyorum.”

euronews:
“Birkaç ay önce Papa Francis’in şöyle bir tweetini görmüştüm: ‘Toplumsal zulmün kökeninde adaletsizlik yatar.’ Siz de buna Papa kadar sert yaklaşıyor musunuz, yoksa Papa sizden daha mı radikal?”

Piketty:
“Genelde papanın söylediklerine kendimi pek yakın hissetmem. Fakat adaletsizlikten endişe duyuyorsa bu güzel bir şey. Ancak Katolik Kilisesi’nin tarih boyunca adaletsizliklerin azalmasına ne kadar katkı yaptığı konusunda ise şüpheciyim. Zannediyorum bu konu yalnızca solcu veya sağcıların ya da bir dini topluluğun değil farklı dinlerden insanlığın genel bir endişesi. Yalnızca gayrısafi yurtiçi hasılanın artışıyla ilgilenmemiz yetmez. Onun nasıl paylaşıldığıyla, kimlerin faydalandığıyla ve doğal kaynaklara erişimin bedelinin ne olduğuyla da ilgilenmeliyiz.”

euronews:
“Burada ilginç bir noktaya geliyoruz. Air France’taki kesintilere kızan çalışanlar yöneticilerine saldırıp üstünü başını paraladı. Manşetlere taşınan bu konuyla ilgili yorumunuzu merak ediyorum.”

Piketty:
“Ben farklı gruplara şu iyi bu kötü diye not vermek için burada değilim. Yalnız şunu söylememe müsaade edin, gelir dağılımıyla ilgili çatışmalar genelde çok sert oluyor. Özellikle de fakir ülkelerde, Fransa gibi zengin devletlerde olandan çok daha sert olabiliyor. Mülkiyet sahipleri, maaşlar ve gelirler gibi konularda, kim neyin sahibi ve kim ne kadar kazanıyor gibi sorular şeffaf bir şekilde cevap bulamadığında bu çekişmeler daha da kötüye gidiyor. Gelir ve gelir dağılımıyla ilgili konuşabilmek ve daha fazla bilgi sahibi olmak demokratik bir tartışma ortamının korunabilmesi için çok önemli. Günümüzün en büyük sınırlamalarından biri sınır aşırı mülkiyet konularıyla soruların üzerine örtülen perde.”

euronews:
“Bu konuya da geleceğiz.”

Piketty:
“Sıklıkla kimin nesi var onu bilemiyoruz ve bu da hem adalet hem de vergilendirme noktasında makul bir şekilde konuşmayı zorlaştırıyor.”

euronews:
“Vergilendirmeye gelecek olursak, kademeli bir vergileme önermiştiniz. Yılda 1 milyon Euro ya da daha fazla kazananlara gelirlerinin yüzde 80’i kadar vergi getirilmesi gibi.
Sosyal medyada takipçilerimize sizinle röportaj yapacağımızı duyurduğumuzda Thomas Jones adlı izleyicimiz şu soruyu yöneltti:
‘Zenginlik oluşturmak ve istihdam sağlamak için risk alan insanları neden yüksek vergilerle cezalandırıyorsunuz?’

Piketty:
“Çok zor… Çünkü eşitsizlik ve vergilendirme dediğiniz zaman insanlar bir heyecanlanıyor. Müsaadenizle konunun içine somut bir olay da katalım. 1930-1980 yılları arasının Amerika Birleşik Devletleri’ni ele alırsak, ki bu çok uzun bir süre, yarım yüzyıl, en yüksek gelire uygulanan gelir vergisi ortalama yüzde 82 seviyesindeydi, bazen de yüzde 91’i buluyordu. Yer yer yüzde 70’e kadar düştüğü oldu ama 1930-1980 dönemindeki ortalama yüzde 82 idi. Peki bu Amerikan kapitalizmini yıktı mı? Tabii ki hayır. 1950, 60 ve 70’lerde üretim ve gayrısafi yurt içi hasıla Reagan yıllarından çok daha yüksekti. Ronald Reagan döneminden başlayarak en üst kazanç grubuna uygulanan vergide önemli indirime gidildi ve bu da gelir dağılımı dengelerini daha kötü hale getirdi.

Eşitsizliği her yerde görebiliyorsunuz yalnızca üretim istatistikleri hariç. Birçok kişi tarihsel amnezi sebebiyle sanıyorum bu tartışmaya hazır değil. Bazen bunun tarihte tecrübe edildiği unutuluyor ve tabii üretim anlamında çok kötü sonuçlanmadığı da…”

euronews:
“O zaman François Hollande ‘zenginlere yüzde 75 oranında vergi’ vaadinden geri adım attığında siz büyük hayal kırıklığı yaşamış olmalısınız.”

Piketty:
“Aslında bu sistemin Fransa’da uygulanmasına çok taraftar değildim. Çünkü bu ülkede 1 milyon Dolar’dan fazla kazanan çok kişi bulunmuyor. Ancak Hollande ABD için çok iyi bir başkan olabilirdi. Bu tam da Amerika’da uygulanması gereken vergi sistemi. Fransa’nın o kadar büyük bir servet kümelenmesi problemi bulunmuyor. Öyleyse bu politika ancak vergi reformunu gerektiği kadar yapamamanın bir mazereti olsa gerek. Fransa’da genel vergi sisteminde yapılması gereken daha birçok farklı reform bulunuyor.”

‘Avrupa’da krizi kötü yönetim büyüttü’

euronews:
“Hazır Avrupa’ya yoğunlaşmışken kemer sıkma politikalarını da konuşalım. Sizin bu politikalara karşı olduğunuzu biliyorum. Fakat samimi olarak söylemenizi istesem bu politikaların tümüyle yanlış olduğunu söyler miydiniz?”

Piketty:
“Tabii ki her zaman daha kötüsü olabilirdi. Fakat gelin Atlantik’in iki tarafındaki tabloyu karşılaştıralım. Meselenin özünde şu bulunuyor. Avrupa, baslangiçta Amerika Birleşik Devletlerinden gelen, ABD’nin özel sektöründen gelen bir krizi, kötü yönetim ve aşırı kemer sikma önlemi sebebiyle devletler çapinda bir borç krizine çevirdi.

Krizin başına, 2008 yılına dönecek olursak Avrupa’nın borcu Amerika’dan daha yüksek değildi, Japonya’dan da daha yüksek değildi. Oysa 2015 yılında gelinen duruma bakacak olursak, 2007’nin üzerinden geçen 10 yıla yakın süre sonrasında ABD’de gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) yeniden yoluna girdi ve 2007’de bulunduğu seviyenin yüzde 10-15 üzerine de geldi. Ancak Avrupa’ya baktığımızda, özellikle de Euro Bölgesi’ne, halen sağlıklı günlerine dönebilmiş değil. Hala 10 yil önce neredeysek o noktada bulunuyor.”

Yazının devamı: euronews

 

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun