“Türkiye değişti,eski rejim yıkıldı” – Fikrikadim

“Türkiye değişti,eski rejim yıkıldı”

Yeni Şafak Gazetesi yazarı  Ali Bayramoğlu Türkiye’nin değişimini, Ak Parti Kongresinde yaşananları değerlendirdiği söyleşide değişenin ne olduğuna dikkat çekiyor. Bayramoğlu’na göre  Tayyip Erdoğan dün nasıl davrandıysa bugün de öyle davranıyor. “Ancak Türkiye değişti, eski rejim yıkıldı, kimi toplumsal talepler AK Parti’yle çatışır hale geldi” diyor.

Basak Çubukcu

Basak Çubukcu

AK Parti ilk kez kez farklı liste haberlerinin kulislere yansıdığı, ikinci bir genel başkan adayı için imzaların toplandığı bir kongreye sahne oldu. Sonuçta Genel Başkan Ahmet Davutoğlu’nun değil, partinin kurucu lideri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damgasını vurduğu bir AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) oluştu. Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu ile AK Parti Kongresi’yle ilgili tartışmaları ve kongrenin çıkardığı tablo sonrası izlenimlerini konuştuk.

AK Parti kongresinde gördüğünüz tablo neydi?

İki büyük ve farklı resim var kongreden çıkan. İlki AK Parti’yle ilgili, ikincisi Türk siyasal sistemiyle… İlkinden başlayayım. AK Parti’de bugüne kadar gerçekleşen kongreler, tek liderle girilen, farklı liste tartışmaları olmayan, farklı eğilimlere rağmen tek yapıştırıcının aldığı tek kararla hareket edilen kongrelerdi. Bu kez parti içinde Erdoğan’ın yokluğu ya da ‘dışarıdan varlığı’ çerçevesinde bir ilk yaşandı. Doğal olarak eskiye oranla farklı siyasi eğilimler ve bunların ürettiği durumlar daha belirgindi. Bu açıdan iki gözlemim oldu. İlk gözlem Davutoğlu’nun kendi alanını genişletme, güçlendirme çabasıydı. Bu çabanın doğrudan Erdoğan’ı hedef alan, onunla çatışmayı, itişmeyi göze alan bir niyet üzerine oturduğu söylenemez. Ama alan genişletme söz konusuyla sonuç biraz da budur, alan Erdoğan’a karşı genişler. İkinci gözlemim şöyle: Bu alan genişletme çabasının bir sonucu da Davutoğlu’nun partinin kimi yerleşik güçlerini liste dışı bırakma hamlesiydi. İçeriden gelen bilgiler doğruysa, Davutoğlu’dan Erdoğan’a ulaşan MKYK listesi 50 yerine, seçenekli 100 kişilik bir listeydi, ancak bu listede Erdoğan’ın tercih ettiği, buna karşılık Davutoğlu’nun mesafe koymak istediği Binali Yıldırım gibi isimler örneğin yoktu. Bunun üzerine parti içinde mesafe koyduğu siyasetçiler Davutoğlu’na tepki verdiler, Erdoğan’ı işe el koyması için “oyuna” davet ettiler. Hem bu vesileyle hem partide kontrolü elden bırakmamak niyetiyle Erdoğan listeye baştan aşağı belirleyecek oranda müdahale etti. Tayyip Erdoğan’ın parti içindeki gücü bir kez daha bu kongreyle görülmüş oldu.

Davutoğlu bu listeyi hazırlarken Erdoğan’ın müdahalesiyle karşılaşacağını tahmin etmedi mi?

Bu önemli bir soru. Ben yanlış siyaset izlediğini düşünüyorum. Erdoğan gibi müdahale gücü ve niyeti olan bir aktör karşısında, “kaybetmenin hem göze alınamadığı ama hem kesin olduğu bir durum”a doğru adım atmak doğru değildi. Ama Davutoğlu farklı davranması halinde tam teslim olacağını, bu tür hamle yapmanın ise fayda getirebileceğini düşünmüş olabilir. “Tayyip Erdoğan’ın telkin edeceği listeyi hiç öneri getirmeden kabul edersem, özerk alanımı tam teslim etmiş olurum” varsayımından hareket etmiş olabilir.

Davutoğlu’nun kendi belirlediği listeyle Erdoğan’ın karşısına çıkmasının altında bir mesaj var mı?

İstifayı kastediyorsanız, hayır. Sonunda Erdoğan’ın belirlediği listeyi kabul etti. Davutoğlu listesinde ısrar etseydi, Erdoğan destekli Binali Yıldırım’ınki ve Davutoğlu’nunki olmak üzere iki liste yarışacaktı. İkinci bir listenin varlığı Davutoğlu’nun ya yarıştan çekilmesi ya da kaybetmesi sonucuna yol açacaktı. Yıldırım için 1450 toplam delegenin 920’sinin imza verdiğini unutmayalım. Davutoğlu geri adım attığına göre, ‘öyleyse ben yokum’ demediğine ilk listeyi verirken de istifayı düşünmüyordu, kendi tarzı bir uzlaşma arıyordu diyebiliriz.

‘Davutoğlu, dört büyük savaşı kaybetti’

İkili arasında bu ilk değil…

Bu bir tür karşılaşmaydı. Bunlar daha önce de oldu. Cumhurbaşkanlığı seçilmesinden sonra Erdoğan “ben hem devlet, hem hükümet, hem parti için buradayım”  mesajlarını çok güçlü verdi. Kamuoyunun önünde hükümete yönelik sert eleştiriler yöneltti. Hükümete karşı adeta siyaset yaptı Yapmayabilirdi bunu. Ama yapmasının nedeni, duruşunu dosta düşmana gösterme ve bir güç politikasıydı. Dikkat edin, hepsinde Davutoğlu kaybetti. Hakan Fidan, İzleme Komitesi,, Şeffaflaşma Yasası ve Dolmabahçe Mutabakatı… Hepsinde Erdoğan itiraz etti ve ne dediyse, o oldu.

AK Parti kongresinin Türk siyasi sistemi açısından sonucu var demiştiniz, işin o yönüne nasıl bakıyorsunuz?

İşin o yönü ilk kez bir cumhurbaşkanının bir siyasi parti kongresinde bu etkili ve görünür olmasıdır. Bir süredir cumhurbaşkanının yürütmeye müdahalesi ve tarafsızlığı tartışılıyor. Erdoğan’ın seçim meydanlarına çıkması ve taraf alması en ciddi eleştiri konusuydu ve bence ciddi anayasa ihlali görüntüsüydü. Şimdi bunlara daha ileri bir tartışma konusu eklendi. Bir cumhurbaşkanının bir siyasi partinin merkez yönetim kurulu listesini belirlemesi pek görülmüş bir durum değildir, anayasayla uyumlu bir durum hiç değildir. Türkiye bunu normal kabul eder noktaya geldi ama, bu tür sorunlar ileride büyür ve ülkenin başına çorap örer. Bu, bir bardağa su dolması gibidir. Yorum ve keyfilik arasındaki çizgiyi iyi çekmek gerekir. Bir anayasal durum vardır. O bir koddur ve ona göre davranmanız gerekir. Meşruiyetin kaynağı hukuk kadar sosyolojiden, seçimden geliyorsa, mesele hukukla sosyolojiyi tokuşturmadan yani ‘sosyoloji bunu diyor, hukuku da bildiğim gibi uygularım demeden” ya anayasal değişiklikle ya da kısmi meşru yorumlarla ikisini uyumlu hale getirmektir.. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçildiği için eskiye oranla daha yüksek bir meşruiyeti vardır ve Anayasa’daki kimi yetki ve sahaları daha etkin ve aktif kullanabilir. Bunlara anayasa ihlali dememek lazım. Ama keyfilik başka bir şey, örneğin cumhurbaşkanı ben partili cumhurbaşkanıyım diyemez, anayasada hüküm açık, cumhurbaşkanın işlevi partisel siyasi ilişkilerin dışında tanzim edilmiş, ama böyle der ve böyle davranırsa yorum sınırı aşılır ve keyfiliğe girilir. Cumhurbaşkanın bir partinin yönetim listesine müdahale etmesi bardağın dolma seviyesinin arttığını gösterir.

Söyleşinin devamı: ‘Erdoğan aynı, Türkiye değişti’

 

Bumerang - Yazarkafe

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun