Hadi aslanım Tayyip Erdoğancı ol da görelim – Fikrikadim

Hadi aslanım Tayyip Erdoğancı ol da görelim

salih Tuna / YeniŞafak

Salih Tuna / YeniŞafak

Selam gazetesinin yazarları arasında yer alacaktı. Adının geçtiği teaserlar vaktiyle “enkırmeni” olduğu Kanal 7‘de dönüyordu.
Daha sonra ne olduysa olmadı, daha doğrusu son dakika çalımıylaYeni Şafak‘ta (kısa süreliğine de olsa) yazmaya karar kıldı.

Kimden mi bahsediyorum?
Kendisinin ifadesiyle, “çocukluk arkadaşım” Ahmet Hakan‘dan.
Ne çocukluk arkadaşı canım, tanıştığımızda kazık kadar adamlardık.
Hem komünistlik hem şeriat hem de devleti yıkmaya yönelik anarşist propaganda yapmak iddiasıyla 6 yılla yargılandığım bir oyunumun Bursa turnesini organize eden bir grup üniversite öğrencisi arasındaydı.
Aklımda kaldığı kadarıyla soran, sorgulayan zeki ve kıvrak bir çocuktu.

Seksenli yıllardı.
Yani, Selam gazetesi macerası bundan yaklaşık 10 sene sonraya tekabül ediyordu.
Mezkur gazeteyi çıkartan grup daha önce Tevhid adlı bir dergi çıkartıyordu.

Hülasa…
Paralelci takımının “Selam – Tevhid örgütü” dediği, Ahmet Hakan‘ın da yazarları arasında yer alacak olduğu bir gazete ve baştaNurettin Şirin olmak üzere yarenlik yaptığı “dostlarının” çıkardığı bir dergiden ibaretti işte.
Paralelci takımının şimdilerde medyaya baskı var heyulası koparmasına bakmayın, bir dergi ve bir gazetenin adından ürettikleri örgütle yüzlerce kişiyi yasa dışı dinlemiş, birçok gazetecinin hayatını karartmışlardı.

Selam gazetesinin sahiplerinden avukat Hasan Kılıç ve yazarlarından Mehmet Ali Tekin hâlâ vatan hasretiyle yanıyorsa bunların yüzündendir.

Ahmet Hakan’ın “dava delisi Nureddin” dediği Nurettin Şirin de 28 Şubat postmodern darbe günlerinde Kudüs Gecesi dolayımında esir alınmış, yıllarca mahpus damında yatırılmıştı.

28 Şubat’ın “dış destekle” malul bir darbe olduğunu artık aklı başında hiç kimse inkâr etmiyor.
Sevgili Çandar, İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ın arkasında olduğunu bir defasında şöyle anlatmıştı: “ABD post-modern darbeyi destekledi. Meğer 28 Şubat’tan iki hafta sonra, 12 Mart Cumartesi günü Washington’da Dışişleri Bakanı Albright’ın çağrısıyla bakanlığın yedinci katında, Türkiye toplantısı yapılmış… Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle hepsi orada. Türkiye’ye ilişkin olarak ne yapılmalı, o gün konuşulmuş. Toplantıdan çıkan sonuç, ‘doğrudan askerî bir darbe olmadan bu hükümet gitmeli’ olmuş…”

Karar verilmişti, ve taşeronlar behemehal harekete geçmişti.

Ahmet Hakan‘ın bugünlerde yazarları arasında yer aldığı Hürriyet gazetesi de gayet senkronize biçimde “Topyekûn savaş” naraları atmaya başlamıştı.

Aydın Doğan, cürümlerini, “Benim medya organlarım İslamcı koalisyon hükümetine karşı savaş verdi…” şeklinde dermeyan etmişti.

Dış destek” belirleyiciydi. Zaten “dış destekten” bağımsız bir darbenin gerçekleşmesi söz konusu bile olamazdı.
Bu hakikati Murat Belge bir süre önce veciz şekilde dile getirmişti: “Tayyip Erdoğan ‘Kemalist müesses nizam’ın muhalefetiyle karşılaşacağını bilerek geldi ve karşılaştı. Ancak, o ‘müesses nizam’, çok önemli bir araçtan, ‘dış destek’ten yoksundu. Bu nedenle kolu kanadı kırıktı, alışılmış eylemlerini yapamadı. Gezi direnişiyle birlikte Erdoğan, işin başında hesaplayamadığı bir dirençle karşılaşmaya başladı…”

Takdir edersiniz ki, Sayın Erdoğan 2011’den beri “dış destekli” korkunç bir saldırı altında tutuluyor.

Psikolojik harp tekniklerinin yanı sıra bütün taşeronlar faaliyete geçirildi. Paralel yapı yetmedi, PKK devreye sokuldu.
Aydın Doğan‘ın medya organları da elinden geleni yapıyor. Hem de, Sayın Erdoğan‘ın canlı yayında söylemediği bir söz üzerinden algı oluşturacak kadar…
Ahmet Hakan’ın parlatmaya çalıştığı Ertuğrul Özkökün siyasi versiyonu da, bu ihtiyaca binaen devreye sokuldu.
Siz hiç “Bağlamacıdan” Kürdün sorununa ilişkin sadra şifa tek cümle duydunuz mu?

Tam aksine…
Kürdün sorununa” el attığı için Türk faşistleri tarafından ihanetle suçlanan Erdoğan’a düşmanlık yapmaktan başka bir şey yapmadı.
Hiç lafı dolaştırmayalım: Ankara kat- liamının ardından yaptığı vahim açıklamanın, dış destekli iç savaş çağrısının örtük ifadesinden başka hiçbir anlamı yoktur.

Berlin‘de, “PKK yenilmeyecek, TSK yenilecek” yollu coşan Bağlamacının, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkomutanını söz konusu katliamla itham etmesi de sadece ve sadece “dış desteğin” şiddetini gösterir.

Nihayetinde “İç savaşı tartışabiliriz” diyen bir partiden bahsediyoruz.

Ahmet Hakan birkaç ay evvel, “Seçilmiş cumhurbaşkanı olmasının sorgulanmasına, Mısır’daki gibi bir darbeye maruz kalmasına, çoktan kaldırılmış idam cezasının Erdoğan için söz konusu bile edilmesine sıra gelince, işte orada, bir numaralı Tayyip Erdoğancı oluruz…” demişti.

O vakit “Sen Tayyip Erdoğancı olma birader” demiştim. Yazım arşivde, gerekçelerine bakarsınız.

Yine de şu kadarını aktarayım: “27 Nisan 2007 muhtırasında, ‘Darbeye karşıyız diyeceğiz ve ötesini söyleyemeyecek miyiz? Ben ötesini de söylerim arkadaş…’ demişti. Her darbenin de muhtıranın da muhakkak ‘ötesi’ vardır. Ötesi yani gerekçesi yani bahanesi… Evren’in 12 Eylül darbesinin gerekçesi ‘anarşi’, 28 Şubat’ın ‘irtica’, 17 Aralık’ın da ‘yolsuzluktu.’ Ahmet Hakan 27 Nisan’da sınıfta kaldı…”

28 Şubat postmodern darbesinin arkasındaki “dış destek”in Sayın Erdoğan’ı hedefe koyduğu herkesin malumu. Bunu artık kimsecikler tartışmıyor.
Bu dış desteğin taşeronları da matine- suare faaliyette!

Hadi davran aslanım, ne duruyorsun; “Bir numaralı Tayyip Erdoğancı oluruz” demiştin, bir numaralı olmandan geçtim, 100 numaralı olsan da yeter.
Her gün yüz köşeden yüz köşe yazarı ölümle, idamla, darbeyle tehdit ediyor neden susuyorsun?
Önce darbe olsun sonra destekleriz mi diyorsun yoksa?
Bir haftalığına bile “Tayyip Erdoğancı” olamazsın, boş konuşma! Anında kapının önüne koyarlar.
Hiçbiriniz özgür değilsiniz.
Hepiniz, dış destekli Erdoğan düşmanlığının köleleri oldunuz. Aranızdaki tek fark, kiminiz gönüllü, kiminiz midesinden zincirli.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun