Anadolu Şehirleri Nasıl Türkleştirildi? Iconium’dan Konya’ya – Fikrikadim

Anadolu Şehirleri Nasıl Türkleştirildi? Iconium’dan Konya’ya

Türklerin Anadolu’ya gelişini anlatırken Pasinler-Malazgirt savaşları ekseninde giriş yapmaya meyilli politik tarihimiz yüz binlerce Türk göçmenin hangi şehirlere, nasıl yerleştiği üzerinde pek durmaz. Malazgirt ile açılmış “Anadolu’nun kapılarından” giren, bambaşka yerleşim geleneklerinden gelen ve pek çoğu halen göçebe hayat süren bu insanların Bizans şehirlerindeki hayatla nasıl temas ettiği ve şehircilik temellerini nasıl attığı oldukça önemli bir konu. 100 yıllık bir süre sonunda İkonium’un Konya, Kaisareia’nın Kayseri, Melitene’nin Malatya olduğu bu dönemi Konya’nın hikâyesinden yola çıkarak anlatmaya çalıştım.

Bizans İmparatorluğu’nun en önemli merkezlerinden biri olan Anadolu, Türklerin 11. yüzyıldaki gelişinden önce pek çok kente ve kaleye ev sahipliği yapmaktaydı. Bu şehirler Anadolu Selçuklu döneminde, Türk şehirciliğine bir zemin hazırladı. İlginç bir şekilde, Anadolu’nun fethi ile yapı faaliyetlerinin ivme kazanması arasında yaklaşık yüz yıllık bir boşluk var. Bunun en büyük nedenlerinden biri 1220’lere kadar geniş çaplı bir yerleşik hayata geçiş eğiliminin yakalanamamış olması. İkinci bir neden olarak da fetih sürecinin zarar verdiği şehir hayatının canlanmasının zaman alması olarak görülebilir.

Konya 1076 yılında Anadolu Selçuklu başkenti oldu. Osmanlı döneminin güçlü merkeziyetçi anlayışının aksine, Anadolu Selçuklular çok merkezli bir devlet resmi çizer. Bu özellik başkent dışındaki şehirlerde kimi zaman Konya’yı da geride bırakacak eserler yapmış olmalarından anlaşılabilir. Örneğin 1071’de fethedilmiş olan Kayseri’nin yapı zenginliği açısından Konya’dan aşağı kalır tarafı yok. Selçuklular yeni şehirler de inşa etti. Bunlar arasında 2. Kılıç Aslan tarafından inşa edilen Aksaray ve Beyşehir gibi şehirler sayılabilir.

Konya şehir planı, Gönül Tankut, Selçuklu Kenti kitabından alıntı

Gelelim şehirlerin nasıl dönüştürüldüğüne. Selçuklu şehirleri organik bir gelişme göstermiş. Antik çağın egemen şehir planı olan ve pek çok Bizans kentinin üzerinde geliştiği Hippodamos stili ya da kastron adı verilen Bizans kalelerinin izinden gitmediler. Ana strateji var olan Bizans kalesini iç kale olarak tekrar yorumlamak ve bunun dışına yapılan yeni surlarla şehrin gelişme yönlerini belirlemekti. Konya’nın Bizans surları, Selçuklu döneminde onarımlar geçirmiş, üzerinde şehrin yeni kimliğini vurgulayan eklemeler yapılmıştı. Surlar Şehname’den alıntılar, spolia taşlar ve Alâeddin Keykubad’ın simgesi olan çift başlı kartallarla donatılmıştı. Charles Texier’in gravürleri bugün ayakta olmayan surlar hakkında güzel bir kaynak.

Sur kapılarından biri ve civarındaki hayat

Sur kapılarından biri ve civarındaki hayat

Resim 2’de görülen kapı dekorasyonunda kullanılmış melek figürlerinden biri. 19. yüzyıldaki yıkımdan kurtulmayı başarmış. Bugün İnce Minareli Medrese’de sergileniyor

Resim 2’de görülen kapı dekorasyonunda kullanılmış melek figürlerinden biri. 19. yüzyıldaki yıkımdan kurtulmayı başarmış. Bugün İnce Minareli Medrese’de sergileniyor

Selçuklu Sarayı yıkıntıları ve Alâeddin Keykubad Camii

Selçuklu Sarayı yıkıntıları ve Alâeddin Keykubad Camii

 

Devşirme malzeme ve Keykubad’ın çift başlı kartal figürüyle süslenmiş surlardan bir detay. Burcun önündeki başsız Yunan heykeline dikkat

Devşirme malzeme ve Keykubad’ın çift başlı kartal figürüyle süslenmiş surlardan bir detay. Burcun önündeki başsız Yunan heykeline dikkat!

Var olan binaları İslamlaştırma ya da spolia adı verilen devşirme malzeme kullanımı Konya surlarında da gördüğümüz gibi şehirlerin dönüştürülmesinde kullanılan diğer unsurlardı. Bu politikanın en ilginç örneklerinden biri olarak gördüğüm Aspendos tiyatrosu, Selçuklu döneminde bir saraya dönüştürülmüştü. Pek çok İslam medeniyetinde olduğu gibi Anadolu Selçuklu Devleti’nin Ulu Camisi, Selçuklu sarayına bitişik yapıldı. Saray ve cami kentin en hâkim yeri olan antik akropolün bulunduğu tepede inşa edildi. Bir nevi Bizans’ın Hıristiyanlaştırmış olduğu akropol, İslamlaştırıldı. Diğer şehirlerde de ya şehrin en büyük bazilikası camiye çevrildi, ya da kilise tamamen yıkılıp yerine yeni bir cami inşa edildi. Bu yolla şehir merkezinde yeni din ve ideoloji baskın kılınmaya çalışıldı. Konya örneği, her açıdan ilginçlikler taşıyan bir örnek. Çünkü şehrin en önemli camisi iç kalede bulunmakta. Yani şehre tam manasıyla eklemlenmiş olmaktan uzak. Bu tarz büyük camiler Kayseri, Sivas gibi şehirlerde çarşı içinde merkezi konumlarda yapılmış. Caminin aynı zamanda şehrin alınışından tam 80 sene sonra yapılmış olması ve iç kalede bir nevi saklanması da güvenlik sorusunu akla getiriyor. Şehrin Bizans sınırına olan yakınlığı Selçuklu sultanlarında bir huzursuzluk yaratmış olmalı.

 

Şehrin çevresinde yeni yerleşimi teşvik etmenin en önemli yolu ise vakıf, cami, mescid,  vb. yapımı yeni yerleşimcileri bölgeye çekiyor ve civarında mahalleler oluşuyordu. Hanedan mensupları ve devlet erkânı bu tip binalara banilik yapan en önemli kimselerdi. Kayseri örneğinde Selçuklu Hanedanı mensubu Huand Hatun’un şehir surlarının dışına yaptırdığı külliyeyi örnek verebiliriz. Ayrıca ikta sistemi sayesinde toprak edinen yönetici sınıfı da adlarını verdikleri pek çok yapıyla şehirlerin çeperlerinde gelişmeyi yönlendirmiş. Sahip Ata, Muineddin Süleyman Pervane, Caca Bey, Celaleddin Karatay, Vezir Turumtay gibi pek çok aristokrat Konya ve diğer şehirlerde yapı faaliyetlerinde bulundu. Üçüncü grup ise sufiler ve şeyhlerdi. Mevlana Celaleddin Rumi ve Sadreddin Konevi Konya surları dışında dergâhlarını kurmuşlar ve takipçileri zamanla bu yapıların etrafına yerleşmişlerdi.

Mevlana dergâhı

Mevlana dergâhı

Ortaçağ dönemi çalışmalarının en büyük sorunu olan yazılı kaynakların ezici çoğunluğunun günümüze ulaşmayışı bu dönüşümün insanlar nezdinde nasıl karşılandığını anlamamızı engelliyor. Bu şehirlerde Türklerin gelişinden önce ikamet eden Rum, Ermeni ve Yahudilerin nasıl bir tepki verdiklerini bilmiyoruz. Fetih sürecinin inanılmaz derecede hızlı gelişmesi şehir halklarını karşı koyamaz hale getirmiş olmalı. Bazı şehirlerin savaşmadan teslim olduğu bilinen bir gerçek. Pek çok insanın batıdaki henüz fethedilmemiş Bizans şehirlerine göçtükleri de tahmin edilebilir. Elbette din değiştirmeler de yaşandı ki buna örnek olarak Eflaki’nin Menakıbü’l Arifin eserinde geçen hikâyeleri örnek gösterebiliriz. Sık sık Mevlana’yla karşılaşarak Müslüman olan gayrimüslimlerden bahsedilir. Bu hikâyelerin doğruluğu kesin değilse de erken dönem Anadolu’sundaki dinler arası karşılaşmaları ve İslamlaşma süreçlerini açıklama açısından önemli bilgiler veriyor. Yeniterzi’nin makalesi bu hikâyelerden kesitler sunuyor.

Sonuç olarak, Bizans Anadolu’sunun Türkleşmesi mimari kültür ve şehircilik alanlarında büyük bir dönüşümü tetikledi. Kiliselerin pek çoğu camiye çevrildi. Saraylar, camiler, medreseler, tekkeler ve kervansaraylar yapıldı. Yerleşim planları Anadolu’nun yeni sakinleri tarafından değiştirildi. Bu değişimde en önemli unsurlar hanedan mensupları, devlet adamları ve tarikatlar oldu. Şehirlerdeki Bizans kültürü yerini Türk-İslam egemenliğindeki, gayrimüslimleri de içinde barındıran yeni bir sisteme bıraktı.

Yazan: Sinan As

Alıntı: 5harfliler.com

Kaynakça:

Koray Özcan, “Anadolu’da Erken Dönem Türk Kent Morfolojisi ‘Selçuklu Başkenti Konya’ ”, The Journal of International Social Research, Vol. 4, 2011.

Metin Sözen ve Zeki Sönmez, “Selçuklu ve Beylikler Döneminde Yapı Alanının Örgütlenmesi”, Anadolu Türk Mimarisinde Yapı Alanının Örgütlenmesi, İTÜ, 1976.

Gönül Tankut, Selçuklu Kenti, METU, 2007.

Doğan Kuban, “Selçuklu Çağı Kentleri”, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, YKY, 2002.

Scott Redford, “The Seljuks of Rum and the Antique”, Muqarnas, Vol.10, 1993.

Emine Yeniterzi, Mevlana’nın Gayrimüslimlerle Diyalogu, 3. Uluslararası Mevlana Kongresi,

Ahmed Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, Remzi Kitabevi, 1987.

 

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun