Devletler: İsrail’in devletinin kuruluşu – Fikrikadim

Devletler: İsrail’in devletinin kuruluşu

İsrail Devleti 14 mayıs 1948’de kuruldu. İsrail devletinin kuruluşunun ilanı bölgedeki Arap ülkelerinin İsrail’e savaş açmasını beraberinde getirdi. Ve böylece ardı arkası kesilmeyecek Arap İsrail gerilimi ve savaşları başlamış oldu.

Siyasi geçmiş ve kuruluşu

Orta Doğu’nun siyasi anlamda en sorunlu bölgesinde ancak Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’a göre de ‘Vaadedilmiş topraklarda’ varlığını sürdüren İsrail Devleti 1948’de kuruldu. Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalara yayılmış olarak yaşayan Yahudi toplumunun, tarihte ilk kez bir devlete kavuşması süreci ise bu tarihten yaklaşık 100 yıl önce başladı. Bu süreç uluslararası ilişkilerin en çetrefil sorunlarından ‘Filistin Sorununu’ da doğurdu. 

Başkent: Tel Aviv Yüzölçümü: 27.817 km² (ateşkes sınırları dahilinde) Nüfus: 7.282.000 Para birimi: Şekel Dil: İbranice, Arapça Kuruluş: 14 Mayıs 1948

Vaadedilmiş topraklar üzerinde devlet kurma fikrini 19. yüzyılın ikinci yarısında olgunlaştıran Yahudi toplumu, bu fikri öncelikle İngiltere’ye götürdü. O dönemde Filistin’in denetimini elinde bulunduran İngiliz hükumeti 1848’de yayımladığı bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını buradaki Yahudileri himaye etmekle görevlendirdi.

Yahudi devletinin kuruluşunda en önemli süreç ise ‘Siyonizm’ denilen Yahudi milliyetçiliğinin vücut bulmasıyla başladı. 1870 yılında Rusya’da Theodor Herzl önderliğinde olgunlaşan Siyonist hareketin tek amacı Filistin topraklarında bir Yahudi devleti inşa etmekti.

Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak gayesine ulaşma çabasındaydı. Ancak devlet olabilmek için güçlü bir tarım sınıfına ihtiyaç olduğunu fark eden Siyonistler, bu ihtiyacı neredeyse tamamı tiacretle uğraşan Avrupa’daki Yahudi nüfusundan karşılayamayacaklarını biliyordu.

Rusya’da ise tarımla uğraşan Yahudiler mevcuttu. Bu dönemde Rusya’da Yahudilere karşı -özellikle çiftçi Yahudileri içeren- pogrom adıyla bilinen bir dizi katliam yaşandı. Katliamlara maruz kalan çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin’e yerleşmeleri teklifi yapıldı. Filistin’e göçler bu gelişmeyle 1870 yılında başladı.

Ancak Yahudi devletinin kurulmasına giden taşlı yolu temizleyen gelişme I. Dünya Savaşı sonunda, 2 Kasım 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un girişimi oldu. Siyonist hareketin liderlerini devlet kurulması konusunda İngiltere hükümetinin destekleyeceği sözünü veren Balfour Deklarasyonu kabul edildi.

Milletler Cemiyeti tarafından 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandası tanındı. Bundan sonra kurulan bir Yahudi bürosu İngiltere nezdinde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı.

Bundan sonraki yıllarda Siyonistler dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bulunan Yahudi topluluklarını -devlet kurabilmek için etkili bir nüfus oluşturmak gayesiyle- Filistin’e göçmeleri için ikna etme çabalarına girişti.

Filistin’de İngiliz mandasında Yahudi yönetimi kurulduğu sırada, Yahudilerin Araplarla dost geçinme çabası yerini Araplara yönelik tecrit hareketlerine bıraktı. Siyonist işçi hareketin liderliğinde, Yahudi göçmenlerin meydana getirdiği ortaklık esasına dayanan yerleşim bölgelerine Araplar sokulmuyor, onlara iş verilmiyordu. Kibbutz denilen bu bölgeler Yahudi Milli Fonu’nun idaresinde bulunuyordu. Bu fon, Araplara büyük paralar vererek toprak satın alıyordu.

1925’ten sonra Filistin’e Yahudi göçlerinde düşüş yaşandı. 1926-1931 yıllarında yılda ortalama 3200 Yahudi Filistin’i terk ediyordu. 1932 yılında Filistin’de 770 bin Arap nüfusa karşılık 181 bin Yahudi nüfusu vardı. Tam bu sırada Almanya’da Yahudilere yönelik Nazi soykırımının başlaması üzerine Filstin’e göç yeniden başladı. Yahudi nüfusu 1939’da 446 bin ve 1946’da 630 bine çıktı.

Nazi Almanyası’nın 1930’lardan 1940’ların ortalarına kadar Yahudilere soykırım uygulamaya başlamasıyla Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başladı.

Birinci Arap – İsrail Savaşı 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, halen varlığını sürdüren Antisemitizm dalgasının da etkisiyle 10 milyon Yahudi, dünyanın çeşitli bölgelerinden Fransa ve İtalya’ya gelerek buradan yasa dışı yollarla Filistin’e göç etti.

28 Nisan 1947’de New York’ta toplanan BM Genel Kurulu, BM Filistin Özel Komitesi’ni kurdu (UNSCOP) 1947 yılının Ağustos ayında UNSCOP, Filistin’de manda yönetiminin sona ermesi ve bölgenin Yahudi ve Araplar arasında taksim edilmesine dair karar çıkardı.

Arap ülkeleri ve Filistinli Araplar karara karşı çıkarak savaş ilan ettiler. Savaş 1949’un ortasına kadar sürdü. Bu sırada 14 Mayıs 1948’de David Ben Gurion Tel Aviv Müzesinde İsrail devletinin kurulduğunu ilan etti. Mısır, Ürdün, Irak,Suudi Arabistan, Suriye ve Lübnan düzenli birlikler oluşturarak Yahudilere saldırdı.

Savaş sonrasında her bir Arap ülkesiyle (Irak hariç) ayrı ayrı imzalanan barış anlaşmaları sonucunda Galile ve Necef’in tamamı İsrail egemenliğine girdi. Batı Şeria Ürdün denetimine girerken, Gazze Şeridi Mısır yönetimine geçti. Kudüs Şehri’nin Doğu kısmının kontrolü Ürdün’e batı kısmının kontrolü ise İsrail’e verildi. Barış anlaşmasının sonunda Knesset adı verilen meclis kuruldu. İlk Cumhurbaşkanı Haim Weizmann oldu ve siyasi partiler oluşturuldu. 10 yıl içinde 74 ülkeden 950 bin göçmen İsrail’e geldi.

İsrail devletine en büyük yardımı diasporadaki ve ABD’deki Yahudi cemaatlerinin maddi yardımları ve Holokost kurbanlarına Batı Almanya’nın ödediği tazminatlar oluşturdu. Almanya İsrail’e 1965’e dek 829 milyon dolar ödedi. Bu dönemde bölgede büyük bir mülteci sorunu baş gösterdi. Filistinli Arapların 200 bini Gazze Şeridi’nde, 200 bini Batı Şeria’da, 100 bini Ürdün’ün Doğu yakasında kaldı. 100 bini İran’a, 50 bini de Suriye’ye iltica etti.

İkinci Arap İsrail Savaşı (Sina Harekatı)

1954’te Mısır, emperyalizm karşıtı devlet başkanı Cemal Abdül Nasır döneminde Süveyş kanalını ulusallaştırdı. İngiltere ve Fransa kanalı ele geçirmek için harekete geçmişken, 29 Ekim 1956’da İsrail de Sina Yarım Adasına harekat düzenledi. 5 Kasım’da tüm Sina Yarım Adasının denetimini ele geçirdi. Bu dönemde Sovyetler ve Suriye arasında silah anlaşması; Mısır, Suriye, Irak, Ürdün arasında Savunma anlaşması vardı. Irak askerleri Ürdün’e girince Ürdün de Mısır- Suriye paktına katıldı.

1959 yılında Yaser Arafat tarafından El-Fetih örgütü kuruldu. El -Fetih, Filistin’i yalnız Filistinlilerin kurtarabileceği düşüncesinden yola çıkılarak kuruldu. Bazı Arap ülkeleri bunu kendilerine bir başkaldırı olarak gördü ve 9-19 Eylül 1963 tarihleri arasında Kahire’de toplandılar. Bunun sonucunda Ürdün’ün itiraz etmesine karşın Filistin meclisi ilk kez toplandı ve Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu. El Fetih ve FKÖ rekabeti başladı. İsrail kuvvetleri, ABD ve Sovyetlerin baskısı üzerine Sina Yarımadası’ndan çekildi. Mısır Tiran Boğazını açtı.

Altı Gün Savaşları

1958’de Irak’ta batı taraftarı Haşimi yönetimi devrildi. Suriye’de Baas partisi lideri ve Pan-Arap ideolojisinin savunucusu Nasır iktidara geldi ve Mısır’la Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşti. Yemen de federasyon olarak bu birliğe katıldı. Nasırcılar Lübnan’daki rejimi de tehdit etmeye başlayınca 1958’de Amerika Lübnan’a çıkarma yaptı. İngiliz askerleri de Ürdün’e girdi. 61’de Suriye Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrıldı.

1964’te Kahire’de toplanan Arap zirvesinde İsrail’in Ürdün nehrinden su temin etmesinin engellenmesi kararı çıktı. Böylece İsrail’in ulusal su yolu kaynaklarının %35’i azalacaktı. İsrail’in ulusal su kanalı Suriye tarafından desteklenen FATAH terör örgütü tarafından bombalandı. İsrail Savunma Kuvvetleri de Suriye’de inşa halinde olan barajlara çeşitli saldırılarda bulundu. Bu durum savaşa dek Suriye ile İsrail arasında çok sayıda çatışmaya sebep oldu. Mayıs 1967’de bu çatışmalar doruğa tırmandı. İsrail, 5 Haziran 1967’de Mısır, Suriye ve Ürdün’e saldırdı. Batı Şeria ve Gazze, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’ni kuşattı. Kudüs’ün tamamı İsrail’in eline geçti. İsrail’in kontrolündeki toprak üç kat büyümüş oldu.

Yom Kipur Savaşı

Mısır, Suriye ve Ürdün 1973’te Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’nde bulunan İsrail kuvetlerine saldırdı. Savaş, Müslümanlar için kutsal olan Ramazan ayına ve Yahudiler için kutsal olan Yom Kippur’a denk gelmişti. Savaşta ABD İsrail’e, Sovyetler de Arap devletlerine yardımda bulundu. 18 Ocak 1974’te ve 4 Eylül 1975’te Mısır ile İsrail arasında iki ayrı barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmalar Camp David barış anlaşmasının öncülü oldular. Ayrıca 31 Mart 1974’te İsrail ve Suriye arasında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından bir tampon bölge oluşturulmasına karar verildi.

Mart 1978’de ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’ın girişimleriyle İsrail ve Mısır arasında Camp David Barış Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre: İsrail Sina Yarımadası’ndan çekilecek, Sina’daki tampon bölgeye BM Barış Gücü yerleştirilecek, İsrail gemilerine Süveyş kanalından serbestçe geçiş hakkı tanınacak, Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilere tam özerklik verilmesi için görüşmeler yapılacak, Batı Şeria ve Gazze’de otonomi için gerekli seçimler düzenlenecekti. Anlaşma Arap ülkeleri tarafından kabul edilmedi. Mısır, İsrail’le anlaşmaya oturarak onu tanıyan ilk Arap ülkesi oldu.

Arap ülkelerinden gelecek geniş ölçekli bir saldırının caydırılması İsrail askeri doktrininin ana amacını; saldırı istihbaratıyla erken önlem alınabilmesi de doktrinin ikinci ayağını oluşturuyordu. Kesin askeri üstünlüğe dayanan zafer; yani saldırının hızla karşılanarak düşman ülkeye aktarılması ve düşmanın kesin yenilgiye uğratılması da doktrinin üçüncü ayağı. Yom Kipur Savaşı bu 3 dayanağın da zayıflamasına sebep oldu. İsrail askeri gücü, Arap kuvvetlerini sürpriz bir saldırı düzenlemekten alıkoyamadı. İsrail, Arap kuvvetlerine karşı üstünlük sağlamakta zorlandı ve ancak ABD’nin silah desteğiyle savaşı kazanabildi.

Lübnan Savaşı

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kendine üs olarak seçtiği yer Ürdün’dü, ancak bu durum Kral Hüseyin’i huzursuz ediyordu. Kral Hüseyin, 7 Haziran 1970’te Amman yakınlarındaki bir mülteci kampına saldırarak başlattığı harekatla, Filistin direnişinin lideri Arafat ve kuvvetlerini Ürdün’den çıkardı. İsrail’in desteğiyle meydana gelen bu olay Filistin kaynaklarında Kara Eylül olarak geçer. Bu olay üzerine Arafat Lübnan’ı üs olarak kullanmaya başladı. İsrail ordusu 6 Haziran 1982’de Lübnan’ı işgal etti. Arafat İsrail ve Suriye’nin baskısıyla Lübnan’ı terk etmek zorunda kaldı.

Kudüs’ün statüsü

Üç büyük dinin kutsal mekanlarının bir arada bulunduğu Kudüs, BM’nin 1947’de kabul ettiği paylaşım planına göre uluslararası yönetime tabi olacak, özel statülü bir bölge olarak tanımlandı. Ancak bu tanımlamaya rağmen Filistin bölgenin doğusunu, İsrail ise batısını egemenlik alanı olarak ilan etti. 1967 yılında Arap – İsrail savaşı sırasında İsrail tarafından işgal edilen bölge daha sonra Uluslararası hukuka aykırı olarak İsrail’e bağlandı. Bölgenin sadece batı kısmında egemenlik hakkı olan İsrail, 1980 yılında Kudüs’ün her iki kesimini de ülkenin birleşik başkenti olarak kabul etti. Oslo Anlaşmasına göre Kudüs’ün nihai konumuna görüşmeler sonucu karar verilecek.

BM Güvenlik Konseyi’nin 478 sayılı kararıyla İsrail’in bölgedeki hakimiyeti kabul edilmedi. Bolivya ve Paraguay hariç hiçbir ülke Kudüs’te temsilcilik açmadı. 1997 yılında ABD yönetimi yaptığı açıklamada Kudüs’ün İsrail Devleti’nin resmi başkenti olduğunu tanıdığını belirtti; ancak Kudüs’te temsilcilik açmak için girişimde bulunmadı.

Müslümanlar ve Yahudilerin Doğu Kudüs’ü paylaşamamalarının nedeni dini bağlar. Müslümanların Harem-ül Şerif diye adlandırdıkları Tapınak Dağı’nda hem Müslümanlar hem de Yahudiler için kutsal olan alanlar bulunuyor. İsrail Doğu Kudüs’e el koyduktan sonra, çeşitli arazilere el koyarak, Yahudi yerleşim bölgeleri işgal etmeye başladı. Bölgede 1972 yılında 6 bin 900 yüz yerleşimci varken bu sayı 2000 yılında 170 bin 400’e çıktı.

İdari yapı

İsrail devleti kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter bir demokrasi ile yönetiliyor. Ülkenin tek metin  halinde  düzenlenmiş bir anayasası yok. Anayasa, daha çok İngiliz sistemine benzer şekilde, çeşitli konularda yapılmış anayasal düzenleme niteliğindeki temel yasalardan oluşan bir metinden ibaret.

Cumhurbaşkanı yedi yılda bir Knesset adı verilen meclisin oyu ile seçilir. Cumhurbaşkanı genellikle törensel ve resmi görevleri yerine getirir; ancak af yetkisi gibi yürütme yetkilerine de sahiptir. Başbakanlığa cumhurbaşkanı tarafından çoğunluğu kazanan partinin lideri seçilir. Hükümete parlamento dışından bakan tayin edilebilir.

Ekonomi

İsrail ekonomisi, yüksek teknolojik araç gereç üretimi, tarım, sanayi, elmas işlemeciliği ve turizme dayalı. Kibbutz adı verilen komünal tarım çiftlikleri gıda üretiminin tamamına yakınını gerçekleştirerek ülkenin gıdada kendi kendine yetmesini sağlıyor. Teknoloji alanında İsrail ekonomisi dünyanın en hızlı gelişen ülkeleri arasında yer alıyor.

Ülke ekonomisinde önemli bir yere sahip olan tarımın temelini, İsrail’deki kolektif üretim teşkilatının modeli olan kibbutz teşkil eder. Kibbutz, kollektif çiftlikleri biçiminde teşkilatlanmış olmasına rağmen kooperatif şeklinde birimler de vardır. Bu birimlere moşavim denir. Tarım bu teşkilatlar tarafından yapılır. İsrail toplam işgücünün % 6,5’i tarım sektöründe çalışmaktadır. İsrail’de sulama şebekesi çok gelişmiştir. 400.000 hektardan büyük bir alan sulanabilmektedir. Ana tarım bölgesi Eşdraelon’dur. Sahil ovaları da vadiler kadar verimlidir. Yetiştirilen başlıca tarım ürünleri tahıl, turunçgiller, şekerpancarı, üzüm ve vişnedir.

İsrail’de sanayi de hızla gelişmekte. Sanayi devrimi 1958-1965 yılları arasında gerçekleşti. Bu dönemde ülke sanayisi % 142 oranında büyüdü. Potasyum ve bakır sanayii bunların başlıcaları. Toplam işgücünün % 33.4’ü sanayii alanında çalışıyor. Sanayi bölgeleri Tel Aviv ve Hayfa’da. Gelişen sanayi sektörlerinin başlıcaları; ilaç, optik, elektrik malzemesi, elmas işletmeciliği ve silah sanayi.

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

Bunlar da ilginizi çekebilir

  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun