Yeni nesil savaşlar ve zombi devletler – Fikrikadim

Yeni nesil savaşlar ve zombi devletler

Suriye odaklı olarak yaşananlar, adı konmasa da aslında 3. Dünya Savaşı. Türkiye ise olayların merkezinde. Ancak yeni konjonktürde bir ülkede asker veya bayrak göstermek yerine, o ülkeyi çıkar bölgesi haline dönüştürmek çok daha ekonomik. Yani ‘zombi devletler’ yaratmak çok daha verimli.

Mete Yarar

Mete Yarar

Birisi çıkıp ‘III. Dünya Savaşı nasıl olacak?’ diye sorsa, ilk akla gelen I ve II. Dünya Savaşları’yla ilgili tarih kitaplarından hafızalarda kalan bilgiler ya da seyredilen filmlerden kareler olur. Üstüne de biraz Afganistan ve Irak Savaşları tecrübeleri eklenince, bir cevap oluşmaya başlar akıllarda. Cevapların hiçbiri de yanlış olmaz, olsa olsa eksik olur. Çünkü yaşanan her savaş kendi hikâyesini, dramlarını ve derslerini de ayrıca yazar.

Aslında belki de en mantıklı soru, “III. Dünya Savaşı çıkmış olsaydı, sonuçları ne olurdu?“ diye sormak olurdu.

Muhtemelen onlarca ülke savaşın içinde yer alır, bir o kadarı da savaştan dolaylı olarak etkilenirdi. Birçok insan susuz ve açlıktan kırılır, sivil kaybı milyonlara ulaşırdı. Dünya göç eden milyonlarca mülteci ile dolar ve silah üretimi artardı, etnik, dinsel ve mezhepsel anlamda katliamların yaşandığı bir cehenneme dönerdi.

Acaba şu an yaşadığımız tablo farklı mı?

“Şu an adı konmamış bir III. Dünya Savaşı’nı yaşıyoruz. İşin kötü tarafı, bu adı konmamış savaşın büyük bölümü bizim ülke sınırlarımızın hemen dibinde yaşanıyor.”

Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre, mülteci sayısı 2013 yılında ilk kez II. Dünya Savaşı dönemi rakamlarını aşarak 50 milyonun üzerine çıktı, bugün ise bu rakam 60 milyon. Aynı kaynaklar bu rakamların büyük bir kısmını oluşturan 30 milyon kişinin uzun süredir bu statüde bulunduğunu da açıkladı. Anlaşılan o ki, bitmez bir savaş sürecini yaşıyoruz.

Dünyada aç olan insan sayısı yaklaşık 800 milyon, obez diye nitelendirebileceğimiz insan sayısı da yaklaşık 600 milyona ulaşmış durumda.

Sizce bir dünya savaşı çıkmış olsaydı, kaç milyon insan aç uyurdu? Dünya nüfusunun yaklaşık 1/7’si her akşam yastığa başını aç olarak koyuyor. 700 milyon insan ise içecek su bulma derdinde. Acaba bir dünya savaşı söz konusu olsa, bu rakamlar farklı mı olurdu?

Ama bir dünya savaşı yok, değil mi?

Yaşanan, adı konmamış bir 3. Dünya Savaşı

Bu rakamlara savaşlardan etkilenerek ölen sivillerin sayısını, halen süren savaşları, askeri harcamalardaki artışları eklediğinizde ortaya net bir tablo çıkıyor: Şu anda adı konmamış bir III. Dünya Savaşı’nı hep birlikte yaşıyoruz.

İşin kötü tarafı, bu adı konmamış savaşın büyük bölümü bizim ülke sınırlarımızın hemen dibinde yaşanıyor.

Rusya Suriye’den operasyonlar gerçekleştiriyor, Rus savaş uçakları Türk hava sahasını ihlal ediyor. NATO ile Rusya arasında gergin mesajlar gidip geliyor. NATO Genel Sekreteri “Gerekirse Türkiye’ye birliklerimizi göndeririz” açıklamasını yaptı.

Bu yaşadığımız, eğer III. Dünya Savaşı ise neden kimse bu savaşın adını koymuyor? Çünkü bu savaşta alışılageldiği gibi adı konmuş taraflar yok.

Bugünkü konjonktürde taraf olarak ortaya çıkmanın getirisinden çok maliyeti var. Bu nedenle de ülkeler kendileri için savaşacak çıkar grupları yaratmaya çalışıyor. Bunu da dünyanın en eski kirli geleneği üzerinden yapmaya devam ediyorlar. Etnik, dinsel veya mezhepsel figürleri kullanıyorlar. Eğer bu kirli savaşlara dahil olmak istiyorlarsa, insan hakları ya da demokrasi getirme söylemlerini kullanıyorlar. Ancak ne olursa olsun adlarını asla savaşın jeneriğinde geçirmemeye çalışıyorlar.

‘Cephe ülke’ Türkiye

Bu çeyrekte yaşanacak tüm savaşlar konvansiyonel bir yöntemle olmayacak, bu nedenle de asla III. Dünya Savaşı olarak anılmayacaktır. Bütün rakamlar ve göstergeler bunun III. Dünya Savaşı olduğuna işaret etse de… Bu kirli savaşın ortasında olan Türkiye de ‘ileri karakol olma özelliğinden cephe ülke konumuna’ geçecektir.

“2025’e kadar yaşanacak savaşlar konvansiyonel yöntemlerle olmayacak ve bu kirli savaşın ortasında olan Türkiye de ‘ileri karakol olma özelliğinden cephe ülke konumuna’ geçecektir.”

Irak Savaşı’ndan sonra konvansiyonel bir savaşın maliyetinin en fazla altı ay sürdürülebileceğini fark eden emperyal ülkeler stratejik bir dönüşüm kararı aldılar. Kendi konseptlerini gayri nizami savaşların desteklenmesi ve sürdürülmesi üzerine oturtmaya başladılar. Bu akımı da son deneyimlerinden ders çıkartan ABD başlattı. Ardından diğer ülkeler de bu konsepte hızlı bir geçiş yaptı.

Rusya, 2008’deki Güney Osetya Savaşı’nda kısmen bu geçişinin işaretlerini verdi, ardından Ukrayna krizinde fiili anlamda bu konsepti uygulamaya başladı. Arka planda duran bir Rusya ve onun çıkarları doğrultusunda davranan Rus kökenli ayrılıkçılar… Herkesin bildiği bir tablo, iç savaş görünümlü parçalanma taktikleri, kendi isteği ve referandumla başka bir ülkeye bağlanma süreçleri… Adına net olarak bir savaş denmediği için de devletlerin fiili anlamda giremedikleri konvansiyonel bir savaş. Amaç ise hep aynı, arzulanan stratejik hedeflere ulaşmak.

Yeni yüzyılın kirli savaşları

Kendi çıkarlarına uygun kurulacak yeni devletçikler. Yeni Skyes – Picot paylaşımlarına gitmek için eskiden uygulanan taktiklerin gelişmiş versiyonları veya popüler tabiri ile “yüzyılın yeni kirli savaşları “.

Bu yöntemi geçmişte de pek çok ülke uyguladı. Fransa Libya İç Savaşı’nda gayri nizami kuvvetlerin desteklenmesi projesini uygulayarak, kendisine çıkar bölgeleri yarattı. Bugün Irak ve Suriye’de yaşanan bölünmeler de aynı projenin tekrar uygulandığını açıkça ortaya koyuyor.

Artık yeni konjonktüre göre, bir yeri elde tutmak gereksiz. Bir ülkede asker veya bayrak göstermek yerine, o ülkeyi çıkar bölgesi haline dönüştürmek çok daha ekonomik. Yani ‘zombi devletler’ yaratmak çok daha verimli. Düşünemeyen, karar veremeyen ve yerel kaynaklarını korumayan, üretemeyen ülkeler. Şu an Suriye’de yaşanan da bu.

1990 sonrası, yeni yüzyılın kiralık askeri şirketlerinin devlet kurup devlet yıktığı bir dönem olarak adlandırılabilir. Geçmişin paralı askerlerinin yerini kiralık askeri şirketlerin aldığı, ülkelerin devletler yerine şirketler tarafından ele geçirildiği, manda yönetimleri yerine ekonomik gruplara dahil olunarak sömürüldüğü, 30 yıl savaşlarında olduğu gibi yeni mezhep savaşları çıkarılarak toplumların geri götürüldüğü ve yeni derebeyliklerinin kurulduğu bir dönemdir.

Bu kirli savaşların ortasında kalan halkımız ve karar vericiler maalesef hâlâ olayın ve oyunun büyüklüğünü anlayabilmiş değil. Bazı etnik ve mezhepsel gruplara, aynı I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi gaz verilerek yeni parçalanmaların alt yapısı hazırlanmaya çalışılıyor.

Ders almak isteyenler, başkasının böldüğü ve sınırlarını çizdiği ülkelerin durumuna bakabilir.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun